|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünyayı baştan sona kuşatan savaşlar çağında insan dış zenginliğini yitirmekle kalmadı, metafizik ürperti duymasını da büyük ölçüde unuttu. Yirminci yüzyılın sanatı gibi, ekonomi ve politikası da tek boyutludur. Yeni yüzyılda ekonomik, siyasal ve kültürel sorunların üstesinden edebiyatın içinde yoğrulmuş aydınlar gelecektir. Mevlana ve Yunus'un yakaladığı ölümsüzlüğün sırrı şiirdedir. Düşünce ve eylem sanatın iki ana kaynağıdır. Sanat düşünce ve eylemle beslenir. Yabancılaşmanın karanlığı inanmanın aydınlığıyla dağıtılır. Sanatcı söz ve yazıyı bir silah gibi kullanmak zorundadır. Çünkü Doğulu ve Batılı aydınların sürekli vurguladıkları gibi: "Sanatçı çağından sorumludur." Yazı soyut düşüncenin silahı ise, söz de somut eylemin silahıdır. Sanatçı insanın düşünce ve eylemine yeni boyutlar kazandırır. Onunla insan iç dünyasıyla birlikte dış dünyasını da değiştirir. İç dünyası yoksul olanların dış dünyası zengin olmaz. Çünkü iç dünyanın zenginliği bir yolunu bulur, dış dünyaya yansır. İç dünya düşünceyle, dış dünya da eylemle güzelleşir. Dehşet ve ölüm saçan yabancılaşmış insanın karşısına, düşünce ve eylemle pişmiş, umut ve güven veren insanın çıkarılması gerekir. Umutsuzluğun kaynağında inançsızlık ve inkar vardır. Korku ve düşman üreten insan, Allah'la bağını yitiren insandır. Oysa Sezai Karakoç'un dediği gibi: "Kendi varlığı meselesini daha çözememiş insanın inkara hakkı yoktur." İnançsızlık bütün dünyanın üzerine bir karabasan gibi çökmüştür. İnsan Allah'tan uzaklaştıkca iç ve dış kirlenme hız ve yoğunluk kazanıyor. Modern insan kutsal alanı yok saymakla iki dünyayı birden yitirdi. Bütün dünyayı tehdit eden savaş korkusu, dünya ile ahiret arasına aşılmaz duvarlar örmenin doğal ve kaçınılmaz sonucudur. Yirmibirinci yüzyıl da Yirminci yüzyıl gibi, bir "Savaş" yüzyılı olacak. "Soğuk savaş'ın sona ermesiyle, bütün ideolojiler öldü. Seküler değerler insanlığı barışa değil, savaşa götürdü. Kutsal kaynaktan beslenen sanatla, korku ve umut arasındaki uyum ve düzen yeniden kurulacaktır. Umutsuzluğun karanlığı inancın aydınlığıyla yok edilir. Umut, Nuri Pakdil'in kavramlarıyla söylenirse "Mutlak Kitap"tadır. Kur'an'da açıklanan varoluşun sırrına sanatla erilir. Varoluşun muhteşem dünyası sanatla geçmişten geleceğe taşınır. Türkiye'de tek parti döneminde doruk noktasına ulaşan medeniyet krizi sanatla aşılacaktır. Anadolu insanı, sanatın tuttuğu ışıkla yeniden evrensel etik ve hukuk ilkelerine dönmelidir. Türk toplumunu siyasi ve ekonomik sınırların dışına çıkararak, evrensel kimliğini sanat kazandıracaktır. Sanatsız kalan toplum, dışa açılmak yerine içine kapanarak, ürün hizmet ve bilgi üretme gücünü bütünüyle yitirir. Türkiye'deki yabancılaşmanın kaynağında toplumun "ortak hafızası"nın Tanzimat'tan bu yana bilinçli bir biçimde tahrip edilmesi yatmaktadır. Anadolu insanı kendi kutsal değerlerden koparılarak, seküler değerleri benimsemeye zorlanmıştır. Bu bağlamda, yapılan bir dizi devrimle Anadolu insanı İslam kültür ve medeniyetine yabancılaştırılmıştır. Bütün Anadolu Ankara gibi, rüyasız, kişiliksiz ve sanatsız konuma düşürüldü. Türkiye'deki yabancılaşmanın simgesi Ankara'dır. Kendi tarih ve coğrafyasına yabancılaşmış bir ülkeden, dünya ölçeğinde edebiyat eserleri veren sanatçılar çıkmaz. Türkiye'deki yabancılaşma bir salgın hastalık gibi, toplumun üretim gücünü çökertmiştir. Türkiye'nin görkemli geçmişini geleceğe taşıyabilmesi için, bütün boyutlarıyla Kutsal kültürü güncelleştirmesi zorunludur. Yirmibirinci yüzyılın "Barış" yüzyılı olabilmesi için, bütün insanlığın "Kudüs"e ayarlanması gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |