|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs meselesi değişim kavgasında, değişimi, dolayısıyla devleti kontrol etmek çabasında bir "katalizör" işlevi görüyor. "Hain, inanet, Türklük, ölüm ve savaş" sözleri bu konu üzerinden son dönemlerde sıkça ve hiç olmadığı kadar telaffuz edilir oldu. Televizyon programlarında, "sandık bir yere kadar gider, meşruiyet temel doğrularımıza değindiği anda biter, Kıbrıs satılırsa savaşırız" sözleri mutedil milliyetçilerin bile ağzından düşmüyor. Ülke çıkarını belirleyen unsurun akıl ve talep değil, güç ve güçlü olduğunu ima eden, açık şiddete işaret bu tür konuşmalar yıllar sonra ilk kez yapılıyor… Kimi köklü siyasi partiler "mukavemet mitingi" adı altında, "Çırpınırdı Karadeniz", "Genç Osman" gibi şarkı-marşlar eşleğinde "paramiliter ruh" taşıyan, Korkut Eken gibi hapiste bulunan Susurlukçulardan "Mezarda da, hapiste de olsak biz buradayız" tarzı mesajların okunduğu toplantılar düzenliyor… PKK ile mücadelede vurucu noktalarda görev yapmış kimi emekli generallerin "militarist milliyetçi hafızayı ve duruşu" körükleyen ve tazeleyen anıları büyük gazetelerin promosyonuyla arka arkaya baskılar yapıyor… Ulusal cephenin önde gelen isimlerinden eski bir dışişleri bakanı, Kıbrıs meselesi yüzünden "gerekirse AB ordusuyla savaşırız" diyebilecek kadar ileri gidiyor; savaşkan-milliyetçi dozu yükseltiyor, bu yolla dışarıya değil, içeriye konuşuyor… Denktaş'ı ve Denktaş politikalarının her pahasına savunulacağını ve AB'yi yarı şeytan ilan eden bir metnin altında aralarında iki MGK Genel Sekreteri, 2 Ordu komutanı, 2 kuvvet komutanın bulunduğu 11 emekli orgeneralin, 12 emekli korgeneralin, 16 emekli tümgeneralin imzaları elden ele dolaşıyor… Menemen olaylarının yıldönümü vesilesiyle Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı yaptıkları konuşmalarda alışılmışın dışında bir dille ilk kez "ölüm", "can vermek" gibi sözcükleri sembol olarak kullanıyor… Değişime direnenlerin, değişimi kontrol etmeye çabalayanların "savaş ve şiddet sembolleri"ni bu kadar rahatça kullanması, bu tür çıkışların, bir "andıç"ı andıran bir havada, çeşitli kesimlerden arka arkaya gelmesi dikkat çekmeyecek bir durum değildir. Değişime direnen kesim yeni bir atağa, arayışa kalkmış görünüyor. Bu, devlet içi çatışmanın "milliyetçi tepkilerin ve duruşun yıllarca temel taşlarından birisini oluşturan Kıbrıs meselesi" üzerinden topluma yönelmesi, toplumsal destek ve meşruiyet arayışıdır. Bu noktada tehlikeli olan şiddet referanslarının artması, milli çıkar-güç ilişkisinin, kaba kuvvet fikrinin doğrudan ve dolaylı olarak beslenmesidir. Bu arayışların beyhude olduğunu biliyoruz. Tarihi değişim zorunluluğu ve rüzgarı karşısında durmak zordur. Ancak bu zorluk, ülkenin tatsız, riskli aşamalardan geçmeyeceği anlamına gelmez… Nitekim bugünlerde devletin istihbarat, güvenlik, siyasi kurumları arasında yaşanan gerilimler, bizzat bu kurumların içinde zaman zaman başgösteren farklı eğilimler ve çatışmalar kontrol dışına çıkabilecek bir tabloya da işaret ediyorlar… Umarız bu hava çabuk değişir, siyasi irade gündemi akıllıca belirleme gücü gösterir…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |