|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ticareti ayıplayan zihniyet, kitap ehlini bezdirir. İşte bu onun resmidir... - Aaa ama olmaz ki siz işi ticarete dökmüşsünüz!.. Böyle söylüyor bir bayan müşteri, yayınevinden gelen kitapların parasını almak için uğrayan yayıncıya. Yayıncı şaşkın, bakakalıyor. Bakarken de düşünüyor... Kitabın kâğıdı parayla, baskısı, filmi, hammaliyesi, dağıtımı, grafiği, trafiği her şey parayla -hatta bir kısmı dolar cinsinden- olduğu halde, bu kadın karşıma geçmiş "siz işi ticarete dökmüşsünüz" diyor. Hem de başına "Aaa ama olmaz ki" kondurarak. Sonra terbiyesini bozmamaya gayret ederek, "Efendim, baştan beri ticari bir faaliyet içindeyiz zaten" açıklamasında bulunuyor yayıncı dostumuz. Öyle ya, evde çoluk çocuk taş yiyecek değil ki... Ev sahibine şıkıdım yapıp göndermek olmaz, o da para ister. Bakkalı kasabı hakeza. Yayıncılık, ticari bir faaliyettir baştan beri; alışıyla, verişiyle... Sonradan 'dökülmüş' bir şey değildir. Parayı verir, kitabı alırsın. Tıpkı ekmek alır gibi, çorap alır gibi. Peki, hal böyleyken, o kadına (söylemeyi unuttum, o kadın hali vakti yerinde, zengin biriydi) bu sözü söyleten sebep nedir? Şudur: Evvelce bazı yayıncılar, "Efendim biz hizmet yapıyoruz, maksadımız ticaret değil" türünden beyanda bulunmuşlardır. Sonradan içlerinden bazıları holding kurmuştur ya, orası ayrı mevzu. Bir başka sebep de ticaretin ayıp bir şeymiş gibi algılanması. "Rızkın onda dokuzu" ile ilgili hadisi şerifi herkes bildiği halde, böyle yanlış bir algılama genlerimizde mevcuttur.
![]()
Yayıncımız oradan çıkıp, kitapları iki üç hafta öncesinden talebi üzerine gönderilen bir başka müşterinin kapısını çalar. Büyük bir şirkette yüksek seviyede yönetici olan ve Başbakan'dan fazla maaşı bulunan kişinin verdiği cevap da hayli ilginçtir: - Kitapları daha okumadım. Yani? - Okuyayım, beğenirsem ödeme yaparım. Oh ne âlâ! ![]()
İstatistiklere bakın, bu memlekette kitaba harcanan toplam paranın, tuvalet kâğıdına harcanan paradan daha düşük olduğunu görürseniz şaşırmayın. Çok kişi ayda altmış-yetmiş milyon otopark parası verir, ama kitap için ayda değil, yılda o kadar para vermez. Günde üç-beş milyon lira, havaya giden sigara için ödenir, kitaba ödenmez. "Eller aya, biz yaya" lafı o yüzden yalnızca bize mahsustur yeryüzünde. "Okuyup da âlim mi olacaksın?" sözüne de başka bir toplumda rastlanmaz.
HEM İDARECİLERE, HEM YÖNETİCİLERE
Okulların depreme dayanıklı hale getirilmesi maksadıyla kayıt parası alınabileceğini, herkesin bütçesine göre katkıda bulunması gerektiğini söyleyen İstanbul Valisi'ne tepki gösteren Eğitimsen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, "Vali'nin bu açıklaması hem idarecilere, hem yöneticilere..." diye söze başladı, gerisini nasıl getirdi farkedemedim. Herhalde kötü örnek olduğunu söylemiştir.
BİLMİYOR ZAHİR
Haluk İpek, Cumhurbaşkanı'nın 367'den fazla oy almış bir yasayı Meclis'e iade edemeyeceğini, böyle bir hareketin Anayasa'ya aykırı olduğunu söyledi. Sezer, Anayasa'ya aykırı davranmaz. Bilseydi, etmezdi.
SEVDİM BU HOCAYI
İstanbul'da deprem riskinin yüksek olduğuna dikkat çeken Prof. Ahmet Ercan, "Çocuklarınızı okula göndermeyin, okulların çoğu depreme dayanıklı değil" açıklamasında bulundu. Memurların da işe gitmemesini öğütledi.
Yalnız, cevaplanması gereken birkaç soru var: Bir, nereye gidelim?
UZANLAR KAYIP - Uzanlar evde yokmuş!
KAÇAN KORUMALAR - Cem Uzan'ın korumaları, bir vatandaşa nasıl meydan dayağı attı! Sonra da polis gelince nasıl dörtnala kaçtı korumalar gördün mü? - Hayır, görmedim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |