|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Aslında bugün bir diktatörün ibretlik sonunu ele alacaktım. Ama Pazartesi günü CHP Grup Başkanvekili Sayın Kemal Anadol'un mecliste yaptığı basın toplantısına temas etmenin daha uygun olacağı kanaatine vardım. Sayın Anadol, bir CHP klasiği daha sergiledi. Dokunulmazlık konusundan da bir rejim krizi üretmeye muvaffak oldu. CHP bunu hep yapıyor. Eğer TRT 3'ü seyrediyorsanız muhakkak göreceksiniz. Kürsüye çıkan CHP milletvekillerinin tamamına yakını eğer tasarıya muhalefet ediyorlarsa bu muhalefetin adını hemen rejim savunuculuğu koyuyorlar ve kanunun rejimi tehdit ettiğini söylemekten kendilerini alamıyorlar. Artık alıştık. CHP kendisini rejimle özdeş olarak görüyor ve CHP'ye uymayan her şeyi rejime de aykırıdır mantığıyla reddediyor. Bir bakıma sol gösterip sağ vurarak takıyye de yapmış oluyorlar. Solcu söylem ile arz-ı endam edip katıksız sağcı eylemler sergiliyorlar. Statükocu, devletçi, özgürlükleri sadece yandaşları için düşünen, demokratik kaygılardan uzak, dayatmacı ve baskıcı bir siyaset anlayışı. Farklı fikirlere tahammülsüz hatta kendi vekillerine bile fikir özgürlüğünü çok gören bir anlayış. Farklı düşünen kimi vekillerin nasıl çark ettirildiğini gördük. Sayın Anadol, Milletvekili Dokunulmazlıklarını Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarını bitirmesinin ardından kimi vekillerin yaptıkları açıklamaları hemen yine 70 model siyaset anlayışıyla, " .. siyasal bir konu olmaktan çıkmış rejim sorununa dönüşmüştür." diyerek AK Parti'ye yüklendi. AK Parti Genel Başkanı Başbakan, dokunulmazlıklar konusunun zamanlamasını kendilerinin yapacağını açıklarken, hükümet sözcüsü yargıya güvenmenin gereğinden ısrarla bahsederken, kimi vekillerin sözünü AK partinin resmi görüşüymüş gibi kabullenip AK Parti'ye yüklenmek ve işi rejim sorunu haline dönüştürmek gibi ucuz ve bayat bir politika çağımıza yakışmamaktadır. Bazı milletvekili ve bakanların kimi örneklerden yola çıkarak fikir beyan etmeleri en doğal haklarıdır. Onlara bu hakkı dahi çok görüp, sadece tartışmayı bile rejim tehdidi saymak ve toplumu germek CHP'nin topluma söyleyecek sözünün açıklayacak projelerinin bulunmadığını göstermesi açısından da çok düşündürücüdür. Vekiller ve bakanlar gördükleri aksaklıkları söyleyerek tartışmayacaklar da kim tartışacak? Anayasaya ve yasalara aykırı bile olsa vekillerin farklı düşünceleri ortaya koymaları dünyanın hiçbir yerinde ayıplanmaz? Bu hak, yasama organı üyelerinin en tabii hakkıdır. Vekillerin düşünce beyanlarını yasama, yürütme ve yargıyı karşı karşıya getirmek şeklinde yorumlamak yerine her üç erk de getirilen eleştirilerden kurtulmanın yollarını zorlamalıdır. CHP kimi vekillerin endişelerini rejim tehdidi saymak yerine bu endişeleri birlikte izale edecek önerilerle ortaya çıksa daha akılcı olmaz mı? Bırakın Türkiye kamuoyunu ve vekillerin açıklamalarını benzer yaklaşımlar dünya kamuoyunda alenen tartışılmıyor mu? Avrupa İlerleme Raporu'nda yer alan "Türkiye'de yargı tacizi var." ifadesinden, AB'nin kimi siyasi kriterler konusunda ülkemizi eleştirmesinden, ekonomik konulardaki denetlemeye kadar varan müdahalelerinden ben şahsen rahatsız oldum/oluyorum. Ama rahatsız olmak bir şey ifade etmiyor. Önemli olan Türkiye'deki yetkili organların bu tür eleştirilerden kurtulmak için gereken tedbirleri almasıdır. Hükümetin de, meclisin de yargının da eksiklerini tamamlama istikametinde gayretleri olmalıdır. Bazı konuların eleştirilmesi hemen rejim tehdidi olarak algılanmamalıdır. CHP bunu hep yapıyor. Yanlış yapıyor. Bu tespitin doğru olduğunu 28 Mart seçimlerinde göreceğimizi düşünüyorum. Geçen hafta büyükşehir sınırlarının genişletilmesini meclis kürsüsünden rejim tehdidi diye eleştiren CHP bu hafta başında da dokunulmazlık konusunu rejim tehdidi olarak kamuoyuna duyurdu. AK Parti'yi her zaman ki klasik tavrıyla ikaz etti. Oysa AK Parti dokunulmazlık konusunda gerekli düzenlemeleri yapmaktan yana olduğunu, bu düzenlemelerin sadece vekiller hakkında olmayacağını diğer dokunulmazlara da dokunulacak bir düzenlemeden yana olduğunu, bizzat başbakan ağzıyla açıkladı. Bunun o kadar acil bir düzenleme olmadığını herkes biliyor. Ülke sorunlarını çözmek için gayret sarf eden, geceli gündüzlü çalışan meclisin boğazını sıkarcasına illada dokunulmazlık diyen CHP'nin derdi aslında dokunulmazlıklarla ilgili yasal düzenleme değil. CHP'nin asıl derdinin, AK Parti'nin başta başbakanı olmak üzere kimi mensuplarını cezalandırmak olduğu Pazartesi günü ortaya çıktı.. Pazartesi günü yaptığı basını açıklamasının sonuna sayın Anadol'un 17 AK Parti vekilinin fotoğrafını koyması boşuna değil! (Kendi vekillerinin ve meclisin komisyonuna bile ifade vermeyi reddeden bürokratların isim ve resimlerine yer verilmemesi de düşündürücü değil mi? Oysa o 17 AK Parti vekil, yargıdan kaçmamışlar, bir sene öncesine kadar dokunulmazlıkları olmayan ve yargıya hesap veren sıradan vatandaşlardı.) CHP geçen sene bazı düzenlemelerle ilgili verdiği destekten pişman olmuşa benziyor. Herhalde nasıl olsa bu kriz ortamında AK Parti başarılı olamaz, Tayyip beyin başbakan olmasına destek verelim başarısız olsunlar da sıra bize gelsin diye düşünmüşler. AK Parti başarılı olunca da pişmanlık duymuşlar ki şimdi bu başbakanın dokunulmazlığı kaldırılsın diye resmini basına dağıtıyorlar. Evet ben de bir taraftan kimi yetkilileri yargıya göndermek için parmak kaldırırken öte yandan yargının güvenilmez olduğunu iddia etmenin tutarlı olmadığını düşünüyorum. Ama bu konuda fikir beyan eden vekil ve bakanların endişelerini gündeme getirmelerini de yargıya güvensizlik olarak algılamıyorum. Tersine bu endişelerin de hesaba katılarak dokunulmazlıkların yeniden düzenlenmesinin gereğine inanıyorum. Ama sadece vekillerin dokunulmazlıklarını ilgilendiren 83. maddenin değil, aynı zamanda hükümet üyelerinin dokunulmazlıklarını ilgilendiren 100. madde ile, kamu görevlilerinin dokunulmazlıklarını ilgilendiren 129. maddenin de yeniden düzenlenmesinin gereğine inanıyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |