|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs seçimlerinin resmi sonuçları onaylandı ve açıklandı. Muhalefet ve iktidar blokları eşit oranda milletvekili çıkardılar. Dün de belirttik bu sonuçlar "değişimin ateş alması" ya da "tıkanıklığın açılması" için "yeterli değil". Bir anlamda "siyasetin gücü" yerini tekrar "devletin gücü"ne bırakacağı bir ortam doğmuştur. Nitekim Denktaş daha şimdiden, aslında kendisi ve yandaşları için ciddi bir hezimet olan bu durumu lehine çevirmeye, kontrolu eline almaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı mevcut dengenin kendisini görüşmecilikten almaya yetmediğini açıklıyor. Dahası hükümet görevini seçimlerde ancak ikinci parti olabilen Derviş Eroğlu'na vermeye yatkın görünüyor. Denktaş'ın tutturduğu yol daha şimdiden "çözümsüzlük üzerine kurulu tutumun yeni ve dolaylı yollarını bulma politikası"na işaret etmektedir. Önceki gün yaptığı, seçim sonuçlarına uygun bir mantık taşıyan milli mutabakat hükümeti önerisi, aslında Denktaş'ın Kıbrıs'ı "mevcut blokaj içinde yönetme arzusu"ndan bağımsız değildir. Aynı şekilde Türkiye, Yunanistan, Rum kesimi ve Türk kesimini kapsayan dörtlü bir zirve önerisi de fiilen "çözümsüzlük politikasının yeni, zaman kazandırıcı ya da zaman geçirici hamlesi"nden başka bir şey değildir. Referandum tarzı seçimler ya da AB gibi kritik konulardaki referandumlar hemen yerde fikirlerin yarı yarıya bölünmesini birlikte getirir, getirmiştir. Bu noktada uzlaşmaların olabilmesi biraz siyasi kültürle biraz da dış etkenlerle ilgilidir. Uzlaşmacı bir siyasi kültür bu tür bir bölünmüş yapıdan fiilen statükonun devamı sonucunu çıkarmaz ya da bu tür sonuçların bir tıkanıklık üzerinden siyasetsizlik adımlarına temel oluşturulmasına müsaade etmez. Tersine bu tür sonuçlar tarafların kendilerine dönerek esnek davranışa yönelmelerini kolaylaştırır. Ne var ki, Kıbrıs siyaseti bu tür tartışmalara tanık olacağa benzemiyor. Zira "makro Kıbrıs siyasetinin iplerini elinde tutan seçime katılan siyasi partiler değil, siyasi sorumluluğu sınırlı olan, seçim sonuçlarını kendi konumuna göre yorumlayan görüşmeci cumhurbaşkanıdır", yani Denktaş'tır. Seçimlerle gelen tıkanıklık ne yazık ki, "Denktaş'ın bu konumunu, taraflı hakem pozisyonunu" güçlendirmektedir. Nitekim dörtlü zirve önerisi daha hükümet kurulmadan, iradeyi elinde tutacak ve temel kararları verecek siyasi iktidar oluşmadan, onun üstünde ve onun adına konuşma yetkisini kendiliğinden eline alan Denktaş tarafından dile getirilmektedir. Annan Planı temelinde çözüm süresi ve takvimi sınırlıdır. Mayıs 2004 tarihinde şu ya da bu şekilde Kıbrıs AB üyesi olacaktır. Bu süre içinde bir çözüme ulaşılmazsa Kıbrıs Türk kesiminin işi siyasi olarak daha zorlaşacak, Kıbrıs temsil gücü fiilen Rum kesimine geçecek, Türkiye'nin AB üyeliği işi yeni çıkmazlarla karşılaşacaktır. 4 ay çok çabuk geçer. Hele Denktaş gibi politikacıların elinde daha çabuk geçer. Ve Denktaş'ın seçim sonrası yaptığı tüm açıklamalar "vakit geçirme politikası"na açıkça işaret etmektedir. Bu noktada ağırlığını koyması gereken Türkiye'dir, daha doğrusu Türkiye'deki siyasi iktidardır. Zira kimi riskler alınmazsa, ortaya çıkacak sonuç Türkiye açısından da siyasi iktidar açısından da daha büyük kayıplara yol açacaktır…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |