AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

K R O N İ K  M E D Y A
Bir aydın ki "pasifist iklim"den
şikayet eder...

Bir kez daha tekrar edelim: "Devlet adamları"nın (o da bir türü!) ve komutanların "pasifist iklim"den hazetmemeleri anlaşılır bir şeydir. Ama mesleği gazetecilik olan bir aydının "Pasifist iklim geldi, mertlik bozuldu!" diye hayıflanması, bir zamanlar Julien Benda'nın yazdığı ünlü kitabın adını ("Aydınların İhaneti") hatırlayarak söyleyecek olursak, tek kelime ile "ihanet"tir...

Bir "devlet adamı" ya da bir komutan söylese eyvallah! Ama bir gazetecinin hiç mi hiç üzerine vazife değilken "Büyük devlet olmak için sadece güçlü bir ekonomiye sahip olmak yetmiyor. Savaşma kabiliyeti ve morali olan güçlü ve hareketli bir ordunuzun bulunması gerekiyor" demesine ne demeli?

"Güçlü ve hareketli bir ordu"nun gerektiğini savunmak bir gazeteciye mi kaldı? Hem de 20. yüzyılda ordularıyla milyonlarca insanın hayatını karartan iki Avrupa ülkesini hatırlayarak...

Köşeyazarı (Ertuğrul Özkök, 16 Ağustos) devam ediyor:

"Bakın, Fransa ve Almanya'nın içine düştüğü duruma. Avrupa'nın en güçlü iki ekonomisine sahip oldukları halde dünya politikasında esamileri okunmuyor. Neden? Çünkü İkinci Dünya Savaşı sonrasında içine düştükleri pasifist iklim, her iki ülkenin ordusunu da işe yaramaz hale getirdi."

Tekrar edelim: Bir "devlet adamının" (o da bir türü!) ve bir komutanın söz konusu iki ülkede İkinci Dünya Savaşı sonrasında, "pasifist iklim"in galip gelmesine hayıflanmasını anlamak mümkün. Peki ya bir gazetecinin?

Ayrıca, herkesin bildiği gibi, sözü edilen ülkelerden Fransa'da "pasifist iklim"in İkinci Savaş sonrasında galip gelmesi mutlak bir surette de gerçekleşmemiştir. Fransa İkinci Savaş sonrasında da "sömürgeci" politikasından vazgeçmeyince Uzakdoğu ve Kuzey Afrika derken sonunda Cezayir'de nihayet mecburen geri adım atmak, bu işin sonunun olmadığını anlamak mecburiyetinde kalmamış mıydı? Yani herkesin bildiği gibi, Fransa bugün de, başta "lejyonerler" olarak adlandırılan paralı askerleriyle bu kez Afrika'da "büyük devlet" olma yolundaki politikasını sürdürmüyor mu?

İsterseniz bu ülkenin daha yakın tarihte Afrika'da son derece "güçlü ve hareketli" ordusuyla ne dolaplar çevirmeye çalıştığını da hatırlayın...

Yazar devam ediyor: "Sivil toplum örgütlerinin ve entellektüellerinin yürüttüğü pasifist akımlar bu ülkeleri etkisizleştirdi."

İyi ya işte, fena mı?! Ne istiyorsunuz yani; İkinci Savaş öncesi Almanyası'nın "güçlü ve hareketli" ordusunu mu, yoksa İkinci Savaş sonrasında Süveyş'e çıkan Fransız ordusunu mu?

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Birinci Savaş'ın getirdiği felaketleri de henüz unutmamış sivil toplum örgütleri ve entellektüeller eğer vatandaşı oldukları devletleri dizginleyebilmişler ve ülkelerine "pasifist iklim"i aşılayabilmişlerse, ne mutlu onlara...

Bir kez daha tekrar edelim: "Devlet adamları"nın (o da bir türü!) ve komutanların "pasifist iklim"den hazetmemeleri anlaşılır bir şeydir. Ama mesleği gazetecilik olan bir aydının "Pasifist iklim geldi, mertlik bozuldu!" diye hayıflanması, bir zamanlar Julien Benda'nın yazdığı ünlü kitabın adını ("Aydınların İhaneti") hatırlayarak söyleyecek olursak, tek kelime ile "ihanet"tir... Neye "ihanet"? Neye olacak; akla, düşünceye, yazının ve sözün gücüne, ahlaka, politikaya ve bu arada tabii ki mesleğe...

Ne o, herşey bitti ve sıra şimdi de "sömürgeci aydın" modasına mı geldi? (K.B.)


Köşeden köşeye eleştiriler 'duyum'lara göre mi yapılmaya başladı?

Spotta dile getirdiğimiz kuşkuyu biraz açalım... Yani şöyle bir süreç: Bir köşe yazarının bir tanıdığı açıyor telefonu, okudun mu, bilmem ne gazetesindeki bilmem kim neler döktürmüş diyor ve başlıyor anlatmaya. Bu bilgi kendisine iletilen yazar da geçiyor bilgisayarının karşısına ve başlıyor döktürmeye...

"Yok canım o kadar da olmaz artık" mı diyorsunuz? O zaman Sabah gazetesi yazarı Ahmet Hakan'ın 18 Ağustos'ta Posta gazetesi yazarı Yazgülü Aldoğan'a yönelik satırlarını açıklayabilecek başka bir şey önerin... İşte Ahmet Hakan'ın yazdıkları:

"Yazgülü Aldoğan, dünkü köşesinde Mehmet Barlas'a takılan bir yazı yazmış. İşte o yazıda şöyle bir cümleye de yer vermiş: '... Kanal 7'nin ankırmeni Ahmet Hakan, yılın düğününe çağrılı olmadığını sitemkâr bir dille yazınca...'

"Büyük konuşmayayım ama kendimi bir gün 'bana davetiye gelmedi' diye yakınma halinde görürsem, o gün benim için her şeyin bittiği gün olur.

"Başka bir mesele olsa üzerinde durmazdım, ama sırf bu konuya verdiğim önem nedeniyle Yazgülü Hanım'a şöyle sesleniyorum: Yazgülü Aldoğan! Şu sözünü ettiğiniz sitemkâr yazıyı ne zaman ve nerede yazdım? Bir zahmet kanıtlayın lütfen!.."

İKİNCİ ÖRNEK: ASENA'DAN DEVRİME...

İtiraf edelim, bu köşelerarası atışmayı kaçırmışız, sağolsunlar, Akşam'daki meslektaşlarımız meseleyi toparlayıp bir paket halinde sunmuşlar bize, oradan yararlanıyoruz... Mesele şu:

Radikal yazarı Hakkı Devrim, 15 Ağustos'ta Küba lideri Fidel Castro'yla ilgili, işin içine isim vermeden Duygu Asena'yı da kattığı şu satırları yazmış:

"(...) Tevekkeli, bizim Castro fanatiği hanım gazetecilerden yaş gününü kutlamaya giden olmadı! Havana'ya kadar gitmişken, Castro'ya kalkan kızartmakla, başını omzuna eğip birlikte fotoğraf çektirmediklerinden eminim..."

Devrim'in "kalkan kızartan"ının Leyla Umar, "başını omzuna eğen"inin de Duygu Asena olduğu konusunda herkes hemfikir... Nitekim, kendisinden söz edildiği fotoğrafla da sabit Duygu Asena hemen ertesi gün (16 Ağustos) Yarın gazetesinde "Hakkı Devrim ne diyor?" başlığı altında Devrim'e cevap vermiş:

"Hakkı Devrim 'fotoğraf çektirmekle yetinmedi, onunla cilveleşti, oynaştı, flört etti, yattı, seks yaptı?' mı demek istiyor... Bir kadın bir erkekten övgüyle söz ederse onunla yatmış anlamına geliyor bu... Sizin gibi saygın bir kişi, bir gazeteci kadını yani beni, Fidel Castro ile yattı şaibesi içine nasıl sokarsınız?.. Ya sevgilim bana kızarsa, ya aramız bozulursa? Beni 'Fidel Castro'yla yatmadım' demek zorunda bırakıyorsunuz."

O CÜMLE NASIL MAKASLANDI?

Akşam gazetesi Hakkı Devrim'e, Asena'nın bu yazısıyla ilgili fikrini de sormuş. Devrim'in cevabından anlıyoruz ki, Asena, başlangıçta haklı gibi görünen eleştirisini çok kritik bir cümleyi "görmemek" üzerine oturtmuş. Okuyalım Devrim'in sözlerini:

"Duygu Hanım, 'Castro ile kalkan kızartmakla başını omzuna eğip birlikte fotoğraf çektirmekle yetinmediklerinden eminim' sözünü alarak beni eleştirdi. Halbuki bundan sonra gelen cümle şudur: 'Ama zahmet edip de Küba halkının mutluluğunu yansıtacak röportajlarını yayınlamadılar.' Orada acı çeken halkın mutsuzluğunu da yayınlamalarını isterdim. Burada bir kinaye vardı."

Hakkı Devrim'in ne demek istediği yeterince açık değil mi? "Sadece ülkenin lideriyle fotoğraf çektirmediler herhalde, mutlaka halkla röportaj da yapmışlardır" demeye getirerek hakikaten kinaye yapıyor...

Burada bir parantez açıp, Akşam'ın başlık-spot bileşiminin de bu son cümleyi dikkate almayan problemli bir bileşim olduğunu belirtelim... "DUYGU ASENA'YI ÇILDIRTAN İMA" başlığının altında şu spot yer alıyordu:

"Basında 'Castro' polemiği. Duygu Asena, 'Başını Castro'nun omzuna eğip birlikte fotoğraf çektirmekle yetinmediklerinden eminim' diyen Hakkı Devrim'e yanıt verdi: 'Fidel ile yatmadım'..."

MESELEYİ BAĞLAYALIM

Birinci örnekte, Yazgülü Aldoğan'ın Ahmet Hakan'la ilgili yazıyı, kendisine iletilen bir bilgi üzerine yazması; kendisine bilgi iletenin de Ahmet Hakan'la, böyle bir yazı yazdığı bilinen Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever'i karıştırmış olması dışında aklınıza ne geliyor?

Gene ikinci örnekte, Duygu Asena'nın, Hakkı Devrim'in yazısının tümünü okumadığını, tanıdık birilerinin yazıyı makaslayarak kendisine ilettiğini düşünmekten başka aklınıza ne geliyor? Ya da Asena, "polemik olsun" diye, cümlenin devamını görmezden geldi... Doğrusu Asena'nın hemen ortaya çıkacak böyle bir yola tevessül edeceğine de biz hiç ihtimal vermiyoruz...

Başlıktaki soruyu tekrarlayarak bitirelim: "Köşeden köşeye eleştiriler 'duyum'lara göre mi yapılmaya başladı?" (A.G.)


Cumhuriyet'teki önemli başyazı

Cumhuriyet gazetesinin 18 Ağustos tarihli başyazısı "'AK Parti' değişti mi?" başlığını taşıyordu.

Yazının, ilhamını, Milliyet yazarı (ve Cumhuriyet'in eski genel yayın yönetmeni) Hasan Cemal'in bu soruya verdiği "evet" cevabından ve AK Parti'nin kimlik arayışının son ürünü olan Yalçın Akdoğan'ın "Muhafazakâr Demokrasi" adlı kitabına gösterilen olumlu tepkilerden aldığını sanıyoruz...

Pazar günü bu sayfada, gazetenin en eski yazarlarından biri olan Oktay Akbal'ın, AK Parti'nin "iyi şeyler" de yapabileceğini "kategorik" olarak reddeden "Kartaca Yıkılmalıdır" başlıklı yazısından bölümler aktarmış, Akbal'ın "İktidarda düşman var, düşmana karşı muhalefet yapılmaz" mealindeki görüşleriyle aslında Cumhuriyet'in ifade edilmemiş yayın çizgisini özetlediğini söylemiştik...

Cumhuriyet, sözünü ettiğimiz başyazıda, "İktidar partisi artık İslamcı değildir; değişmiştir, muhafazakâr bir kimliğe kavuşmuştur" biçimindeki değerlendirmelere katılmadığını bir kez daha söylüyor. Ama şu cümlelerle:

"Ama şu sırada okurlarımıza karşı AKP iktidarının değiştiğine ilişkin bir kefaleti üstlenmek güvenini içimizde duyamıyoruz; hem kimi medya grubu gibi iktidara dalkavukluk etmek zorunluluğumuz da yok!.."

Bu satırlar bizce, AK Parti konusunda Cumhuriyet gazetesi yönetiminin kafasının biraz olsun karışmaya başladığını gösteriyor.

Bu çerçevede keza, İlhan Selçuk'un bu başyazıdan bir gün sonra (19 Ağustos) Pencere köşesinde "Takıyye mi Yapıyor, Değişti mi" başlıklı yazısını şu cümlelerle bitirmesi de anlamlı geldi bize:

"Recep Tayyip yaman mı yaman, gözleri velfecri okuyor, 'değiştim' diyor; ama Kur'an-ı Kerim'in Nahl sûresinin 106'ıncı ayetine göre takıyye mi yapıyor?.. Eyleminden anlayacağız."

Okurların "Ne demek 'şu sırada bir kefaleti üstlenmek güvenini içimizde duyamıyoruz'; yani 'bir gün böyle bir güveni duyma ihtimalimiz var' mı demek istiyorsunuz" ya da "Ne demek 'eyleminden anlayacağız'?" yollu mektupları yazmaya başladığından hiç kuşkumuz yok. (A.G.)


20 Ağustos 2003
Çarşamba
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED