AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
SADDAM NE ZAMAN YAKALANDI?

Amerikan askeri "Bir bardak su ister misin?" diye soruyor; Saddam Hüseyin El Tıkritî'nin verdiği cevap şöyle:

- Bir bardak su içersem tuvalete gitmem gerekir. Halkım tutsakken ben nasıl tuvalete giderim?

Haydi bakalım... Buyur buradan yak!..

Bu ne biçim cevap?

Kaçtığın sekiz ay boyunca hiç mi tuvalete gitmedin?

Hiç mi su içmedin?

Sucukları, yumurtaları, çukulataları kim yedi?

Sonra, o mutfağın hali ne öyle?

Pis, dağınık, her taraf bulaşıkla dolu...

Tabaklarda yemek artıkları, yerde yumurta kabukları...

Tamam, Saddam'ın mutfak önlüğünü takıp bulaşıkları yıkamasını, mutfağı tertemiz etmesini bekliyor değiliz ama biraz daha özenli olabilirdi.

En azından kırdığı yumurta kabuklarını yere atmayabilirdi.

Yahut yakalandıktan sonra bile sokağa çıkıp gösteri yapan, "kanımız canımız sana feda ya Saddam" diye bağıran hemşehrilerinden ağzı sıkı olan bir-ikisi o evi temizleyebilirdi.

Ayrıca o saklandığı çukuru da biraz geniş tutmalıydı Saddam.

Oturabilecek, ayakta durabilecek kadar.

"Saddam o çukurda saklanırken çişi gelmemiş midir hiç? O zaman ne yapıyordu?" diye babasına soran ufak çocuğa birisi cevap vermeli.

*

Bütün o görüntü ve diyalogları, Amerika'nın saatler süren çekimler arasından seçerek cümle âleme servis yaptığını bildiğimiz için, gördüklerimizden çoğunun kurmaca olduğunu düşünebiliriz.

Evi askerler dağıtmış, yumurta kabuklarını askerler yere atmış, hatta o mezar çukurunu da askerler kazmış olabilir.

Belki Saddam aylar önce yakalandı ve bu süre içinde yoğun baskı altında tutuldu.

Bu konuda pek çok teori üretmek mümkün.

Üretilebilecek teorilerin de karşı teorilerin de hiç biri, ne Amerika'yı haklı ve başarılı çıkarabilir, ne de Saddam'ı.

Hem Amerika haksız, hem Saddam.

Öyleyse kim haklı?

Burada haklı olan tek taraf, vatanını işgal güçlerine karşı savunmaya çalışan direnişçiler.

Irak'ın gerçek sahipleri.

Halk kamyonu

Kamyonu evirip çevirerek "Halk Otobüsü" yapma becerisi üzerine iki çift laf etmeyi düşünürken, hafta sonu Saddam yakalanınca, bu konu aklımızdan uçtu gitti. Sadece kamyondan otobüs konusu değil, Kıbrıs'taki seçim bile gündemin gerisinde kaldı. Kamyondan otobüs yapmayı düşünenlerin, -araştırılsa- çocukluğunda 62'den tavşan yapma konusunda da çok becerikli oldukları ortaya çıkacaktır. Öyle tahmin ediyorum. Vergisi çok geldiği için doğrudan otobüs alıp işletmektense, kamyonu bir karöser atölyesinde otobüsleştirmekle, taşımacılıkta yeni bir çığır açmışlar. Bravo. Açılan o çığır, peşpeşe pek çok kamyonun otobüs haline dönmesini sağlamış. Bununla yetinmeyenler, bir de Tofaş Şahin üzerinde çalışmayı düşünmüşler ve hayret onda da başarılı olmuşlar. Durum anlaşılmasaydı, motosikletten, bisikletten ve hatta at arabasından da halk otobüsü üretmeyi deneyeceklerdi muhtemelen.
Yazık oldu.

BOMBACININ İSMİ

Gelelim bombacıya... İstanbul'da patlayan bombaları İkitelli'de bir depoda imal ettiği ve araçlara yüklediği bildirilen "Fevzi" adlı kişinin soyadı konusunda bir karışıklık yaşanıyor.

"Yiğit", "Yitiz", "Yitik"...

Bu karışıklığı farkeden bir tv kanalı da soyadını ilk harfiyle vermeyi uygun görmüş.

Fevzi Y. şeklinde verilen haberlerde defalarca adı söylenince yine bir karışıklık doğmuş oldu.

"Fevzi Y." denildiğinde "Fevziye" şeklinde anlaşılması gibi.

GÜNÜN SÖZÜ

Mülkiyetimizdeki her artış, bize yeni yükler getirir.
John Ruskin (1819-1900)


17 Aralık 2003
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED