|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Saadet Partisi (SP) genel başkanı Prof. Necmettin Erbakan için infaz savcılığı yakalama müzekkeresi çıkardı; sebebi, Yargıtay tarafından da onaylanarak kesinleşmiş mahkumiyet kararı... Yasaların tanıdığı esneklik kendisinden esirgenerek bir an önce cezaevine tıkılmak isteniyor Prof. Erbakan. Neyse ki, infazı erteleyecek girişimler başarıya ulaştı da, SP genel başkanı, aldığı hastane raporu sayesinde, özgürlüğünden mahrum hale gelmedi... Kesinleşmiş bir dâvâ söz konusu olduğu için mahkumiyete yol açan süreci ele almakta bir yarar yok. Hayatının yarıya yakınını halk hizmeti sayılan politikaya hasretmiş, birkaç kez başbakan yardımcılığı ve bir yıl başbakanlık yapmış olan bir insana 'âdi suçlu' muamelesinin revâ görülmesi anlaşılamıyor. İnfaz savcılığı, böyle durumlarda, daha anlayışlı davranabilmeli. Adalet bakanı Cemil Çiçek'in, "Kendisine farklı muamele edilecek değil" söylemine bakmayın, istese bile hükümetin uygulamanın önünü kesemeyeceği belli. Bağımsızlığı, bir süre önce, iktidar partisine mensup politikacılar tarafından tartışmaya açılmış olan yargı, yasama ve yürütmeden bağımsız olduğunu ispat etme fırsatını kullanacaktır. Nitekim, sadece eski başbakanı sıkıştırmıyor savcılık, aynı dâvâ yüzünden, hükümetin en önemli iki koltuğunda oturan bakanların gayr-ımenkullerine de tedbir koyuyor. Dışişleri bakanı Abdullah Gül ile içişleri bakanı Abdülkadir Aksu'nun malları üzerindeki ihtiyatî tedbir de genişletildi. Oysa, çok sayıda mahkumiyet cezası verilmiş olan dâvâda, Gül ile Aksu'ya benzer durumdaki sanıklar hakkında 'beraat' kararı çıktı; milletvekili dokunulmazlığı sebebiyle dâvâ-dışı tutulmamış olsalardı, onlar da beraat edeceklerdi. Oysa, infaz savcılığı, iki bakanla ilgili girişimi bu gerçeğe rağmen uygulamaya koymuş bulunuyor... Bu ülkede Necmettin Erbakan'ı demir parmaklıklar arkasında görmeyi arzulayacak bir kesim var; başka sebeplerle özgürlüğünü yitirseydi daha mutlu olabilirlerdi, ancak âdi suçtan mahkumiyetine de –cezaevinde yattığı taktirde- itiraz etmiyorlar. Eski bir öğretim üyesi oluşu, siyasetteki kıdemi ve başbakanlığı fazla önemli değil o kesim için... Bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi, bizim ceza usulü uygulamalarında da, 'eşitlik' ilkesi 'imtiyazsızlık' anlamına kullanılıyor. Elbette, eski başbakan olmak, profesör unvanı taşımak cezadan ve infazdan vâreste tutulmayı gerektirmiyor; ancak yaşlılık ve hastalık hali herkes için cezanın infazının ertelenme gerekçesi olabiliyor. "Erbakan illâ ve hemen hapsedilsin" ısrarcılığı, birkaç kişinin karnının şişini indirir belki, ancak toplum vicdanında da rahatsızlığa sebep olur. Türkiye'de infaz yasasındaki boşluklardan bugüne kadar çok kişi yararlandırıldı. Suçu bir garibanın üzerine yıkarak cezadan sıyırtanlardan veya kendisi yerine başkasını cezaevinde yatıranlardan söz etmiyorum; hatta yaşlılığı ya da yatalak durumda oluşu yüzünden cezası bağışlananlardan da... Bir çok kişi, yasanın tanıdığı hakkı kullanarak, kendisi için en uygun zamanda cezaevine gitti, gidiyor. Eski başbakan Erbakan'ın hemen cezaevine gönderilmek istenmesinden, en fazla, kendisi de vaktiyle mapusaneye düşmüş Başbakan Tayyip Erdoğan rahatsız oluyordur. Yargı bağımsızlığı konusunun tartışıldığı ortamı geride bıraktık, ama o tartışmanın tortularının yargı mensuplarını etkilemeye devam ettiği belli. Erbakan'a yönelik ısrarcı tavır, iki bakanla ilgili gereksiz tedbir uygulaması, büyük ihtimalle, yargı câmiasının yargının bağımsızlığını politikacılara ispat etme gayreti. Oysa, yargı yalnızca devletin diğer kollarından, yasama ve yürütmeden değil, öznel davranışlardan, psikolojik baskılardan da bağımsız olmak zorunda. Hislerini geriye atamayan bir yargının bağımsızlığı daha da tartışmalı hale gelir... Bağımsızlık kendi hislerine de gem vurabilmektir. Türkiye her konuda yanlışlara sahne olmak zorunda mı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |