|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanı'nın bugün üçüncü gündür tartıştığımız "veto"sunu şöyle yorumluyordu: "Kimi çevrelerce değişik amaçlarla okul kurulmasından söz etmenin, Türkiye'de bir normal eğitim-öğretim, bir de başka amaçlarla okul açılması gibi ikilem yaratır. Ben devletimizin başı tarafından böyle bir şeyin ifade edilmiş olmasını kesinlikle onaylamıyorum". Milli Eğitim Bakanı çok haklı. "Devletin başı"nın ülkede iki farklı eğitim-öğretim ağının varlığından söz etmesi, gerçekten de benimsenecek bir fikir değil. Hem de bu iki "ağ", "devletin başı"nın başında bulunduğu devletin gözetim altında gerçekleşecek... Milli Eğitim Bakanı açıklamasını şöyle sürdürmüş: "Gerekçedeki, 'Uygulama, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti niteliklerine uygun olmayan düşünce yapısına sahip insanların yetiştirilmesine yol açabilir' yorumuna da katılmıyorum. Katilesini ve çağdaşlığını kanıtlamış kimi okullardan söz etmek ve bunun devletin başı tarafından ifade edilmiş olması, okullara karşı yapılmış bir ayrımcılıktır." Milli Eğitim Bakanı bu düşüncesinde de çok haklı. Gereçekte yer alan bu yorum bir "ayrımcılık" olarak değerlendirilmelidir. Demek ki, bu konudaki önceki yazılarımı okuyanların hatırlayacağı gibi, Cumhurbaşkanı'nın ilgili yasayı veto ederken sıraladığı gerçeklerin bir bölümü makul, yerinde gerekçelerken, ikinci bölümü "idelojik" karakterdedir. Ancak isterseniz, bu veto" hikayesini bir tarafa bırakıp biz yine dönelim söz konusu yasanın hangi akla hizmet amacıyla TBMM'den geçirildiği meselesine: Şimdi; ülkedeki "özel okullar"ın Cumhurbaşkanı'nın yaptığı gibi "çağdaşlık" ya da "Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine uygunluk"' açısından sınıflandırılmasının yanlış olduğunu söylesek de, kabul etmek gerekir ki, ülkenin pekçok "özel okul"u eğitim-öğretim kalitesi açısından hiç de umut verici durumda değildir. Bazı "özel okullar"ın pekçoğu, hepimizin bildiği gibi, "eğitim kalitesi" ya da "müfredat" gibi temel sorunlara hiç mi hiç aldırmadan asıl olarak "makyaj"la işleri yürütülmüyor mu? Dolayısıyla, haklarında geliştirilen dedikodulara aldırmadan, 10 bin başarılı "yoksul öğrenci"nin hangi "özel okullara" ne maksatla yerleştirileceğini sormak tamamen meşrudur. Mesele bazı gazete ve yazarların öne çıkardığı gibi "tarikat okulları" meselesi değil tabii ki... Ama hangi "özel okullar" hangi "kaliteli eğitim"i ile bu öğrencilere kapılarını açacak? Ortada kriterler açısından fazla belirsiz bir durum olduğu, söz sonusu yasanın fazla aceleye getirildiği muhakkaktır. Bakın: Eğer 10 bin başarılı "yoksul öğrenci" Anadolu Liseleri ve Özel Liseler'e giriş için yapılan sınava girip de, içlerinden bazıları diyelim paralı Robert Kolej'de okuma hakkını kazansaydı, devletin bu öğrencilerin öğretim masraflarını karşılamasına tabii ki kimse ses çıkarmazdı. Birer devlet lisesi olan Anadolu Liseleri için ortada zaten sorun yoktu. Ama durum böyle değil ki... "İyi Liseler" kontenjanlarını zaten çoktan doldurmuş, ama sen kontenjan açığı bulunan diğer "kolejler"e, düzenlediğin özel bir sınavla 10 bin başarılı "yoksul öğrenci"yi yerleştirmeye uğraşıyorsun... başarılı bir "yoksul öğrenci"nin okul masraflarını karşılayamadığı için, üniversiteye giriş sınavında kendisini ispatlamış bir özel okula girememesi karşısında devletin birşeyler yapması anlaşılabilir. Ama özel okulların boş kalan kontenjanlarını devlet köşesinden doldurmanın anlamı ne? Son olarak, Cumhurbaşkanı'nın ilgili yasanın "devlet okullarının arsalarıyla birlikte satışını" öngören bölümüne itiraz etmediğini ve onayladığını da hatırlayalım. Bana göre, yasanın Cumhurbaşkanı'nın "hukuka uygun" bulduğu bu bölümü de aceleye getirilmiştir. Arsaları kıymete bindi diye bir ülkenin -hem de görece "tarihi"- okullarının satılması "hukuka uygun" olsa bile, en azından, "toplumsal hafıza"ya aykırıdır. Bir ülkenin şehirlerini anlamlı kılan görüntülerden birisi de, şehir merkezlerini süsleyen okulları değil midir? O okullarda okumuş binlerce insanın yıllar sonra "Bak, ben işte bu okulda okudum!" diyerek okulunu torununa gösterebilmesi "arsa"dan daha mı az kıymetlidir? Madem öyle, Boğaz kıyısına dizilmiş nispeten eski bütün okullarımızı da kıymetli arsaları yüzünden elde çıkaralım ki, boş bıraktıkları yerler otellerle dolsun! Eğer bu düşünceyle hareket edecek olursak, unutmayın ki, Kuleli Askeri Lisesi'nden de makul bir harcamayla beş yıldızlı bir otel yaratmak pekâla mümkündür!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |