|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Orta Asya, Güney ve Güneydoğu Asya'dan sonra "ABD-İngiltere-İsrail üçgeni"nin "küresel hegemonya savaşı"nın en önemli ağırlık merkezini oluşturan Ortadoğu cephesi Irak'a saldırı ile başlatılacak. Filistin'de süren Bush-Şaron işgali, ABD'nin Ortadoğu'yu yeniden yapılandırma planının vahşi yüzünü ortaya koymakla birlikte, Ortadoğu cephesinin ne kadar kapsamlı bir proje olduğu Irak'a saldırı ile kendini gösterecek. 11 Eylül sonrası başlatılan istila hareketi kapsamında İsrail-Filistin savaşının niteliğinin nasıl değiştiğini gördük. Irak'a yapılacak ABD-İngiliz-İsrail ortak saldırısının ise sadece bu ülkeyi değil, kısa vadede Suriye, Ürdün ve Lübnan'ı, orta vadede ise İran, Türkiye ve Suudi Arabistan'ı derinden sarsacak Ortadoğu'yu yeniden yapılandırma projesinin en önemli adımı olacağını göreceğiz. Kafkaslar, Orta Asya, Güney Asya ve Güneydoğu Asya hattı üzerinde devam eden ekonomik/siyasi/askeri hegemonya savaşı, "Ortadoğu cephesi" ile birleştirilip, bütün bu bölgelerdeki enerji kaynakları üzerinde merkezi bir otorite kurulması amaçlanıyor. Ayrıca, bölge ülkelerinin askeri gücü kırılıp, nükleer kapasitesi kontrol altına alınacak. Muhalif yönetimler devrilip yerine "Amerika'nın dostu" yönetimler, yani şirket hükümetleri kurulacak. Irak'a saldırının hiçbir meşru gerekçesi yok. Saddam Hüseyin yönetiminin 11 Eylül saldırılarıyla veya El Kaide örgütüyle bağlantısı kurulamadı. Kitle imha silahları konusunda ise şu söylenebilir: İsrail'in dört yüz nükleer füzesi var. İsrail'in Almanlar'a yaptırdığı nükleer denizaltılar Doğu Akdeniz'i denetliyor. Ortadoğu için en ciddi tehdit İsrail'in elindeki nükleer güçtür. Hedef: "İran-Irak-Suriye-Lübnan hattı"
11 Eylül'den sonra ABD, her hangi bir ülkeye saldırmak için bir gerekçe aramıyor ve bu da yadırganmıyor. ABD'ye yönelik tehlikeleri önceden tespit edip yok etmeye dayalı "Bush doktrini", yani "yakın tehlikenin bertaraf edilmesi" şeklinde özetlenen bir gerekçesi var ABD'nin. Bu politika, yakın ve orta vadede ABD için tehdit oluşturma potansiyeli taşıyan her ülkeyi hedef alıyor. Bu çerçevede, Filistin ve Irak'tan sonra Suriye, Lübnan, İran hatta S. Arabistan'ın hedef olmaları muhtemel. İsrail-Ürdün ve harekat sonrası kurulacak Irak yönetimi ile Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'ne uzanacak ABD-İsrail ekonomik/güvenlik hattının zamanla Türkiye'yi de tehdit olarak algılamayacağını kim iddia edebilir? Irak harekatı "Saddam'ın devrilmesi" şeklinde özetlenecek kadar basit değil. ABD'nin Ortadoğu'da kontrol edemediği bir bölge var: "İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin hattı". Yani Basra Körfezi'nden Doğu Akdeniz'e uzanan kuşak, ABD-İsrail'in ekonomik, siyasi ve askeri denetiminin dışında. Bu bölge, yeni Amerikan sömürgeciliğine ve İsrail'in güvenliğine karşı bölgesel muhalefetin merkezi. Orta Asya enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştıracak üç önemli çıkış noktası var: Afganistan-Pakistan hattı, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz. Üç bölge de birbirini tamamlayan noktalar. Orta Asya ve Ortadoğu petrolü üzerinde denetim kurulabilmesi için üç bölgenin de kontrol edilmesi gerekiyor. Afganistan'da açılan "Orta Asya-Güney ve Güneydoğu Asya cephesi"nin yoluna devam edebilmesi için de Basra Körfezi'nden Doğu Akdeniz'e uzanan bölgenin denetim altına alınması gerekiyor. İran'dan Lübnan'a uzanan ve Irak, Suriye, Ürdün ve Filistin'i de içine alan bölge önümüzdeki on yılın en büyük çatışma alanlarından biri olacak. Başta Kuzey Irak olmak üzere, Irak, Suriye ve Ürdün'de ciddi değişimler yaşanacak. Kuzey Irak üzerinde artık bir daha Bağdat merkezli bir otorite tesis edilemeyecek. Afganistan-Pakistan, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz'e çok dikkat edin. Bütün bölgesel planlar bu üç nokta üzerinden hareketle yapılıyor. Yani, Irak'a saldırının amacı Basra Körfezi'nden Doğu Akdeniz'e uzanan hattı kontrol etmek. İsrail'in önü Basra Körfezi'ne kadar açılacak
Planının bir başka amacı daha var: İsrail'in bölgesel etkinliğini Basra Körfezi'ne kadar yaymak ve İran ile Körfez ve bölge ülkeleri arasındaki yakınlaşmayı sabote etmek. "ABD-İsrail ekseni" içinde yer alan iki önemli Müslüman ülke var: Türkiye ve Ürdün. Irak'ın parçalanması ya da ABD-İsrail yanlısı bir yönetimin kurulması bu ülkenin de ABD/İsrail etkinliğine teslim olması demektir. Böylece hem Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'ne kadar ekonomik/askeri koridor açılmış olacak hem de Doğu Akdeniz'de ciddi bir güce dönüşen İsrail, Basra Körfezi'ne kadar uzanacak. Suriye, Ürdün ve Türkiye'den sonra Irak'ın da ABD-İsrail eksenine teslim olmasıyla Suriye kuşatılmış olacak. İşte o zaman Suriye'nin teslim olmaktan başka çaresi yok. Suriye'den sonra ise gözler İran'a dönecek ve belki de en şiddetli sarsıntı İran üzerinde yaşanacak. ABD-İsrail ekseni bölge ülkelerini birer birer yutuyor. Bütün bunlar Ortadoğu'nun haritasının yeniden çizilmesi anlamına geliyor. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in Ankara'daki gündemi bu açılardan değerlendirilmeli. Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarını Washington'da ve temaslarının ağırlık noktasını Filistin değil Irak saldırısı oluşturuyor. "Eksen" içindeki Türkiye ve Ürdün'ün ABD harekatına karşı çıkma iradeleri çok zayıf. Ankara'da Suriye ve İran'a biraz yakınlık gösteren ve Irak konusunda ayak diretenlerin nasıl bir akıbetle karşı karşıya bulundukları son siyasi depremle ortaya çıktı. S. Arabistan ve Mısır ise, Arap kamuoyuna verdikleri harekata karşıyız mesajları ile yürüttükleri gizli pazarlıklar arasında sıkışmış durumda. 'Saddam'ın yerine Prens Hasan' ne demek?
Harekat sonrası Ürdün de Irak gibi parçalanabilir. Ürdün topraklarıyla desteklenecek bir Filistin devleti kurulabilir. Parçalanacak Irak'ın Arap nüfusu ve toprakları ile de yeni Irak yönetimi oluşturulur. Ürdün Prensi Hasan'ın Saddam sonrası Irak'ın başına getirileceğine dair iddialar, senaryonun ne kadar "derin" olduğunun ipuçlarını veriyor. Avrupa Rusya ve Çin, ABD'nin Orta Asya'dan sonra Ortadoğu'yu yeniden yapılandırmaya grişmesinden ciddi endişe duyuyorlar. Avrupa, Orta Asya'dan sonra Ortadoğu'dan da kovulmaktan endişe ediyor. Kıbrıs defterinin kapatılması ve adanın bütün olarak AB'ye girmesiyle Avrupa'nın tutumu yumuşayabilir. Türkiye, hem Kıbrıs hem de Kuzey Irak konusunda köşeye sıkıştı. Ekonomik bağımlılık ve ABD-İsrail-Türkiye ekseni bağlamındaki yükümlülükleri harekat alanını sınırlıyor. Irak'ın toprak bütünlüğü güvencesi Türkiye'nin güvenlik endişelerini gidermiyor. Harekat sonrası Irak'ın bütünlüğünün mümkün olmadığını herkes biliyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |