|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yekta Güngör Özden önderliğindeki "kemalist parti" nihayet start alıyor; hayırlı uğurlu olsun. Kuruluş dilekçesi bugün İçişleri Bakanlığı'na sunulacak. Kimler var partide? Yekta Güngör Özden, tabii ki... Osman Özbek... Vural Savaş... Bir rivayete göre, değerli komutanlar Kemal Yavuz ve Çevik Bir de kurucu kadroda bulunuyorlar ama, bu fevkalade önemli bilgiyi henüz doğrulatamadım. Özden'i tanıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan emekli, ülkenin sahih ve salih kemalistlerinden biri, belki de birinciye geleni. Bir konuşmasında, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değildir" buyurmuş, bu sözü "TBMM'ye hakaret" addedip eleştiri yönelten gazeteci arkadaşımızı (Ahmet Kekeç'i) "TBMM'ye hakaret"ten mahkemeye vermişti. Arkadaşımız mahkemeden "beraat"la çıktı, ama, Yekta Güngör Özden "onursuzlar", "şerefsizler", "alçaklar" sözünün hesabını henüz vermedi. Kemal Yavuz'u ben de yeterince inceleyemedim. Eski bir asker. Bir televizyon oturumunda izlemiştim; kaşlarını devirmiş, irtica yasalarına gerekli hassasiyeti göstermeyen Meclis'i "darbe"yle korkutuyordu. Vural Savaş ve Osman Özbek'i anmaya gerek yok. Ekibin en "cilalı" ismi, kuşku yok ki Çevik Bir. Onu "Andıç"tan hatırlayacaksınız. Bir de, Tel-Aviv'e yaptığı "sık" ve "seri" ziyaretlerden. İsrail'le yapılan "stratejik" anlaşmaların altında da imzası var. Amerika'da mukim bir Yahudi kuruluşunun lütfettiği "Uluslararası Liderlik Ödülü"nü almış, o hızla Türkiye'ye dönüp Cumhurbaşkanlığı'na "aday adaylığını" açıklamıştı. "Niçin aday oldunuz?" sorusuna o günlerde şu cevabı veriyordu: "Sivil toplumun önünü açmak için." Ama sivil toplum, tabiri amiyane ile, yemedi. Demokrasiye "balans ayarı" çeken, savcıları karargâha çağırıp birifingleyip tütsüleyen, bazı gazetecilerin işine son verdirip bazılarını PKK'yla organik işbirliği içinde gösteren, 'iç tehdit konsepti' uyarınca kebapçı-lahmacuncu taifesini fişleten, sivil toplum örgütlerinin kapısına kilit vurduran, yaptığı yüzlerce suç duyurusuyla yargıyı baskı altında tutan bu değerli Türk büyüğündeki cevheri kimseler keşfedemedi. İşin hazin tarafı şuydu: Paşa, Çankaya'da oturmak uğruna, vaktiyle "kökünü kazıdığı" sivil toplumdan "icazet" dilenir hale düşmüştü. Neyse... Nice hayırlı başarılar diliyorum yeni partisinde. Partinin ismi de pek hoş: Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi. Parti hem "solu toparlayacak", hem de (Türkiye'nin içinde bulunduğu durum Atatürkçü düşüncenin siyasal örgütlenmesini zorunlu kıldığı için), Atatürkçü umdeleri yeniden hayata geçirecek. Başka ne yapacak? Önce ülkemizi bu durumdan kurtaracak, sonra halk tarafından yönetilmesini sağlayacak, daha sonra da "Atatürk'ümüzün amaçladığı ve özlediği Cumhuriyeti tümüyle" gerçekleştirecek. Olur... Hay hay... Ben şahsen destekliyorum... Taha Akyol'un da belirttiği gibi: "Siyasette yer almak, tartışmanın içine girmek demektir. Halkla temas etmek demektir. Somut sorunlarla karşılaşmak, büyük laflardan pratik sorunlara eğilmek demektir. 'Uzaktan ahkam kesmenin' sona ermesi demektir." Herkes eteğindeki taşı döksün ve hem "Atatürk yaşasaydı ne yapardı? Biz de onun gibi yapalım!" beylik yaklaşımının memleketi kurtarmaya yetmeyeceği görülsün, hem de 28 Şubat muhtırasının arkasındaki halk desteği ortaya çıksın.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |