T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kemalist çizgi ve siyaset

Bugün, özellikle sistem ve siyaset üzerinde örtülü bir etkinliğe sahip olan kemalist çevreleri zihni bir egzersize davet etmek istiyorum. Şöyle:

Nilüfer Göle'nin "Modern Mahrem" isimli kitabında kemalist hareketin "Batılışma ve Kadın" politikasına ilişkin bir değerlendirmesi var. Çok özetle diyor ki:

"Kemalist çizgi Batılılaşmayı bir medeniyet değişimi olarak algıladı ve bunu kadın üzerinden gerçekleştirmek istedi. Ancak hedeflediği yeni Türk kadınına ulaştığı tartışılabilir. Devrimlerle gelen bir kadın tipi, Batılılaşmadan yozlaşmaya yol aldı. Bu devrimin hedeflediği kadın değildi. Kemalist çizgi, hayatın içinde ama Anadolu kadınının temel özelliklerini de kaybetmemiş bir tipi idealize etmişti. 80 yıl içinde buna ulaştığı da tartışmalıdır."

Göle'yi okurken, aslında aranan kadının "Anadolu kadını"nın okumuş tipi olduğunu, bunun da belki en gerçek şekliyle, 1980'lerden sonra kamu alanına giren "Başörtülü genç kız"ın kişiliğinde somutlaştığını, ancak, kemalist çizginin, "Batılılaşma serüveni" içinde İslam'la arasına mesafe koyduğu için, geçmişte halkla yeterli iletişimi sağlayamaması yüzünden kendisinin üretemediği "ideal kadın"ı, başörtülü kimliği içinde de dışlamayı tercih ettiğini düşündüm. İslam'la mesafeli duruş, kemalist çizginin halkla ilişkilerini olumsuz etkiliyor, ve onu, marjinal ve daha kötüsü jakoben bir söylem haline dönüştürüyordu. Bunun sonucu toplumdan soyutlanan kemalist çizginin, güç odaklarınca halka baskı için kullanılmasıydı. 1980'den bu yana ve özellikle 28 Şubat'tan sonra, ve özellikle başörtüsü olayında, kemalist çizginin bir kere daha halktan nasıl dışlandığını, sağlıklı bakabilen bir göz rahatlıkla görebilir.

Şimdi buradan siyasete gelelim.

Kemalist çizginin siyaseti de kendi hedefleri istikametinde inşa etmek isteyeceği tabii idi. Bunun için bir parti bile kuruldu. Peki ne oldu sonunda? Bir, kurulan parti halkla bütünleşemedi, halk nezdinde sürekli bir karşı birikim oluştu. Üstelik bu birikimin, halkta, söz konusu partiden çok daha derinlikli bir varlığı dolduğu görüldü. Karşı oluşumlar hep tehlike olarak nitelendi ve budandı. Bu da halkın tepkisini büyüttü, kemalist çizgiyi marjinalleştirdi. Bu kemalist çizginin halktan kopukluığunun resmini verdi. Denebilir ki kemalist çizginin siyasette bu noktaya gelmesinde genel planda İslam'la arasına mesafe koymasının belirleyici etkisi vardır.

Bugün gelinen noktada, mesela 28 Şubat'a geliş ve devamında, kemalist çizgi, iki ana siyasi görüntü veriyor:

1. İslam karşıtı Batıcı güçlerle yanyana duruş.

2. Gene İslam' a mesafeli duruşu ana renk halinde olan ama, Batıcı güçlere karşı da tavır geliştiren, "millici", "kuvacı" diye tanımlanan bir yapılanma...

28 Şubat'ta islami birikimin her türlüsüne (siyasi, ekonomik, bürokratik, kültürel alanlarda) karşı işbirliği içinde olan ve sonuç almak için etkin kemalist güçlerin tavrından yararlanan çevreler bugün ayrışmış durumdadır. Görülen o ki, 28 Şubat'ta gücünden yararlanılan etkin güçler de siyasi bakımdan karmaşık bir zihni yapı içindeler.

Eskiden "Batıcı" diye tanımlanan, bugün belki "Küreselleşmeci" diye nitelenebilecek bir çevre, tıpkı "kadın hareketi"nde olduğu gibi, yozlaşmış bir siyasi zihniyeti temsil ediyor. Yozlaşmış, yani milli hassasiyetlerden uzak, uluslararası iradeye ram olmuş, Türkiye'yi uluslararası iradenin güdümüne sokmak isteyen bir çizgi... Bir kısım medyanın, bir kısım iş çevrelerinin, bir kısım siyasetçinin buluştuğu bir çerçeve bu. Vatanseverliği, bağımsızlığı ana değer olarak kabul eden kemalist çizgi bu hareketle bütünleşmekte zorlanıyor. Belki de "28 Şubat bunun için mi, yani Türkiye'yi alıp kurüsel güçlerin güdümüne sokmak için mi yapıldı?" diye soruyordur kendi kendine...

Diğer çevre, 28 Şubat'ın "militan demokrat"larından oluşuyor ve bunların kemalist ideolojiye fanatik çerçevede bağlı oldukları düşünülebilir. Bunlar vatanseverlik ve bağımsızlık konusunda da duyarlıdırlar. Ancak bir eksikleri var: Halkla iletişim. Arkalarında halk yok. Tıpkı kemalist hareketin aslında idealize ettiği Anadolu kadını ile buluşamaması gibi. Bunun da sebebi, gene İslam'a karşı koydukları mesafeli tavırla ilgili.

Ben ilke olarak, siyasete, siyaset dışı güçlerin etkide bulunmasına karşıyım. Ancak burası Türkiye, ve burada siyaset, Cumhuriyet'in kuruluşundan beri etkin kemalist güçlerin müdahalelerine maruzdur. Ama gelinen nokta da meydanda:

Ya gücünüzü, Batıcı-Küreselleşmeci ve belirgin ölçüde çıkarcı güçlerin siyasete egemen olması için desteğe dönüştüreceksiniz.

Ya da bir başka formülde, küçük, marjinal, halkla iletişimi sıfırlanmış dar kadrocuklar (!), sizin adınıza siyasi söylem üretecekler. O durumda da, temsil ettiğiniz çizgi, sadece toplumsal zaafı ile arzı endam edecek.

İki halde de kemalist çizgi, bir başarısızlığı temsil ediyor. "Batıcı - Küreselleşmeci-çıkarcı" çizgi ile bütünleştiğinde vatanseverliğini, bağımsızlığı feda etmek zorunda kalıyor, "militan demokrat" çizgi ile bütünleştiğinde de halktan kopuyor, bir minik adacığa dönüşüyor.

TÜSİAD'ın askerlere raporlar sunduğu, 28 Şubat aktörlerinin en bıçkın kemalist söylemlerle partileşmeye çalıştığı, Amerika'dan referanslı yeni oluşumların Türkiye üzerine hesaplar yaptığı ve bir takım insanların "İslam'la küçük-büyük bağlantıları" sebebiyle "tehdit kapsamı" içine sokulduğu bir zamanda böyle bir zihni egzersiz yapma gereği duydum.

Son söz olarak şunu söylemek isterim:

-Türkiye'nin kuruluş felsefesini belirleyen kemalist hareket, bugün gerçekten dramatik bir noktadadır. 80 yıl sonra Türkiye getirilmiş, Amerika'nın Irak harekatında Türk askerini ikmal gücü olarak kullanmaya zorladığı bir noktaya dayanmıştır. Siyasi bakımdan yozlaşmış çıkarcı çizgilerle marjinal çizgiler arasında sıkışıp kalmıştır. Ve halkla ilişkileri sorunludur.

Belki küçük marjinal kemalist gruplar da "halkın kurtuluşu için yola çıkmış bir hareketin halktan neden bu kadar kopuk olduğu" noktasında bir özeleştiri yapmalı ama asıl, illegal de olsa, Türkiye siyasetini belirleme imkanı sebebiyle sık sık güçlerine başvurulan etkin çevreler özeleştiri yapmalı... Çünkü onların halksız olmaları mümkün değil. Ayrıca, Türkiye'nin temel sancısı da burada...


20 Temmuz 2002
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED