|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TBMM, muhtemelen bugün 3 Kasım 2002'yi 'erken seçim tarihi' olarak kararlaştıracak. Seçim tarihi kesinleştikten sonra, seçimi konuşmaya başlayacağız ve seçim tahminleri ortalığı kasıp kavurmaya başlayacak. Ve, bundan önceki seçimlerde ortaya çıktığı gibi, seçim sonuçları, birçok tahmini yanıltıcı biçimde çıkacak. Geçmiş tecrübeye bakarak, böyle olacağını kestirebiliyoruz. Bu arada, önümüzdeki günlerde dikkatler, Türkiye'ye dönmüş olan Kemal Derviş'in üzerinde toplanacak. Ne söylediği, kiminle görüştüğü, niyetinin ne olduğu -bugüne dek olduğu gibi, bundan sonra da- ardı arkası gelmez spekülasyonlara konu olacak. Bir kişi, hem de Türkiye'de siyasi geçmişi olmayan Kemal Derviş gibi bir kişi gerçekten önemli mi? Önemi, tam da bir 'siyasi geçmiş'i olmamasından ve siyasi eğilimleri doğrultusunda yapacağı tercihin seçime doğru giden bir ülkede, seçim sonuçlarını etkileyecek bir özelliğe sahip olmasından kaynaklanıyor. Nitekim, çok önemli ve etkili bir uluslararası finans kurumu, Türkiye ile ilgili son raporunda Kemal Derviş'i şöyle tanımlıyor: "Kemal Derviş, Türk seçmeni için bugüne dek hiç görmediği bir şeyi temsil ediyor. Kemal Derviş'in iktidarı (güç) var. Daha önce yer aldığı Yeni Demokrasi Hareketi'nde bu gücü yoktu ve üstelik o vakit, Türkiye'deki merkez-sağ partiler, Turgut Özal döneminin reformlarının etkisiyle çok güçlüydüler. (Kemal Derviş'in) şu dönemde, kendisi konuşurken bakanlara susun diyecek gücü var. Türkiye'de, dışarıda, Avrupa ve Amerika'da istediğini istediği anda görebilme gücü var. Onda bilginin gücü var (uluslararası perspektiflere sahip, Dünya Bankası yetkilisi olmasından edindiği bir bilgi). Onun bir süpermen olacağına inanmıyoruz. Seçmen de inanmayacak. Ama seçmen onu güçlü ve temiz olarak görüyor. Ve, bu son derece önemli. Kaotik bir hükümetin içine atılmış, ortaya güç ve vizyon koyan namuslu ve çalışkan bir insan olarak görülüyor. Bütün bunlar merkez-solun seçimlerdeki şansını arttırıyor." Bu satırlardan da görüleceği gibi, 'merkez-sol' diye bilinen 'sosyal ve örgütsel coğrafya'nın bu seçimlerde Ak Parti ile yarışacak 'potansiyeli' bulunuyor. Kemal Derviş'in şu dönemde 'artan gücü' bu 'konjonktür' ile yakından ilgili. Son 10 yılın 'seçmen trendleri' de, önümüzdeki seçimler açısından ipucu veriyor. Ekim 1991'de 'merkez-sol' coğrafyanın oyu yüzde 32; Aralık 1995'te yüzde 25 ve Nisan 1999'da (DSP-CHP toplamı) yüzde 30.9 idi. Basit bir çıkarsama ile, DSP'deki 'erozyon'u, CHP'deki tırmanışı ve YT'nin Kemal Derviş ismiyle buluştuğu imajını vererek oluşturduğu havayı hesaba katıp, tümünü toplarsak; 'merkez-sol'un yine 'en az' yüzde 30 dolayında oy potansiyeli bulunduğu sonucuna varabiliriz. ANAP ve DYP tarafından temsil edilmiş olan 'merkez-sağ' ise aynı dönemler itibarıyla şu oy yüzdelerinde: Ekim 1991'de yüzde 51; Aralık 1995'te yüzde 38.9; Nisan 1999'da yüzde 25.2. 1991'de MHP-Refah ittifakı yüzde 17'yi bulmuştu. Refah'ın oyu Aralık 1995'te yüzde 21.4; Fazilet'in oyu Nisan 1999'da yüzde 15.4 oldu. MHP, 1995'te barajın altında kaldı. Nisan 1999'da yüzde 18.8'i buldu. Bütün bunlar Kasım 2002 için ne ifade ediyor? Barajı Ak Parti'nin ve CHP'nin ve muhtemelen DYP'nin geçeceği belli. MHP'nin geçebilmesi şaşırtıcı olmayacak. Buna karşılık, DSP'nin, Saadet'in ve diğer küçüklerin (HADEP, bir 'kimlik partisi' olarak belli değil; ya barajı geçebilir veya destek olursa ANAP'a geçirtebilir) baraj altında kalacağı anlaşılıyor. Böyle bir tabloda, ANAP'ın baraj altı kalması yabana atılmayacak bir ihtimal. Ak Parti'nin yüzde 20'lerde seyrettiği sezildiğine göre, birkaçı yüzde 10-12 dolaylarında kalacak birkaç partili bir parlamento, yeni bir 'kaos' manzarası demektir. Dolayısıyla, bir diğer partinin daha yüzde 20'lere yönelecek bir 'manzara' ortaya koyması, 'siyasi geçiş dönemi', 'ekonominin güvence altına alınması' ve genel anlamda 'siyasi istikrar' açısından önemlidir. 'Merkez-sağ'ın, son 10 yılın trendine ve bugünün fotoğrafına bakıldığında böyle bir şansı yok. 'Eksi-DSP' diye bakılırsa, 'merkez-sol'un ise var. İşi karıştıran YT. Daha doğrusu, Kemal Derviş'in YT ile bir 'izdivaç'a gidip gitmeyeceği. Hüsamettin Özkan, 'Biz, onunla nikah yaptık' dedi. Gerçekten yaptılarsa, bu 'imam nikahı' olmalı. Aksi halde, 'resmi nikah' yapmış olsalardı, bu kadar spekülasyona gerek kalmazdı. Diyelim ki, 'imam nikahı'nı 'resmi nikah'a dönüştürdüler. Ne olacak? Olacak olan, yukarıda sözünü ettiğimiz ve telif hakları gereği adını vermediğimiz raporun da tespit ettiği, 'ihtimal'in gerçekleşmesi olacak: Böyle bir durumda, YT'nin barajı geçmesi hayli şüpheli kalacak; CHP'nin oy oranı -bir ihtimal- bir nebze aşağı çekilecek. Dünkü yazımızın sonunda kastettiğimiz durum budur. Ak Parti'nin 'tek başına iktidarı'nın önü kesinlikle açılacak. Peki, Kemal Derviş, CHP'ye katılırsa? O takdirde, Ak Parti'nin gücüne denk bir parti daha parlamentoda temsil edilmiş, daha dengeli bir parlamento oluşmuş olacak. İstanbul'daki 'mali analistler'in ve 'iş çevresi'nin bir bölümünün buna kafasının basmadığını biliyoruz; bunun farkındayız. Ama, Türkiye'nin bugünkü durumu, önemli ölçüde, Ankara'daki bazı merkezler olduğu kadar, onların da 'dar görüşlülüğü'nün eseridir. (İşin ilginç tarafı, yukarıda sözünü ettiğimiz, önemli ve etkili uluslararası finans kuruluşunun raporunun vardığı sonuç ve yaptığı yorum, bizim anlattıklarımızla uyuşuyor.) Peki, ya Kemal Derviş, 'hiçbir yer'e katılmazsa? Yanılgı payımızı bir yana kaydederek, birkaç hafta için 'muhtemel gelişme'nin böyle olacağı kanısındayız. Kemal Derviş'in bir süre 'sosyal-liberal sentez' uğruna 'geniş çerçeve'de bir 'birleştirme misyonu'nu üstlenerek gayret göstereceğini sezer gibiyiz. Öyle bir ihtimal, başka bir konfigürasyona kafa yorulmasını gerektirecek. Bakın, seçim ve sonrasını konuşmaya başladık bile...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |