AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kıbrıs'ta "birlik" zamanı da…

Elbette Kıbrıs'ta birlik zamanı. Hatta, görecek hesapları olanların bile öfkelerini içlerine atıp sabır göstermelerinin zamanı. Ama "birlik beraberlik" sloganını kullanıp, çözümsüzlüğün ve içe kapanmanın ömrünü uzatmanın hiç zamanı değil. Pazar günü verilen mükemmel demokrasi örneğinden sonra, "teknokratlar hükümeti" ya da "milli mutabakat koalisyonu" gibi ara rejim senaryolarına müracaat etmenin, bunu dillendirmenin hiç ama hiç zamanı değil.

Kıbrıs'ın ihtiyacı olan şey sadece bir hükümettir ve bu da her şeyden önce müzakere için, yani Kıbrıs Sorunu'nun çözümü için gereklidir. "Çözüm gündemi" olmaksızın bir hükümet kurmakla kurmamak arasında ciddi bir politik maliyet farkı da yoktur.

Zaten, seçimin mesajını doğru okuyanlar Kıbrıs'ın geleceği için mantıklı istikamet çizmeye başladılar. En başta da Başbakan Erdoğan…

Erdoğan'ın "Kıbrıs halkının iradesine kimse sağır kalmamalıdır. Kıbrıs`ta seçmen artık yeni siyasetçiler istiyor" cümleleri bu konuda yeterince açıklayıcıdır. Çözüm endeksli yeni bir siyaset anlayışı ve yeni siyasetçiler…

Elbette bu çözüm, "ne pahasına olursa olsun" türünden bir müzakereye tekabül etmemektedir. Zaten kimse, çözümden bunu anlamamaktadır.

Ayrıca, hiç kimse seçim sabahı "halkımızın AB ve uzlaşma istediği anlaşılmıştır" dedikten sonra dün, "uzlaşmaz ünvanı benim için şereftir" diyen Denktaş'ı da anlamamaktadır.

Denktaş bu sözleriyle Erdoğan tarafından sarfedilen "Kıbrıs'ta sadece siyah ya da beyaz yoktur" cümlesindeki siyaha denk düşen bir tavır sergilemiştir. Kendisini, seçim sonuçlarının gösterdiği "kaçınılmaz ve ayak sürümelerle ertelenemez çözüm süreci"nin dışında kalma tehlikesine atmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı'nın bugün hemen şimdi yapması gereken, tecrübesini hükümetin kuruluşu için kullanmak ve giderek yetkilerini halkın iradesi ile şekillenen Cumhuriyet meclisi'ne devretmektir.

Kıbrıs'ta Denktaş, Avrupa'da da Ankara uzlaşmacı bir profile transfer olmak zorundadır.

Kıbrıs artık, ancak Ankara'nın ağırlık merkezinde bulunduğu ve yeni KKTC hükümeti eliyle yöneteceği bir sorundur. Bu noktada önemli olan da masaya oturur oturmaz bir çözüme imza atmak değil, çözüm için iyi niyetli, istekli ve kararlı olduğunu gösterebilmektir.

Sorunun muhatabı olan Rum Kesimi-Yunanistan istemedikten sonra bir çözüm zaten mümkün olamayacağı için Ankara'ya düşen "çözümsüz" damgasını yememektir. Böyle olursa kimse Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerine başlamasına Kıbrıs'ı maniası çıkartamayacaktır.

Ve eğer tam bir yıl önce böyle olsaydı; yani, çözüm isteğimiz konusunda Avrupa'yı ve dünyayı ikna edebilseydik bugün Rum Kesimi'nin AB üyeliği garanti olmayacaktı. Mayıs'ta Güney'deki Rumlar AB yoluna girip el sallarken, Kuzey'deki Türkler onları boynu bükük seyretmek dramıyla karşı karşıya kalmayacaktı.

Neyse ki Türkiye'nin önünde şimdi yeni bir fırsat ve yeni bir süreç bulunmaktadır. Seçim sonucu doğru okunursa Kıbrıs'ın bir çırpıda kolaylıkla çözülebileceği bir sürece girilmektedir. Dışişleri Bakanı Gül'ün "adada uzlaşmaya varacak bir hazırlık içindeyiz" cümlesi de bu mesajı doğru okuyanların sayısının çok olduğunu göstermektedir.

Kıbrıs'ın geçmişinde olanlar, geleceğinde de olmak istiyorlarsa bu sürecin parçası olmak zorundadırlar.

"Birlik- beraberlik" kavramı, çözüm yolunu kolaylaştırdığı müddetçe anlamlı ve gereklidir. Sandıkta kaybeden statükonun, hamasetle korunabilmesi mümkün değildir.


17 Aralık 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED