T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir Çeçen'den mektup var

2 yıldır Türkiye'de bulunuyorum. Bu süre içinde hiç Çeçenistan'a gitmemiştim. Gidiş yolunun zor olduğunu ve yolda herşeyle karşılaşabileceğimi mülteci Çeçenlerden duymuştum. Ancak bu kadarını da beklemiyordum. Güzergâhım İstanbul'dan başlayıp, Iğdır, Nahçıvan ve Bakü üzerinden Dağıstan'a, son durak olarak da Çeçenistan'a uzanıyordu. 8 aylık hamile olan eşimle beraber İstanbul'dan Nahçıvan Gümrüğü'ne kadar rahat bir yolculuk geçirdik.

Gümrükte bir Azeri asker otobüste pasaport kontrolüne başladı. Sıra bize gelince Rusça olarak "geç kaldın" dedi. Ben Rusça'yı iyi bildiğim halde, nereye geç kaldığımı anlamadım ve Türkçe nereye geç kaldığımı sordum. Bu sırada pasaportlarımız alınıp, eşimle bir odaya götürülmüştük. Uzun bir bekleyişten sonra bizi başka bir odaya çağıran subay Türkiye'de gereğinden fazla kaldığımızı söyledi. Ona Türkiye'de öğrenci olduğumu ve eğitim süresi boyunca kalmam gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sonra ikametgâh tezkeremi ve öğrenci belgemi gösterdim. Subay bana Azeri kanunlarına göre Türkiye'de 1 aydan fazla kalan yabancılardan 50 dolar para cezası alınması gerektiğini söyledi. Bunun mantıklı olmadığını ve zaten üzerimde o kadar para bulunmadığını belirtmeye çalışsam da, beni geri göndereceğini söyledi. Ben ise "Tamam, o halde gönderin" dedim. Bu sefer de evraklarımı geri vermiyorlardı. Yanımda, doğumuna az bir süre kalmış eşim de vardı.

Bu sırada bize yaklaşan bir asker, sorunun ne olduğunu sordu. İçeri girip geldikten sonra ne kadar ödeyebileceğimizi sordu. Kanunun belirlediği ceza, asker aracılığıyla pazarlık konusu oluyordu. Ben "Param yok ve Türkiye'ye geri döneceğim" dedim. Bu durumda pasaportlarımıza el koyacaklarını ve geri dönemeyeceğimizi söylediler. Mecburen pazarlık etmeye başladık ve 20 dolarda anlaştık. Ancak mühür vurmak için de 5'er dolar talep ediyorlardı. Bu arada eşim 10 derece soğukta 20 saatlik otobüs yolculuğundan sonra perişan olmuştu.

Azeri doktorlar da sadece muayene için baştan 200 dolar istiyorlardı. Nahcıvan Havaalanı'ndan Bakü uçağına binerken gişede bilet kalmadığı için karaborsadan 2 katına bilet aldık. 20 kg. olan bagaj hakkımın 5 kg. olduğu söylendi ve fazla kilo başına 0,25 dolar ödemek zorunda kaldım. Nahcıvan da Azeri toprağı olmasına rağmen, Bakü'de 5'er dolar gümrük parası ödedim. Eşyaları uçağı koyan görevli de 3 dolar istedi; ödedik. Bakü'de aldığım nefesten bile vergi alınacak diye korkuyorduk. Uçaktaki 152 yolcu arasından Azeri polisler beni tehlikeli buldular ve eşimle beraber bir odaya çektiler. Yine pazarlığa başladık. Anlaşıldığına göre beni tehlikeli şahıs olmaktan kurtarmak için 20 dolarcık yetiyordu.

Rüşvet o kadar aleni ve keyfi idi ki, herkese aynı uygulamayı yapıp, yapmadıklarını sordum. Cevap olarak bana "Sen Çeçensin" dediler. Nihayet 10 dolara anlaştık ve ayakta zor duran eşimle beraber serbest kaldık. Mecburen bir taksiye binip, bir akrabanın yanına gittik. Taksici de 5 dolar fazla alarak geleneği bozmadı. Bundan sonra önümde bir Azeri-Rus sınırı ve pek çok Rus kontrol noktaları vardı. Bakü'de karşılaştığım Çeçen mülteciler bana, "Aklın varsa Türkiye'ye geri dön" dediler. Çünkü Ruslar, Türkiye'den gelen öğrencileri tutukluyorlarmış. Çeçenistan içindeki kontrol noktalarında da, kadınlara fena muamele yapıyorlarmış. Bu arada annemin Bakü'de olduğunu sevinçle öğrendim. Sonuçta Çeçenistan'a sadece annemle eşim gidebildi. Bense Azeri makamlarınca Bakü'de fidye karşılığı serbest kalmak şartıyla alıkonuldum. Bütün bunlar sahipsiz bir Çeçen olduğum içindi.

Tutuklandığım gece, tek başına 24 Rus askerini öldürdükten sonra şehit olan çocukluk arkadaşım Üveys'i düşündüm. İlk savaş başladığında köylerini işgal eden Ruslar Üveys'in babasını götürmüşlerdi. Onu Üveys ile değiş-tokuş yapmak istiyorlardı. Fakat Rusların işkencelerine dayanamayan baba can vermişti. Bunu duyan Üveys köy girişinde pusu hazırlayarak telsizle Rusları çağırdı. Sabah 5'te başlayan çatışma, akşam ezanı okunurken bitmişti. Sonuç 24 ölü Rus ve şehit Üveys.

Ben de başıma gelenler yüzünden o an Üveys'in yerinde olmayı çok istedim. Ve Filistin'de vücuduna bombalar sarıp, dünyaya elveda diyenleri daha iyi anladım. Fakat vatanımın içinde bulunduğu şartlar bana farklı sorumluluklar yüklüyordu. Benim gayretim kalemle olacaktı. O yüzden bu mektubu size yazıyorum ve Müslüman Çeçen halkının –Ruslar neyse de– yine Müslüman olan Azerilerden gördüğü haksızlığı kınıyorum.

Bu mektupta Çeçen olmak, mülteci olmak, suçlu ya da suçsuz olsun horlanıp, haksızlığa uğramak ve kendi topraklarını, bağımsızlığını korumak için şehit olmak nedir anlatmaya çalıştım. Bunları yaşamamanızı bütün kalbimle dilerken, sözle anlatılamayacağını da bilmenizi isterim. Lütfen kötülükleri gücünüze göre, elinizle, dilinizle ya da kalbinizle olsun savmaya çalışın.

Selam ve dua ile...
Mansur

BURADA ve ŞİMDİ

Akşam dalgınlıkla bir yere koyduğunuz otomobilinizin anahtarlarını sabahleyin acele ile bulamıyorsanız, "burada ve şimdi" yaşamıyorsunuz demektir.
J. Kirschner

KARAOĞLAN İMAJI

Muhaldir, maziye geri dönmek.
Delindi, su tutmaz artık çömlek.
Ayakta tutmaya yetmez onu,
Lenin şapkasıyla mavi gömlek...
Ertuğrul Seyhan

GAZETELER YALANCI

ABD Savunma Bakanı, Vaşinton Post ve Niyork Tayms gibi iki saygın Amerikan gazetesinde Irak'a yönelik saldırı planları haberleriyle ilgili olarak, "Gazetelerde okuduğunuz her şeye inanmayın" diye açıklama yaptı.
Biz de öyle yapıyoruz zaten.


31 Temmuz 2002
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED