|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Birkaç gündür Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülmekte olan bir davaya ilişkin önemli bir tartışma yaşanıyor. İ.Ü. Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin'in, türban nedeniyle kendisine verilen disiplin cezasını AİHM'ye taşımasıyla başlayan bu davada karar aşamasına gelindiğinde davacı taraf mahkeme ek görüş bildirmiş. Bunun üzerine Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği de davalı taraf olarak 7 kasım 2003'de önceki savunmada yer alan görüşleri içeren bir metni mahkemeye teslim etmiş. Temsilciliğin girişimi "rutin" bir işmiş. Ancak, gazetelerin yazdığına göre, Başbakan Erdoğan bu girişimden haberdar olunca işler karışmış ve Dışişleri Bakanı Gül, 10 Aralık'ta "ek görüş"ü AİHM'den çekmiş. İşte birkaç gündür yoğun tartışmalara neden olan hikayenin özeti bundan ibaret... Tartışma bayağı yoğunlaştı. Siyasi partiler, hukukçular ve tabii gazeteciler görüş açıklıyorlar. Mesela CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen, TBMM Genel Kurulu'nda "Hiçkimse Türk yargısının laik anayasamıza uygun olarak verdiği kararları Avrupa mahkemeleri yoluyla bozdurmaya heveslenmesin" diyor. Şaşırtıcı bir açıklama doğrusu... Bu işte can sıkıcı ne yan var ki; AİHM'yi iç hukukumuzun bir parçası yaptığımıza göre, gerekli durumlarda insanların "heveslenmesinden" daha tabii ne olabilir ki... Mesela, bazı "üst düzey yetkililer"in yaptığı yorumlar: AİHM kararları Türkiye'yi bağladığına göre, savunma da Türkiye adına yapılmalıdır. Hükümetin türban konusunda özgürlükçü olması ayrı, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası'nın türbana izin vermemesi ayrı konulardır. Dolayısıyla Abdullah Gül'ün "ek görüş"ü mahkemeden geri çekmesi uygun değildir. Vesaire.... Bu arada, eşinin AİHM'de davacı durumunda (bildiğiniz gibi yine "türban" meselesi) olmasından dolayı Abdullan Gül'ün ayrıca eleştirildiğini de hatırlatalım. Gül ise bu eleştirilere doğrusu çok yerinde bir cevap veriyor: "Eşim hakkını arıyor, ne var bunda?" Çok yerinde bir cevap, çünkü Gül'e bu yönde eleştiri yöneltenler çok garip bir biçimde, Hayrünisa Gül'ü eşi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den ayrı, bağımsız bir "gerçek kişi" olarak görmek istemiyorlar. Görmek istemeyenlerin başında da –bu kez artık çok çok garip bir biçimde!– "sosyal demokrat"lar geliyor! Hayrünisa Gül ne yapsın isteniyor anlamak mümkün değil. Ne yapsın, "Eh ne yapalım, madem ki eşim ülkenin Dışişleri Bakanı oldu, ben de bütün haklarımdan vazgeçeyim bari!" mi desin? Abdullan Gül, "ek görüş"ün mahkemeden geri çekilmesinin nedenini açıklarken şöyle diyor: "Bu savunma, hukuki mütalaanın ötesinde bir savunma. Biz özgürlüklerden yanayız." Bu açıklama da çok yerinde bir açıklama doğrusu. AİHM'ye "hükümet adına" teslim edilen bir "ek görüş"ün tabii ki, herşeyden önce bir "hukuk metni" olması gerekmez mi? Gazetelerde AİHM'de görülmekte olan söz konusu davayla ilgili başka bilgiler de var. Bunlar arasında Leyla Şahin davasında AİHM'de "hükümet adına" Türkiye'nin avukatı Şükrü Alparslan'ın yaptığı 19 Kasım 2002 tarihli savunma metninden bazı bölümler de yer alıyor. Radikal gazetesi (23 Aralık) bu savunmanın "ruhunu" çok iyi aktaran birkaç paragrafına yer vermiş. İsterseniz burada biraz duralım, çünkü Gül'ün "ek görüş"ü niçin geri çektiğini lâyıkıyla anlayabilmek için bu duruş çok gerekli: "Türkiye'nin avukatı" önce Türkiye'deki laiklik uygulamalarından söz ediyor. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi'nin "türban"a yasak getiren kararları açıklanıyor. Ve tabii, "başörtüsü"nün "masum bir yaşam biçimi olmanın dışında cumhuriyet ilkelerine karşı sembol" olduğunu söylüyor. Neyse, savunmanın buraya kadar olan bölümünün bir özelliği yok; hep duyduğumuz türden şeyler... Fakat savunmanın bundan sonrası gerçekten bir tuhaf; inanmıyorsanız siz kendi gözlerinizlye okuyun: "Başörtüsü dinen vazgeçilmezse özgürlüklerin uygulanmasını değil, dini düzeye bağlı kalmayı ifade eder. İnanan kişinin başka alternatifi yoktur. Laiklik, örgütlü bir isteği diğer alternatiflere karşı korumaktır, ancak din başka alternatifler vermiyor. Başörtüsünün Allah'ın emri kabul edilmesi laiklik ilkesi ile bağdaşmaz." Belki dalgınlığınıza gelmiş ve dikkatinizden kaçmıştır diyerek, izninizle hiç değilse son cümleyi bir kez daha aktarıyorum: "Başörtüsünün Allah'ın emri kabul edilmesi laiklik ilkesi ile bağdaşmaz."(!) Hadi bakalım, kolaysa "laiklik"i benimseyin bakalım! Hürriyet'in Brüksel muhabiri Zeynel Lüle gibi AİHM kararlarına açıklanmadan ulaşabilme kabiliyetim olmadığı için Leyla Şahin'in açtığı davanın nasıl sonuçlanmakta olduğunu bilmem mümkün değil! Ancak yine de bir tahmin de bulunabilirim sanıyorum. Şöyle bir tahmin: Bana göre, AİHM'deki yargıçlar "Türkiye'nin avukatı"nın "Allah'ın emri ile laikliğin emri bağdaşmaz" şeklindeki savunması önlerine gelir gelmez hep birlikte "Bu bir skandal!" diyerek Leyla Şahin'e yerden göğe kadar hak vereceklerdir! İnanmıyorsanız, bekleyin göreceksiniz!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |