|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yeni algı kapılarını aralayan şiir
Özgünlüğün, biricikliğin ağır bir tehdit altında olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın doğaya egemenlik kurma aracı olan teknik, insanın kendi doğasına müdahaleye kadar dayandı. Birey, işaret ettiği öz tahribata uğramış pek çok kavramla aynı kaderi paylaşıyor: Çağdaş kitle kültürü, bir yandan, insanı özne konumundan uzaklaştırarak birey kavramının içeriğini buharlaştırırken, öte yandan aynı kavramın altını kendi kutsalını yaratmak istercesine, artan bir ısrarla çiziyor. İnsanla birey uçurum ucunda Bugün, 'insan'la birey arasında beliren ve insanlığın ilk kez burun buruna geldiği bir uçurumdan söz edilebilir. Bu, tekil planda, varoluşsal realitesi içinde insanın 'kendi'ni gerçekleştirme potansiyelinin bir imkan olarak iptali anlamına geliyor. Genel plandaysa, insan karşısında toplumu buluyor. İstilacı oluşumun odağından gelen her yeni dalga, yeryüzü coğrafyasını düzleştiriyor. Çağımızın kendine özgü gerçekliğiyle yüzleşebilmek ve yeni durumu bir imkan haline getirebilmek için, sanat şahsi olana artık daha fazla odaklanmak zorunda. Özellikle bir dil sanatı olarak edebiyat, bu yeni şartlarda, bir direniş ve açılım noktası olmaktan öte bir önem kazanıyor. Varoluş bilincinin insana yüklediği kişilik en besleyici kaynağını şüphesiz ki sanatta bulacaktır. Bu sanat, insan özüyle doğrudan irtibat kurabilecek ve insan ruhunu yüceltecek olan sanattır. Bu sanat, bugünü kökleriyle kavrayıp, işaretlerini sezdiği geleceği yeni bir özsu ile besleyip büyütecek olan sanattır. Şiirimizin has şairi Bizim şiirimiz, kendi dilimizde kendi medeniyetimizin berrak rüyasını gören şiirdir. İnsanın anonimleştiği, metafiziğin gündelik psikolojik yaşantıya kıstırıldığı çağımızda şiir ve sanat, büyük çıkışını ancak, insanı, aşkın değerlerin tek muhatabı olarak görüp yücelten bir medeniyetin içinden yapabilir. Zihinsel ve ruhsal kirlenmeye karşı bir arınma ve yeniden bütünleniş aracı olacaksa sanat, her bir insanın biricikliği ilkesinden yola çıkmak zorundadır. Aramızdan ayrılışının 15. yılını geride bıraktığımız Cahit Zarifoğlu, Türk şiirinde medeniyet perspektifini tüm ideolojik söylemlerin üzerinde tutan, insanı olanca tedirginlikleriyle sanatının odağına yerleştirerek sanatçı kimliğinin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirebilmiş bir şairdir. Edebiyat ve sanat ortamı, hakiki bir yetenek kumaşının zeka, cesaret ve yaratıcılıkla dilde ne tür şekiller alabileceğini onunla bir kez daha görmüştür. Onun şiirler toplamına, soy şiirin, şiirsel karşısındaki büyüklüğü ve ontolojik sahiciliği açısından da bakmak gerekir. Zarifoğlu, dilimiz ve medeniyetimizin bilinçdışı dünyasından yeni bir şiir damarı olarak doğmuş, kendisiyle birlikte gün ışığına çıkan bu yeni cevher sanat alanının uçsuz bucaksız bir keşif ve ibda alanı olduğunu da göstermiştir. Bu, aynı zamanda, gelenekle kurulacak ilişkinin bir alışverişin ötesinde temelde bir yaratıcı faaliyet olduğunun da en açık işaretidir. Türk şiirindeki bu büyük mizaç; saf kaynakla irtibat kurmuş yaratıcı yeteneğin, şiire merkezinden değil çevresinden ulaşmaya çalışan, sezgiye değil modellemeye dayanan, keşfedici değil çoğaltıcı olan şiir tekniklerine karşı üstünlüğünü de ortaya koymuştur. Sanat sorumluluğuyla yüzyüze Zarifoğlu şiiri, yenilikçi hamlesinde orijinalite ve yaratıcı enerjisini, kavrayış gücü ile yeteneğin keskinleştirdiği iç gerilimlerden alır. Onun şiirinde insan, bütün insanlık durumlarının kendine yer bulabildiği bir sahne-dünyasının ortasındadır. İnsan bütünlüğü burada ancak karşıtlıklarla kurulur. Bu sanatsal tavır, her bir insanın dünyadaki macerasının öznelliği gerçeğine tutulmuş bir projektördür. Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü, koşulların, sanatı asli sorumluluklarıyla yeniden karşı karşıya bıraktığı bir ortamda hayata geçiyor. Zarifoğlu'nun kültür dünyamızda haklı bir yer edinen şiir ve edebiyatı, çatışmaların içinden geçerek bütünlüğe ulaşan insanı odağına yerleştirmesi, iç hamlelerine adeta bir yeraltı kaynağı gibi çıkış noktası arayan 'birey'i 'kitle'ye karşı koruması ve bağlanmadan önce özgürlüğe duyduğu sonsuz inançla sanat ortamına diriltici bir ilgi olanağı sunuyor. Bu eser, şüphesiz ki asıl fonksiyonunu, okuyucusunu, insanlık durumunun esrarengiz halleriyle karşılaştırarak sürdürecektir. Sanatçının adına düzenlenen şiir ödülü ise, insan derinliğini kendine özgü açılardan kavrayan, "tek insan"ın biricikliğini kendi orijinalitesi içinde ortaya koyan yaratıcı sanat zekasına bir yankı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu ödüllerin, edebiyat gündemine taşınmasına yardımcı olacağı eserler, inanıyoruz ki okuyucuya yeni algı kapıları aralayan eserler olacaktır.
Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü hakkında
Ödül, temel ölçüt olarak, Cahit Zarifoğlu sanatının da asli unsuru olan yaratıcılık ve orijinaliteyi gözetecek, insan derinliğini kendine özgü açılardan kavrayan, "insan teki"nin biricikliğini kendi sesi ve tutumu içinde ortaya koyan yaratıcı sanat zekasına bir yankı olmayı amaçlıyor. Katılmak isteyen şairler yıl içinde (1 Ocak-31 Aralık 2002) yayımlanmış şiir kitaplarıyla kendileri başvurabilecekleri gibi, aday gösterilebilecekler. Ödül, kitap bütünlüğüne ulaşmış, yayıma hazır şiir dosyalarına da açık. Katılacaklar kitaplarını en geç 1 Şubat 2003 tarihine kadar Cahit Zarifoğlu Şiir ve Edebiyat Girişimi Genel Sekreterliği, Zafer Sokak No: 17 80220 Nişantaşı adresine ulaştıracaklar. Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Enis Batur, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Prof. Dr. Turan Koç, Dr. Alim Kahraman ve Cevdet Karal'dan oluşan jüri tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda seçilecek kitaba 3 milyar lira para ödülü verilecek. Jüri gerekli görürse, bir başka esere de 1 milyar lira ödüllü Jüri Özel Ödülü verebilecek. Ayrıntılı bilgi için tel: 0 212 240 23 83
|
|
|
|
|
|
|
|