T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kendine iyi bak

O sesle Moda'da bir çay bahçesinde karşılaştım. Hoparlörle bütün çay bahçesine verilen radyo yayınında, programı sunan çocuğa şöyle seslendi: 'Kendine iyi bak!' Bunu öyle bir tonlamayla söyledi ki hayatın bütün kırılganlığını, uçup gidiciliğini, bir genç kız kalbinin hüzne dair bütün açılımlarını o cümleye sığdırdı. Dondum kaldım.

O kırılgan kızları çok yerde duyar ama onlara dokunamazsınız. Onlar ancak sesleriyle vardırlar ve ancak radyo programlarında isbat-ı vücûd ederler. Ürkek serçeler gibidirler, bir dalda fazla konaklayacak olsalar başlarına bir kötülük geleceğinden korkar, o yüzden hayatı küçük dokunuşlarla yaşar, hayatın sokaklarında gereğinden fazla kalmamaya özen gösterirler. Bazen onları çevreleyen bu koruyucu hâlenin içinden başlarını uzatmak ve konuşmak isterler, nihayet onların da bir iç dünyaları vardır ve anlaşılmayı arzularlar. O zaman bir ses usulca, etrafı hiç gürültü patırtıya vermeden sokulur radyo programına, bir cümlede bütün hayat hikâyesini ele verecek kadar cömert, konuşarak ruhunun sızısına bir çâre arar.

Bir de kırılgan oğlanlar vardır, onların mesleği de âşık olup söyleyememektir. Onlar William Blake'in şâkirtleridirler: 'Ancak söylenemeyen aşk, aşktır!' Onların aşk derdiyle başları hoştur ve söyleyebilseler, konuşabilseler aşk sanki buharlaşıverecek, büyü bozuluverecektir. Onların şifaları ıstıraplarının ta kendisidir. Şiir okurlar, yazı yazarlar. Bu çocukların kalpleri iflah olmaz, gittikleri her şehirde, vardıkları her sahilde bir yürek sızısını da beraber taşırlar.

Kırılgan kadınlar vardır. Akşamları evleri kâbus yerine dönen, merhamet ve inceliğin yerini tahakküm ve kabalığa bıraktığı evlerin kadınları.

Kırılgan erkekler vardır. Hayatın uğramadık arka sokağını bırakmamış ama elinde avucunda bir şey kalmamış kimseler. Onları yalnızlığın kendine mahsus kokusundan tanımak mümkündür.

Bu ülkenin bütün kırılgan insanları, zâlim bir dünyada zâlim insanlar olmayı seçmedikleri için kırılgandırlar. Anlatacak bir hikâyeleri olduğu için, esen rüzgâr onlara dokunduğu için, insan oldukları için kırılgandırlar.
Kemal Sayar, Kendine İyi Bak, Kaknüs Yayınları.

Erbabına sormalı

İşte, geçen haftaki gezinin rotası: İstanbul'dan hareket... Tekirdağ'da bereket...
Şarköy'e bir göz atıp, Gelibolu'da durduk.
Maksat, Çanakkale'yi ziyaret.
Arıburnu'nda arabanın içine arı girdi, zor çıkardık.
Bal arısıydı.
Anzak Koyu'nda üç anzak gördük; ikisi an'dı, birisi zak.
Atalarının mezarlarını görmeye gelmişlerdi.
Lapseki, Biga derken, Erdek'e geldik; şirin mi şirin...
Sahilde bir çay molası, karşımızda minicik Zeytin Adası.
Bandırma sanki İstanbul'un bir semti.
Karacabey'de soğan, Bursa'da iskender.
Gemlik'te zeytin, Umurbey'de günbatımı kahve.
Aytepe'de bir taraf göl manzarası, bir taraf körfez.
Karşıda Samanlı Dağları.
Arada, birken iki kola ayrılan dere, İznik Gölü'nden usulca denize doğru akıyor.
Umurbey, cümle âleme Bayar'ın gözüyle bakıyor.
Yalova'da Yaşar Okuyan'ın mührünü gördük; Karamürsel, Gölcük ve İzmit'te üç yıl önceki depremin izlerini.
Marmara'nın bütün kıyı şeridi boyunca çektiğimiz çizgi, başladığı noktada bitti.
Çepeçevre dolaşmış olduk denizi.
Her tarafı ayrı güzel memleketin.
Bu defa Behramkale ve Asos'a uğrayamadık, kısmetse bir dahaki sefere.
İnsan, nasıl sevmez böyle bir memleketi!
Nasıl zarar verir insan?
Nasıl batırır?
Bunu size değil, o işin ustalarına sormak lazım.

GÖZÜNAYDIN TÜRKİYE

Yekta Bey nihayet partisini kurdu. Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi olduktan sonra, yeni oluşum eski buluşum yahut 2 D formülü gibi boş işlerle uğraşmanın lüzumu yok.
AK Parti'nin önü kesildi demektir.

SALT ÇOĞUNLUK

Anayasa, salt çoğunluğu tarif ederken, "üye tam sayısının yarısından bir fazlası" dediğine göre...
550'nin yarısı 275; bir fazlası 276.
Ancak boş sandalyelerin bulunmasından dolayı, "tam sayı" yerine "mevcut" denilse, daha iyi olur gibi geliyor.
Hali hazırda Meclis'te 13 sandalye boş.
Bugünkü milletvekili sayısı 537.
Yarısı 268,5 bir fazlası 269,5 eder.
Düşünmeye değer.

SECDE

Sana ağır gelen o secde var ya,
Binlerce secdeden alır kurtarır
seni!
Muhammed İkbâl

GÜNÜN SÖZÜ

Zulmü affetmek büyüklük, unutmak küçüklüktür.
Cenab Şahabeddin


20 Temmuz 2002
Cumartesi
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED