|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Televizyonda bir program. Şifalı otlarla bazı hastalıkların tedavisini gerçekleştirdiğini söyleyen bir zat, yanında iki doktor, bir de sunucu. Seyirciler programa telefonla katılıp dertlerini dile getiriyorlar. Dikkati çeken şu oldu: Açılan telefonların büyük çoğunluğu "Şifalı otlar" hakkında idi. Zaten programın formatı da bu merakın üzerine kurulmuştu. Hormonlu domatesler, zehirli biberler (Bu zehir tarım ilaçlarının bilinçli-bilinçsiz kullanılmasından oluşuyor) hayatımıza girdi gireli farkında iseniz hemen bütün dünyada bir "Doğal besin" kaygusu görülmeye başladı. Kimyasal katkılarla üretilen her şeyden kaçış var. Şifalı otlar satan dükkânlar (Baharatçılar) gün geçtikçe artıyor. Doğal besin pazarı giderek genişliyor. Bu besinler şimdilik hayli az üretildiği için oldukça pahalı. Gün geçmiyor ki gazetelerde lahananın faydalarından, elmanın ve havucun faziletlerinden bahseden bir yazı yayımlanmasın. Elbette bu sebze ve meyveler doğal üretimle elde edilmiş olacak. Modern medeniyetin havayı, suyu ve nihayet toprağı mahvettiği; doğal yaşam alanlarının giderek daraldığı, pek çok canlı türünün ortadan kalktığı çevreciler tarafından sürekli gündemde tutuluyor ve yetkililerden önlem alınması isteniyor. Beyhudedir. Modern medeniyet doğaya karşı (düşman) olarak inşa edildi. Onunla savaşıyor. Ve bir zaman ona karşı kazandığı zaferler, insanlığın en büyük kazanımları olarak değerlendirilmişti. Bataklıkların kurutulması, hatta bazı göllerin ortadan kaldırılıp tarıma açılması dahi zaferler listesine girmişti. Şimdilerde bu anlayıştan ricat ediliyor. Geçmiş olsun. Ricat tamamlanıncaya kadar ortada bakir tabiat kalmayacak. Geçmişte bir adam kalkıp falan ot nezleye iyi gelir, falan meyve sindirim sistemini tedavi eder demiş olsaydı; adamı bir kaşık suda boğar ona derhal "şarlatan" yaftasını takarlardı (İki de bir kansere ilaç buldum, kelliğe paydos diye ortaya çıkanları ayrı tutuyorum). Şarlatanlıktan kurtulmanın tek yolu "bilimden icazet alma"dır. Bu günkü gazetelerden birinde tarçının şekeri önlediği haberi yer alıyordu. ABD'li bilim adamları, yemeklere eklenen az miktarda tarçının kandaki şeker düzeyini belirgin bir şekilde düşürdüğünü tesbit etmişler. Öyle ki çaya atılan bir tarçın kabuğu bile şeker hastalarının ensülin değerlerini iyileştiriyormuş. ABD'deki Beltsville kentindeki Tarım ve Beslenme Araştırma Merkezi'nde görevli Richard Anderson ve ekibi tarçının içinde bulunan MHCP (metil hidroksi kalkon polimer) maddesinin kandaki şeker düzeyine olan etkisini, besinleri incelerken tesadüfen farketmiş. Laboratuvarda yapılan deneyler sonucu bu etki doğrulanmış. Yahu bizler yıllardan beri tarçın, zencefil, karanfil, ıhlamur vb. gibi pek çok bitki ve baharatı kullanıyoruz. Bu bitkiler asırlardan beri insanların bildiği, faydasını gördüğü şeyler. Ninelerimiz doktor ve hastane yokluğunda bizleri bunlarla tedavi etmediler mi? (Rahmetli Barış Manço'nun nâneli-limonlu şarkısını anmanın tam zamanı). Bu yüzden eski tıbba ait binlerce ilaç kocakarı uydurması diye tu kaka edilmedi mi? Peki dün piyasaya çıkan, bir kaç yıl kullanılan ve sonra zararlıdır diye toplatılan ilaçlara ne diyeceğiz? İlaç sanayiinin dünyadaki tekellerine, şirketlerine, bunların kendi aralarındaki rekabete bir neşter atsak acaba ortaya hangi şarlatanlıklar çıkacak? Doğrusu şudur: İlim, eski-yeni demeden, kimseyi aforoz etmeden, insanlığın çok eski zamanlardan beri kullana geldiği usulleri, ilaçları, bitkileri, maddeleri elinin tersi ile itmemeli. Tıb ile alternatif tıb barışmalı. Tarçın kullanan şifalı bitkiler uzmanı ile, tarçının şekere iyi geldiğini "tesadüfen" bulan modern tıp uzmanı çabalarını birleştirmeli. Böylece yerli-yersiz kullanılan şu "şarlatan" sıfatı da çöpe atılmalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |