|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kadın romanın neresinde?
Kadın romanın neresinde, romana ne kattı, Kerime Nadir'lerle başlayan süreç kadın romancılarımızı nereye getirdi gibi soruları Elif Şafak, Buket Uzuner, Emine Işınsu ve Selim İleri cevapladı.
Kadın romancılarımız da en az erkek romancılarımız kadar başarılı eserler ortaya çıkarmasına rağmen, romancılığımızın ilk dönemlerinde eserler veren erkek romancılar kadar tanınmadılar. 'Kadın romancı' tanımı cinsiyete bağlı bir kategorizasyon olduğu için baştan yanıltıcı bir sıfat olarak rahatsızlık veriyor olsa da bu kullanılmadığı anlamına da gelmiyor. Bugün pek çok okur Kerime Nadir, Safiye Erol, Semiha Ayverdi, Peride Celâl, Suat Derviş, Leyla Erbil, Muazzez Tahsin Berkant gibi yetenekleri tanımıyor. Kadın romancılarımızın bir kaç isim dışında çok fazla gündeme gelmemesi, 'hak ettikleri ilgiyi acaba hangi nedenlerden ötürü göremiyorlar?' sorusunu akla getiriyor. Biz de bu konuyu, Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin Berkant'ın eserlerini yeniden gün yüzüne çıkaran Selim İleri'ye ve ünlü kadın romancılarımıza sorduk. Etiketlerden hoşlanmıyorum "Kadın romancılar yaftası son derece kısıtlayıcı bir kategorizasyon ve her kategorizasyon gibi basitleştirici, her genelleme gibi farklılıkları görmeye mâni. Bu konularda konuşurken iki noktaya dikkat etmeliyiz bence. Birincisi, tek tek isimleri konuşmalıyız. Mesela oturup Leyla Erbil'in yazınsal serüvenini konuşmalıyız. Halide Edip Adıvar'ı değerlendirirken onun bir kadın olduğunu gözardı edemeyiz elbette. Onun romanlarını okurken cinsiyet ideolojilerinin buralarda nasıl yeniden üretildiğini de görmeliyiz. Ama tutup da Halide Edip'i, kendi kuşağından ya da sonraki kuşaktan kadın yazarlarla aynı pota içinde eritip genellemeler çıkartmaya kalktığımızda, yanıltıcı sonuçlar elde etmekten öteye geçemeyiz" diyen Elif Şafak ikinci olarak da kadın yazarlar ya da erkek yazarlar kategorilerinden evvel, Türk edebiyatının ve toplumunun geçirdiği dönüşümün evrelerini takip edilmesi gerektiğini söylüyor: "Ben 'kadın romancı' diye anılmaktan ve tüm kadın yazarların bir kategori altında toplanıp, ortak özelliklerinin çıkartılması eğiliminden son derece rahatsızım. Bu tür yaklaşımlar, özünde iyi niyetli olsa bile yanlış sonuçlar verebiliyor." Yeteneğimiz güç kabul edildi "Yazmak eylemi benim hayatımın organik bir parçasıdır" diyen Buket Uzuner, yazarları cinsiyetlerine göre ayırmanın kesinlikle yanlış olduğunu ama ne yazık ki hâlâ yazar denince yalnız erkeklerin anlaşıldığını, bu nedenle de 'kadın yazar' kavramının bir türlü tedavülden kalkmadığını söylüyor. Uzuner'e göre, sadece edebi sahada değil tüm alanlarda kadın başarısına ket vuruluyor: "Edebiyat, entellektüel ve yaratıcı bir alandır ve bu alanlardaki varlığınızı meşrulaştırmanız konusundaki kararlar da erkekler tarafından verilir. Zeka, yetenek ve bilgi bir kadın bedeni içinde ortaya çıkınca bunun kabulü daima güç olmuş, engellenmiştir. Kadınlara ancak mankenlik (!), sekreterlik, küçük yöneticilikler ve müzik alanlarında yükselebilme olanağı tanınıyor. Olanak sağlandığında kadınların da kendileri kadar zeki ve yaratıcı olacağını kabul edememek ırkçılıktır ve ciddi bir iktidar meselesidir." İlgi hiç eksik olmadı "Roman yazmak, beni manevi olarak doyuruyor, yazmadığım zamanlar yok oluyorum" diyen Emine Işınsu, Cumhuriyet sonrası roman tarihi içerisinde kadın yazarların gayet iyi ilgi gördüğünü düşünüyor: "Ben, hanım romancılarımızın, o zamanki memleket şartlarına göre, bir hayli ilgi gördüğüne inanıyorum. Zaten öyle olmasaydı, bugün eskilere dönüş yapıp, onların eserlerini yeniden yayınlamak tecrübesine girişmezlerdi" diyen başarılı romancı Emine Işınsu, kadın romancılarımızın geldiği noktayı ise oldukça olumlu buluyor: "Bana 'bir kaç Türk romancısı ismi ver' derseniz, ilk aklıma gelenler hanım romancılarımız olur, hemen saymaya başlarım: Alev Alatlı, Buket Uzuner, Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Pınar Kür, vs.. Çok şükür kadın romancılarımız, erkeklerin yanında onlardan aşağı bir platformda değil, çok üstünde olmasalar da, aynı seviyede veya üstün durumdalar." Romana bireyi kazandırdılar
Türk edebiyatında kadın romancılarımızın bugüne kadar çok büyük emeklerinin olduğunu söyleyen Selim İleri, kadın romancılarımızın romana insan duygusunu aktarım konusunda katkıları olduğunu belirtiyor. Erkek romancıların daha çok toplumsal sorunları dile getirmekle meşgulken, kadın romancılarımızın bireyin sorunlarını işlemeyi tercih ettiğini söyleyen İleri, Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkant gibi kadın romancılarımızın eserlerinin Doğan Kitap etiketiyle yeniden yayımlanmasını sağlayan çalışmasıyla dikkat çekmişti. Kadın romancılarımızın romana içerik kadar teknik açıdan da yenilikler kattığını söyleyen İleri, Peride Celâl ve Sayife Erol gibi yazarların yaşadıkarı döneme nazaran teknik açıdan romana inanılmaz farklılıklar ve yenilikler kazandırdığını belirtiyor. Günümüz kadın romancılarını pek fazla takip etmediğini söyleyen İleri, Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin Berkant'ın eserlerinin yayımlandığı andan itibaren yeniden geniş bir okur kitlesi tarafından ilgi gördüğünü sözlerine ekliyor. Selim İleri kadın romancılarımıza hayranlığını dile getirirken kadın yazarlarımız da görüşlerini aktarıyorlar. Kadın yazarların erkeklerin gölgesinde kaldığını düşünmediğini söyleyen Elif Şafak, 1970lerden sonra Türk edebiyatının bir başka döneme girdiğine dikkat çekiyor. Kadının erkeğe göre çok daha fazla sorumluluk yüklenmiş yaşamının roman gibi tam zamanlı ve tamamen adanmışlık isteyen bir uğraştan çok hikayeye daha uygun düştüğünü söyleyen Buket Uzuner, kadın romancıların işinin sadece roman yazmakla sınırlı olmadığını söylerken Emine Işınsu, bugün yazarların toplumsal konulara cinsiyetleriyle değil bir yazar olgunluğuyla yaklaştıklarını kaydediyor.
|
|
|
|
|
|
|
|