AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Lütfü abime dokunma...

Sevimli ve hoş bir adam. Aynı zamanda benim ahbabım. Onun da ötesinde, küçük fıkra geleneğinin yaşayan en önemli temsilcisi.

Bu alanda önceliği, hep, Bedii Faik'e tanırlar.

Bedii Faik'in küçük fıkra yazdığı dönem(ler)e yetişemedim, bilmiyorum; hatıratından okudum; kesinlikle zeka ürünü, ama aynı zamanda kaba saba, incitici, iddialı metinler. Daha sofistike değil.

Lütfü Oflaz iddiasız.

Söz ve sözcük oyunlarına fazla düşkün, buna mukabil olabildiğince "yalın."

Bu yalınlığı bir tek, evet bir tek İlhan Selçuk'ta gördüm; "Yüzbaşı Selahattin'in Romanı" gösterişsiz, süssüz sade anlatıma en iyi örnek. Bakmayın, otuz yıldır aynı mantıkla, aynı kavrayışla birbirinden tatsız, birbirinden sevimsiz yazılar kaleme alıyor; tevarüs ettiği mantıktan kurtulsa, biraz okusa, biraz dünyayı izlese; ne bileyim, savunduğu dünya görüşünün (pozitivizmin), bugün farklı bir "gericilik" türü oluşturduğunu görse, daha güzel metinler okuyacağız ondan. Gelgelelim, dünyayı tanıma, kavrama ve gelişmeleri değerlendirme konusunda hiçbir çabası yok.

Lütfü Oflaz okuyor.

Daha da önemlisi, dünyaya açık.

Yeni kuşaklar onu, Leman dergisindeki, kendi icadı olan "Yazıkatür"lerden tanıyor, ama Lütfü Oflaz oldukça eski bir yazar.

İlk, kadrosunda Yusuf Ziya Ortaç, Aziz Nesin, İlhan Selçuk gibi isimlerin bulunduğu Akbaba'da yazmaya başladı. Akbaba'da "Uzay Mizahı" lejandı altında bilim kurgunun mizahını yapıyordu.

Sonra Gırgır dergisine geçti.

Ardından, Hürriyet, Milliyet, Sabah gruplarında; Günaydın, Güneş gazetelerinde yazar ve başyazar olarak çalıştı.

Talihsiz "Atakürt" olayından sonra başyazarlığını yaptığı gazeteden ayrılıp Leman dergisinde yazmaya başladı.

Bir polemiğini hatırlıyorum.

Basit, sıradan, ilk elde herkesin aklına gelebilecek sözcüklerle temiz toplumcu muhatabını öyle bir benzetişi vardı ki, ölünür:

"Hadi tüm medya patronlarının kirlilikte birbirlerinden farkı olmadığını söyleyip yazsana. Hadi tüm medya patronlarının devlet işletmelerini, devlet ihalelerini nasıl beleşine aldıklarını söyleyip yazsana. Hadi tüm medya patronlarının devletten aldıkları teşvikleri, kredileri nasıl yiyip yuttuklarını söyleyip yazsana. Hadi tüm medya patronlarının bankaları vasıtasıyla devleti, milleti nasıl soyduklarını söyleyip yazsana."

Yazamadı.

Çok satışlı bir gazetenin en ünlü yazarlarından biriydi.

Hâlâ öyledir.

Sustu ve sineye çekti.

Ama Lütfü Oflaz da sustu. Leman'daki sütunu üç aydır boş.

İlhan Selçuk'un, "İki üç fırça darbesiyle ortaya bir resim çıkaran ustalar gibi, avuç içi kadar bir kağıt parçasında diyeceğini söyleyiverip, lafı kısa kesen kalem erbablarının ruhlarını şad ediyor" dediği Lütfü Oflaz üç aydır yazamıyor.

Neden?

Leman'daki açıklamaya göre, Gölge Cumhurbaşkanlığı çalışmaları çerçevesinde Anadolu'yu karış karış dolaşacağı için yazılarına "bir süre" ara vermiş.

Ne kadar mesela?

Üç ay mı, altı ay mı, bir yıl mı?

Bunun bir "sansür", bir "uzaklaştırma", bir "yaptırım" olmadığını nereden bileceğiz?

Gölge Cumhurbaşkanı, Gönüllerin Cumhurbaşkanı, hepsi iyi hoş da, bir yazar ancak yazarak kendini varedebilir.

Lütfü Oflaz herşeyden önce bir yazar...


20 Ağustos 2003
Çarşamba
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED