|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Biliyorum, köşeyazılarında aynı konunun günlerce boy göstermesinden benim gibi siz de hoşlanmıyorsunuz... Haklısınız ama biraz daha sabır, bitmesine az kaldı... Fransa'nın içine düştüğü yeni "laiklik nöbeti"ni gözden geçiren bu yazı dizisi bir "pehlivan tefrikası"na dönüşmesine az kala nihayet bugün son buluyor! Ama belki bir ek olarak, cumartesi günü, büyük filozof Paul Ricoeur'ün bir başka filozof (Monique Conto-Spenber) ile ortak kaleme aldıkları (ve yine "başörtüsü-laiklik" ilişkisini gözden geçiren) bir genel değerlendirmeden söz edeceğim... Aslında bana soracak olursanız, "Türk medyası"nın hiç iltifat etmediği bu dosya bizi çok yakından ilgilendiriyor. Hele bir de Fransa'da yeni bir "laiklik yasası" yürürlüğe girecek olursa... Türkiye'de pekçok çevre bu girişimi muhakkak ki ayakta alkışlayacak ve hiç vakit kaybetmeden "Bakın, insan haklarının vatanı Fransa bile bizim gibi düşünüyor!" diyerek bu gelişmelerden güçlenmiş olarak çıkacaktır. Tabii ki bu arada pekçok hususu da unutarak. Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğunu, ülkedeki kadınların büyük çoğunluğunun "başörtüsü" kullandığını ve tabii bütün bu verilerden hareketle "başörtüsü" sorununa Katolik Fransa'da olduğu gibi yaklaşmanın akılsızca bir davranış olduğunu unutarak.... Ama bugünden adımız gibi biliyoruz ki, bu iş de maalesef böyle olacaktır.... Dünkü yazıda "Stasi Komisyonu"nun okullarda "başörtüsü, büyük haç ve kippa"nın yanısıra "siyasal sembolleri"n de yasaklanmasını önermesinin ülkede önemli bir tartışma başlattığını söylemiştim. Dolayısıyla bugün biraz bu çerçevede ilerleyelim: Yasak kapsamına girmesi muhtemel ilk "siyasal semboller" olarak "Che Guavera'lı T-shirt"ler, bizde de bazı vatandaşların kullandığı "kefiye" adı verilen başörtüsü, "SOS-Racisme" adlı ırkçılığa karşı mücadele veren örgütün alameti farikası akla geldi. Nasıl bir uygulama olacaktı, bütün bu ve benzeri "siyasal semboller" de okul kapısında yasaklanacak mıydı? Kafalar o kadar karışık ki, "Stasi Komisyonu"na adını veren Bernard Stasi bile sorulara tutarlı bir cevap veremiyor. Stasi'ye göre, bu işte karar okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin "sağduyusu"na bağlıydı. Komisyon üyelerinden Alain Touraine'in konuya ilişkin yorumu ise, Komisyon'un bu kararı alarak başına nasıl bir dert sardığını iyi gösteriyor: "(Che Guavere'li T-shirt'ler) bir siyasal sembol değil, bir romantik, tarihsel imajdır." Touraine'e göre "Filistin keyifesi" de, eğer kıyafetin tamamı bunu tamamlayan biçimde değilse, yasaklanmamalı, okul kapısından girebilmelidir. Ama sıra bir örgüte gönderme yapan "bir bayrak" ya da "bir slogan"a gelince, "bir kuruma, bir iktidar sistemine" göndermede bulunulduğundan dolayı kapıdan çevrilmelidir... "Başörtüsü sorunu" için Fransız Milli Eğitim'inin atadığı "aracı"lardan Hanife Şerife'nin "kefiye"nin bir siyasal sembol olup olmadığı yolundaki yorumu ise bambaşka: "Bu, hangi koşullarda taşındığına, taşıyanın ona ne anlam verdiğine bağlıdır." Bu son yorum benim çok hoşuma gitti ama bu yorumdan hareketle şu soruyu sormadan da edemedim: "Kefiye" için ortaya atılan bu akılcı yorum "başörtüsü" söz konusu olunca niçin geçerli olmuyor?! Aslında cevabını bildiğimiz bir soru bu; çünkü "başörtüsü"nü erkekler değil gençkızlar taşıyor ve Cumhuriyet rejiminin birinci görevi de "Okul"da kadın-erkek eşitliğini tesis etmek! Peki ya AIDS hastalarıyla dayanışma sembolü "kırmızı kurdele" ile "şiddet kurbanı kadınlar"la dayanışmayı sembolize eden "beyaz kurdele", onlar da yasaklanacak mı? Peki ya bir öğrenci üzerinde "orak-çekiç" olan bir T-shirt ile okula gelirse ne olacak? "SOS Racisme"in o ünlü "eli"nin akıbeti ne olacak.... Bütün bu örnekleri sıralamamın tek bir nedeni var: Açıkca anlaşılıyor ki, "Stasi Komisyonu" kuyuya bir taş atmıştır ve kimin-nasıl çıkaracağı meçhuldür... Olacağı tabii ki budur; sayıları da hiç de fazla olmayan "başörtülü öğrenciler"i anlaşılmaz bir biçimde okulun kapısına koymaya çalışırken biraz da "dekor" olsun diye "siyasal sembol" yasağı da getirirseniz, başınıza işte böyle teorik-pratik dertler açılır! Eşitliğin ve özgürlüğün vatanı diye tanımladığınız "Okul"un kapısını paradoksal olarak daha baştan itibaren toplumun bir kesimine kapamaya çalışırsanız, bu işin altından değil "19 bilge", 1009 bilge ile bile kalkamazsınız... Bunu da galiba söylemiştim: Fransa'da "Stasi Komisyonu"nun cumhurbaşkanına teslim ettiği rapor diğer Avrupa ülkelerinden pekçok olumsuz tepki aldı. Çok tabii tepkilerdi bunlar..."Başörtülü" öğrencileri okulun kapısından geçirmeyen bir uygulamaya başta İngiltere olmak üzere Almanya, İsveç, Avusturya, İtalya, vs gibi ülkelerden tepki gelmemesi mümkün mü? Gelen tepkilerin ortak paydasını şu tespitin oluşturduğunu söyleyebiliriz: "Fransız entegrasyon modelinin hezimeti." Bakın, Cambridge Üniversitesi'nden modern teoloji profesörü David Thompson, Komisyon raporunu nasıl değenlerdiriyor: "Öyle görülüyor ki, Fransa'da Cezayir savaşı psikolojik düzeyde halledilememiş durumda. Oysa İngilizler, koloniyal geçmişleri üzerine bir çizgi çektiler. İngiltere'de, aşırı muhafazakar çevrelerin dışında, komünotarizm kabul edildi." Thompson'un "laiklik" meselesinin İngiltere'de "sol ve sağ" arasındaki mücadelenin bir elemanı olmadığını hatırlatması da önemli. Oysa Fransa, bu kez Müsümanların şahsında yeni bir "neoklerikalizm" tehlikesiyle mücadeleye soyunuyor.. İngiliz Guardian gazetesinin, Fransa'da zaten çevreye itilmiş olan Müslüman komütonesinin bir de yeni bir yasayla daha da marjinalize edilmesinin sonunda herkese "Müslüman ve Fransız olunamaz mı?" sorusunu sordurup sordurmayacağını sorgulaması da önemli. Gazete ayrıca haklı olarak, bu raporun da, Fransa'nın, göçmenler dünyanın neresinden gelirlerse gelsinler birbirinin aynı yurttaşlar yaratma peşinde koşan yanlış "göçmen politikası"nın bir ürünü olduğunu yazıyor. Fransa'da göçmen işleri önceleri, yani İtalya ve Portekiz'den göç alındığı yıllarda yolundaydı; ancak ne zaman ki Müslüman göçmenler ülkeyi doldurdu, "neoklerikalizm" tehlikesi tekrar başgörterdi! Evet, geldik (nihayet!) yazının sonuna.... Bilmem bir kez daha tekrarlamaya gerek var mı? "Stasi Komisyonu"nun ortaya koyduğu öneriler beni asıl, "Okul" konusunda taşıdığı güvensizlik açısından hayal kırıklığına uğrattı. "Demek" dedim, "Fransız cumhuriyetçilerinin Okul'u yere göğe sığdıramayan açıklamaları o kadar da ciddi değilmiş!" Eğer "Okul"un çocukları ve gençleri eşitlik ve özgürlük yolunda donanımlı kılacak başta gelen bir kurum olduğu unutuluyor ve daha girişte yasaklar konuyorsa, "Cumhuriyetçilik"ten geriye ne kalır ki?!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |