|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce kışkırtıcı bir soru: Siz, felsefe kongresinin gerçekten "İstanbul'da yapıldığına" inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. İnanmıyorum; çünkü bu kongrenin "İstanbul'da yapılmış olabileceğine dâir" hiçbir "delîl"imiz yok elimizde. Elbette ki bu kongre İstanbul'da gerçekleştirildi ama ben kesinkes eminim ki bu kongre İstanbul'da yapılmadı. Her şeyden önce, eğer bu kongre İstanbul'da yapılmış olsaydı, orada, "İstanbul", dolayısıyla "Türkiye", dolayısıyla İslâm felsefesi, dolayısıyla İslâm düşüncesi temsil edilirdi. -Kurucu sacayaklarını tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, tasavvuf ve felsefenin teşkîl ettiği- genelde İslâm düşüncesinin, özelde İslâm felsefesinin temsil edilmediği bir kongrede, "Türkiye" de temsil edilmemiş ve bu kongre İstanbul'da "yapılmamış" demektir. İkincisi de, eğer bu kongre hakîkaten ve bihakkın İstanbul'da yapılmış olsaydı, bu kongrede İslâm medeniyetinin kurucu dinamikleri genlerine kadar nüfûz eden İstanbul'un Müslüman ruhu, kesinlikle Felsefe Kongresi'ne sinerdi; işte o zaman Felsefe Kongresi'ne katılan herkes, İstanbul'da bihakkın bir felsefe kongresi yapıldığına hükmeder, Müslümanlığın kâinât, insan, doğa ve Yaratıcı tasavvurunun şekillendirdiği ve hayat verdiği İstanbul'un ruhu, bütün hayatiyet bahşeden pınarlarıyla, damarlarıyla ve imkânlarıyla o mekânda varlığını (="kevn") hissettirir, böylelikle dünya felsefesine "kendi" katkısını yapmış olur ve biz de felsefe kongresinin hakîkaten İstanbul'da yapıldığını söyleyebilirdik. Oysa İslâm medeniyetinin, taşına, toprağına, kılcal damarlarına kadar sindiği, şekil ve ruh verdiği, asîl sertahtı, tâcidârı ve göznuru İstanbul bu kongrede yoktu. Felsefe kongresi İstanbul'a gelmişti; ama "İstanbul", felsefe kongresine "gidememiş" ve "kapıdan içeri bile girememiş"ti. Peki, şu hadım edilmiş, ruhu çalınmış hâliyle, özelde İstanbul, genelde Türkiye, felsefe kongresine gerçekten "gidebilir" ve "kapıdan içeri girebilir" miydi? Hayır, bu mümkün değildi. Mümkün değildi; çünkü son birkaç asırdan bu yana zoraki olarak icat edilen ve dayatılan devşirme bir kültürün İstanbul'un ve bu toprakların ruhunu temsil eden İslâm medeniyetinin dinamiklerini dinamitlemeye çalıştığı, evire çevire tanınamaz hâle getirdiği ve sonuçta tam bir palyaçoya dönüştürdüğü ruhu çalınmış bir İstanbul'un felsefe kongresinin kapısından içeri bile girebilmesi elbette ki imkânsızdı. İşte meselenin can alıcı noktası, bu "devşirme kültür" meselesi... O hâlde, ne demek devşirme kültür? Ve devşirme kültür, sahi/ci bir işe yarar mı, kurucu ve yaratıcı bir ruha sahip midir? Asıl yakıcı soru/n bu işte. Bu sorunun cevabını verdiğimiz zaman, felsefe kongresinin İstanbul'da yapılıp yapılmadığı meselesi vuzuha kavuşmuş olacaktır. Cins düşünürlerimizden Cemil Meriç, "çeviri, tahriftir" der. Felsefî antropologlar, uygulamalı felsefeyle uğraşan filozoflar, bir kültürün başka bir kültüre çevrilip çevrilemeyeceği, aktarılıp aktarılamayacağı, başka kültürlere mensup insanlar tarafından bihakkın, hadım (yani târumâr) edilmeden anlaşılıp anlaşılamayacağı meselesi üzerinde az kafa patlatmamışlardır. Meselâ Sanford Budic ve Wolfgang Iser, "The Translatability of Cultures" (en tam Türkçe karşılığı: "Kültürlerin Çevrilip Çevrilemezliği, Aktarılıp Aktarılamazlığı Meselesi") başlıklı önemli kitaplarında özetle şöyle bir sonuca varırlar: "Çeviri" yoluyla öteki kültürleri tam olarak anlayabilmek ve aktarabilmek pek mümkün değildir. O hâlde soru şu: "Çeviri"den de çok daha berbat bir fenomen olan "devşirme kültür"lerin insanlarının düşünce üretebilmeleri, büyük felsefeler geliştirebilmeleri ve dünyaya asîl şeyler söyleyebilmeleri ve sunabilmeleri mümkün mü? Tek kelimeyle, hayır. Hayır; çünkü devşirme kültür; asâleti, özgün hassasiyetleri olmayan, asliyetini, şahsiyetini, nev-i şahsına mahsûs husûsîyetlerini ve hüviyetini yitirmiş kültür demektir. (Arapça'da asîl, asâlet, asliyet sözcükleri, hem "şahsiyet sahibi olmak", hem de "husûsî, orijinal/lik" anlamlarına gelir). Dolayısıyla devşirme kültürler; tıpkı William Burroughs'un "kes-yapıştır" yöntemiyle oradan buradan evirile çevirile monteleme ve yamama yoluyla ithal ve icat edilen, yapay, sığ, sathî ve bir süre sonra yok olmaya mahkûm olmaktan kurtulamayan kültürlerdir. Güçlü kültürler karşısında tutunamayacak, tarihe yalnızca etnografik malzeme olarak kalacak, sadece kültürlerin "cenâze levâzımatçıları"nın (meselâ arkeologların) malzemesi olmaktan öte bir değeri ve kıymet-i harbiyesi olmayan -Jan Assmann'ın sözkonusu kitapta yer alan nefis makalesinde vurguladığı gibi "üçüncü sınıf"- kültürlerdir. İşte Türkiye'de son birkaç asırdan bu yana icat edilen kültür, devşirme bir kültürdür. Bu kültür, bu topraklara ve bu toprakların insanına ruh veren İslâm kültürünü elinin tersiyle itmiş, ardından Batı kültürüyle devşirme usûlüyle gerdeğe girmiş ve sonra da ne idüğü belirsiz, neseb-i gayr-i sahîh ucûbe ve hilkat garîbesi bir kültür icat etmeye kalkışmış, üçüncü sınıf devşirme bir kültürdür. Böyle bir kültürün -insanlarının- bırakınız dünyaya esaslı ve asîl şeyler söyleyebilmesini ve sunabilmesini, başka kültürleri anlayabilmesi ve dolayısıyla dünyada olup bitenleri kavrayabilmesi bile son derece zordur. Nitekim Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in felsefe kongresinde yaptığı konuşmada, bizim devşirdiğimiz yer olan Batı'da bile sadece cenâze levâzımâtçılarının iltifat ettikleri pozitivizmi, dünya felsefecilerine "satmaya kalkışması" (tereciye tere satmak gibi bir işe soyunması), çok traji-komik kaçmış, salonda bulunan birkaç cenâze levâzımatçısının iştahını kabartmaktan başka bir işe yaramamıştır, ne yazık ki. Devşirme kültürlerin rolünün, sadece "palyaçoluk" yapmaktan ibaret; kaderinin ise cenâze levâzımâtçılarının elinde etnografik malzeme olmak, yani fosilleşmek olduğunu ne zaman öğrenebileceğiz acaba? Peki, cenâze levâzımâtçılarının iştahını kabartan üçüncü sınıf devşirme bir kültürün suni teneffüs yoluyla yaşatılmaya ve dayatılmaya çalışıldığı bir yerde (İstanbul'da) ve bir ülkede (Türkiye'de) bizim "felsefe-dünyası"na çok esaslı ve asîl şeyler sunabildiğimizi söyleyebileceğimiz bir felsefe kongresi yapıldı diyebilir misiniz? Pazartesi devam edeceğiz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |