T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Aile kavgası bitti; asıl büyük kavga şimdi başlıyor"!

İnsan-merkezlilik, modernitenin temel / kurucu paradigmasıdır. İnsan-merkezlilik paradigmasının en önemli özelliği, hayatı, sadece bu dünyadan, yani fizik gerçeklikten ibaret görmesidir. O yüzden modernlik paradigması, Tanrı'yı yok etmiş; insanı Tanrı'nın yerine yerleştirmiştir. Sonuçta insan, her şeyin ölçüsü ve ölçütü olmuştur.

Oysa bu, diyaloji (="karşılıklı konuşma") değil, monoloji (="dayatma") üreten bir durumdur. Bugün yaşadığımız küresel ölçekli problemlerin kökeninde bu monoloji olgusu vardır: Bu nedenle bugün, Batı, kendisini her şeyin merkezine yerleştirmekte; tüm dünyayı kendisine benzetmeye çalışmakta; kendisine benzemeyen, benzemekte direnen, alternatif paradigmalar öneren kültürlere hayat hakkı tanımamakta; bu kültürleri tehdit unsuru olarak algılamaktadır.

Bu, insanlık tarihinde, Batı'ya özgü bir durumdur: İnsanlık tarihinde farklı kültürler ve medeniyetler aynı zaman dilimi içinde aynı dünyayı paylaşmışlardır: Zaman zaman birbirleriyle savaşmış olsalar da, bir medeniyet diğer medeniyeti kendisine benzetmeye zorlamamıştır. Bir medeniyetin diğer medeniyeti kendisine benzetmeye, yani asimile olmaya zorladığı ilk büyük tecrübe Helenizm tecrübesidir.

Medeniyet tarihçisi William Mc Neill, bu durumu, "Helenizm, dünyanın dengesini değiştiren bir saldırı üretmiştir" diyerek özetleyecektir. Daha önceki dönemlerde, örneğin bir Hint Medeniyeti, bir Mısır Medeniyeti, Mezopotamya medeniyetleri diğer medeniyetleri yok etmeye kalkışmamışlardır. Bunun nedeni, bu medeniyetlerin insan-merkezli, dolayısıyla monolojik değil, diyalojik medeniyetler olmalardır. Doğa, Tanrı, kozmik dünya ve insan arasında birbirini dışlayan değil; harmonik, barışçıl ilişki kurmayı esas alan medeniyetler olmalarıdır.

Antik Yunan'la başlayan ve Amerikan hegemonyasıyla süren Batı medeniyet tecrübesi, insanlık tarihindeki bu diyalojik tecrübeyi tersine çevirmiştir. İslâm'ın tarih sahnesine çıkması, kurduğu dünya sisteminde diğer dinleri, kültürleri ve medeniyetleri kendisine benzetmeye kalkışmak yerine, onların kendi kültür, sanat, düşünce ve ahlak sistemlerini geliştirmelerine müsait bir ortam hazırlaması, müslümanlığın kadîm medeniyetlerin diyalojik mirasını tevarüs etmesinden kaynaklanır.

Antik Yunan'la (dolayısıyla Helenizm'le) başlayan ve Rönesans'la kesin bir dönemece giren Batı medeniyet tecrübesi, insanlık tarihinde monolojik tek medeniyet tecrübesidir; o yüzden marjinal veya arızîdir; insanlık tarihinde karşılaşılan bir arıza'dır.

Buradan Hıristiyanlık tecrübesine geçebiliriz. Bizim sandığımız gibi, Hıristiyanlık, Tanrı-merkezli bir din değildir. Hz. İsâ, sadece bir insan ve peygamber değil; bir Tanrı'dır. Yani, Antik Yunan'la başlayan insanın tanrılaştırılması sürecinin Hıristiyanlık'ın vahiyle ilişkisini koparmasından itibaren bir insan olan Hz. İsâ'nın tanrılaştırılması ile sürdüğünü görüyoruz. Antik Yunan'da kurucu aktör, İnsan-Tanrı idi; yani insan Tanrılaştırılmıştı; Hıristiyanlık'ta ise kurucu aktör, Tanrı-İnsan'a dönüştürülmüş, yani Tanrı, insanlaştırılmış, Tanrı'ya insan sûreti verilmiştir.

Genç ve imajinatif sosyal bilimcilerimizden Şinasi Gündüz, bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyan bir başyapıt yayınladı; ama Gündüz'ün bu çalışması hakettiği ilgiyi görmedi. Gündüz'ün temel tezi şu: Hırisyanlığı Hz. İsâ değil, Aziz Pavlus kurmuştur. Gündüz'ün kitabının başlığı bile her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya yetiyor: "Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı". Sonraki yazımda, Gündüz'ün bu kitabını ayrıntılı olarak tartışacağım.

Dolayısıyla bizim Hıristiyanlık olarak bildiğimiz din, Hıristiyanlık Dini değil, Pavlus'un izinden gidenlerin kurdukları Kilise Dini'dir. Bu nedenledir ki, "Batı, Hıristiyandır" önermesi tarihte de, bugün de karşılığı olmayan tümüyle yanlış bir önermedir.

Kısacası, Batı'da Hıristiyanlık yoktur; Kilise vardır. Batı, hiçbir zaman kalıcı ve uzun süreli olarak vahiyle ve dolayısıyla din'le tanışma imkânına kavuşamamıştır. Eğer Batı, vahiyle tanışma imkânına kavuşmuş olabilseydi; din, yani Hıristiyanlık, Batı'da İslâm'la barışık, makul ve mutedil bir ilişki kurabilecekti.

Ben o yüzden, insanlığın vahiy kaynaklı din'le yeniden ve muhkem şekillerde ilişki kurma şansına veya imkânına asıl önümüzdeki süreçte, 50 ilâ 100 yıllık bir zaman diliminde kavuşabileceğini, bunun da İslâm yoluyla mümkün hale geleceğini düşünüyorum. İnsanoğlu, yaşadığı travmatik ve melankolik serüvenin doruk noktasına ulaştı; bundan sonraki süreç, daha insanın doğayla, kozmik dünyayla ve Tanrı ile yeniden harmonik ve yaratıcı ilişkiler kurmaya başlayacağı bir süreç olacak ve işte bu süreçte dünya müslümanlığı keşfedecek.

Bugün Batılıların Müslümanlığı terörle özdeşleştirmelerinin ve İslâm dünyasını (kaynaklarını, yöneticilerini, yönetimlerini) kuşatma altına almalarının nedeni burada gizlidir.

Bu gerçeği Eric Gans gibi bir düşünür bile itiraf etmekten çekinmemiştir. Eric Gans aynen şunları söylüyor: "Soğuk Savaş döneminde Kapitalist Blok ile Komünist blok arasındaki kavga aile içi kavgaydı. Bu kavga şu ya da bu şekilde halledilecekti. Nitekim öyle de oldu. Ama ondan sonraki kavga çok daha ciddî bir kavga: Artık Batı uygarlığına meydan okuyan bir güç var. Bu güç etkisiz hale getirilmediği sürece dünyamız huzur ve sukûna kavuşamayacaktır."

İnanlılır gibi değil! Batılıların İslâm'ın gücü, dinamizmi ve yeniden tarih sahnesine çıkışı nedeniyle nasıl bir panik psikolojisine kapıldıklarını bu alıntı çok iyi özetliyor.. O yüzden gücümüzün farkına varalım ve bulunduğumuz yeri terketmek yerine, daha bir muhkemleştirmenin yollarını araştıralım, diyorum. Çünkü insanlığın yeniden diyalojik, barışçıl, âdil bir dünyaya kavuşabilmesi, sadece Müslümanlığın yeni bir dinamizmle tarih sahnesine çıkmasıyla mümkün olabilecek. Batılıların çok iyi gördükleri bu yakıcı gerçeği artık biz de görelim ve İslâmî söylemleri terketmek yerine, aklımızı başımıza toplayalım ve dünyanın İslâm'ın kuşatıcı, diyalojik ve âdil bir mesajına en fazla hissettiği bir zaman diliminde ne denli büyük bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzu aslâ unutmayalım.

Bu işin şakası yok, beyler!


31 Temmuz 2002
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED