T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Özgürlüğün olmadığı ülkede özgünlük olmaz

Türkiye'de her kurum ve kuruluşun görevi pazar ekonomisini, çoğulcu demokrasiyi, temel insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, düşünce, örgütlenme ve girişim özgürlüğünü bütün kurum ve kurallarıyla yaşatma olmalıdır. Bu toplumun uyum ve düzen içinde farklı kesimlerle birlikte yaşaması, herkesin kendi özgürlüğünü koruyabilmesi, başkalarının özgürlüklerine sonuna kadar saygılı olunmasına bağlıdır. Özgürlüğün saygı görmediği ülkede dayatmacılık ilgi görür.

Dayatmacılığın değişik biçimlerde desteklendiği toplumlarda farklılıklara değil, benzerliklere önem verilir. Farklıların korunmadığı bir ülkede, özgürlüklerle birlikte özgürlükleri öne çıkaran düşünce ve kavramlar da hayatın dışına atılır. Liberalizm, demokrasi ve pazar ekonomisi sözkonusu kavramların başında gelir. Liberallik ve liberalizm özellikle Türkiye'de lanetli kavramlardır. Çünkü Anadolu'da liberallik, çoğu defa ilkesizlik ya da kuralsızlık gibi algılanır. Bu yüzden Türk toplumu yasakçılığa çok yatkındır. Herkes hoşuna gitmeyeni yasaklar.

Türkiye'de liberallik sözkonusu olduğu zaman akla ilk defa Liberal Düşünce Topluluğu'nun kurucuları Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ile Prof. Dr. Atilla Yayla gelir. Onlar yayınladıkları dergi, kitap ve çevirilerle Türk toplumunun kültür ve düşünce dünyasını önemli ölçüde zenginleştirdiler. Onların yorulma bilmez gayretleri olmasaydı, liberal düşünce Türkiye'de çok yoksul kalırdı.

AK Parti İstanbul İl Başkanı Dr. Alaattin Büyükkaya gazetecilerle yaptığı bir toplantıda "Ekonomide liberal, siyasette demokrat, kültürde muhafazakarım" deyince, uzun süren bir tartışma başlamıştı. Evrensel etik, siyaset ve ekonomi kurallarına uymak şartıyla olsa bile, Anadolu insanına "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" demek zor geliyor.

Toplumların canlılığında farklılıkların korunması kadar özgürlüklerin alanının genişletilmesinin vazgeçilmez bir yeri ve önemi vardır. Temel bir referans çerçevesi içinde "Bırakınız düşünsünler, bırakınız uygulasınlar, bırakınız üretsinler" demezseniz, toplumun ekonomik, kültürel ve ruhsal zenginliğini nasıl büyüteceksiniz? Her türlü üretkenliğin ve her türlü özgünlüğün kaynağında özgür düşünmesini bilen insan vardır.

Dayatmacılıkla, baskı ve şiddetle bir yere varılsaydı, Türkiye Avrupa'nın en zengin ve en güçlü ülkesi olurdu. Teorik ve pratik temelleri ne olursa olsun, herkesin inancı, düşüncesi ve yaşama biçimi kendinedir. Hiçbir gücün kimsenin inancını değiştirmeye hakkı olmadığı gibi, hor görmeye de hakkı yoktur. Bu bağlamda, dünyada ve ahirette herkes kendi hesabını kendisi verecektir. Hiç kimse bir başkasının yerine hesap verecekmiş gibi ortaya çıkmamalı.

Erdoğan'ın Liberte yayınları arasında çıkan "İslam ve Liberalizm" isimli denemesinde vurguladığı gibi: "Liberalizm bir siyasi ilkeler manzumesidir." Liberal toplumun gücü "bireysel tercihlere saygıda" ve "sivil özgürlüklerin herkes için güvenceye alınmasında" yatar.

Bir ülkede genel özgürlük ilkeleri içinde farklı din, düşünce ve kültürlerin birlikte yaşaması sağlanamazsa, siyasi, ekonomik ve kültürel hiçbir kurum ve kuruluşun o ülkede sağlığını koruması mümkün değildir.


31 Temmuz 2002
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED