|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Avrupa Birliği (AB) ile müzakere sürecini 2004 yılı sonunda başlatmayı bekliyor olmasa ve masanın üzerinde çözüme çerçeve teşkil etmek üzere hazırlanmış 'Annan Planı' bulunmasa idi, Kıbrıs seçimlerini bu denli dikkatle izler miydik? Elbette hayır. Kıbrıs'ta, KKTC kurulduktan bugüne kadar tam beş genel seçim yapıldı; ilk dördünde, hiçbirimiz, öncesi ve sonrasıyla fazla ilgilenmedik... Kıbrıs'a duyulan ilgi seçimle bitmeyecek; ortaya çıkacak hükümetin biçimi de yakın tâkip altında tutulmayı hak ediyor. Kurulacak hükümetin oluşumu Kıbrıs'ta yaşayanlar kadar bizim için de önemli. Bu sebeple, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilgisi, kaçınılmaz olarak, bir süre daha devam edecek. Hükümetin oluşumunda izlenebilecek iki yol var: Biri, seçmenin verdiği mesaj istikametinde çözüm arayışlarını sürdürecek doğrultuda bir hükümetin kurulmasıdır; diğeri ise, mesaja kulak asmayarak boşa vakit kaybını getirecek arayışlar... İlk yolun dayattığı 'doğru formül' iki ile sınırlı: CTP-BDH-DP üçlü koalisyonu veya BDH'nın dışarıdan destekleyeceği CTP-DP koalisyonu... Bu ikinin dışındaki her formül, AB üyesi olmak isteyen Türkiye'ye vakit, Kıbrıs Türkü'ne de altın bir fırsat kaybettirecektir. İçinden geçtiğimiz konjonktürde en kötü formül ise seçimlerin yenilenmesidir... DP'li hükümet formülü, doğal olarak, çözüm konusunda henüz ikna olmamış kitlelerin tereddütlerini gidermeye de yarayabilir. Daha önce de değişmiş bir metin var elimizde; 'Annan Planı' üzerinde tam iki kez oynandı. UBP ve DP'ye oy vermiş kitlelerin takıldığı noktalar istikametinde yeni bir değişiklik neden aranmasın? Serdar Denktaş'ın da içinde yer alacağı hükümet, BM nezdinde yürütülecek girişimlerle, metinde gerekli değişikliklerin yapılmasını zorlayabilir. Meclis başkanlığına hükümete dışarıdan destek verecek BDH lideri Mustafa Akıncı'nın seçilmesi ise, konuyla ilgili başkentlere 'çözüm yanlısı' arayışların ciddiyeti hakkında keskin bir işaret yerine geçecektir... Başbakan Tayyip Erdoğan ile dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün seçim sonrası konuşmaları, Kıbrıslı siyasilerin sandık tablosunu yorumları, 'doğru formül' yönünde iradenin varolduğunu düşündürüyor; bu önemli. Şimdilik görünen tek pürüz, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın konuya yaklaşımı... Liderler arasında Kıbrıslı seçmenin mesajını herkesten farklı yorumlayan bir tek o var; seçim sonrasında yaptığı açıklamalara bakıldığında, Denktaş, bunu, sanki Türkiye'nin AB üyeliğini engellemek için yapıyor... Karşılaşılan kilitlenmeyi aşmaya yarayan, hükümeti oluşturmak için birden fazla formül var; yeter ki, niyetli olunsun. Bu noktada, Ankara, daha fazla duraksamadan bir karar vermek zorunda: Kıbrıs'ta çözüm yolunda atılacak adımları teşvik etmek ve bu amaçla bir hükümet oluşumuna destek vermekten mi, yoksa Türkiye'yi AB perspektifi hedefinden saptıracak oyalama formüllerle vakit kaybedilmesine göz yummaktan yana mı tavır alacak? Rauf Denktaş'ın "Türkiye'nin AB üyeliğini engelleme" niyeti, 'Annan Planı' konusunda esas itirazların Rum tarafından geldiğinin iyice anlaşılmasına rağmen ayak sürümeye devamından anlaşılıyor. Bıraksa, Tasos Papadopulos başkanlığındaki Rum yönetimi mızıkçılık yapan taraf haline dönüşebilecek; bu da Türkiye'nin bütün samimi ve ciddi çabalarına rağmen çözüm bulunamaması, yükün Rum-Yunan tarafının sırtına kalması demek... Denktaş, "Uzlaşmacı olarak anılmaktan onur duyarım" tavrıyla Türkiye'den bunu esirgiyor işte... Seçimden buyana geçen kısa süre içerisinde, Kıbrıslı genç politikacılar, 'doğru formül' için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacakları görüntüsüyle gerçek birer 'devlet adamı' sorumluluğu sergilediler; bu davranışlarını sürdürürlerse, Türkiye'nin de katkılarıyla, Kıbrıs'ta yepyeni bir dönem başlayabilir. Bir noktadan daha eminiz: 'Doğru formül' Kıbrıs'ta bir bulunsun, Türkiye'deki hükümet de gerçek anlamda iktidara dönüşme şansını yakalayacaktır...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |