|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yalnız kendisini değil anne-babasını, bazı akrabalarını da tanıyorum; pek çok erkek akrabası sakallıdır Abdullah Gül'ün... Eğer sakala ciddi bir itirazı olsa siyasetteki en yakını Salih Kapusuz'a "Kes" tavsiyesinde bulunurdu. Sakalın kesilmesine itirazı olduğunu da sanmıyorum; sakalını kesen siyaset arkadaşlarını 'samimiyetsiz' sayacak, sakal kesmeyi 'tâviz' olarak görecek biri de olamaz Abdullah Gül... O halde Tokyo'da sohbet ettiği bir meslektaşın dışişleri bakanından aktardığı şu sözler ne oluyor? "Bakıyorum, 20 yıldır taşıdığı sakalını kesmiş. Gerçi sakal sevmem ama onlara kızıyorum. Koltuk için kişiliğiyle bütünleşmiş bir özelliğinden vazgeçen, yarın o hırsla kimbilir ne tavizler verir..." Benzer bir 'yakışıksız' durum, hatırlayacaksınız, geçtiğimiz Ramazan bayramında başına geldi Abdullah Gül'ün: Konutuna dâvet ettiği bakanlığını izleyen muhabirlere likör ikram edildi... Olayın gazetelerde yer aldığı gün, "Renkli bir sıvı ikram edildiğini gördüğümde önce ne olduğunu anlayamadım, sonra öğrendim; görevlilerin işgüzarlığı" demişti. Bir önceki bayramda öyle bir ikram olmamış, bu bayramda da "Ne ikram edeceksiniz?" diye sormak gerekeceğini düşünememiş... İki olay arasına, bir de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başörtüsü için 'gericilik simgesi' diyen savunma metni girdi. Olay, önce, dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün, aynı mahkemede dâvâsı görülen eşiyle bile arasını açabilecek biçimde bir 'skandal' sunuldu; sonra hazırlanmış 'başörtüsü karşıtı' metnin geri çekildiği duyuruldu... Haberin ilk biçimine Abdullah Gül'ü gerçekten sevenler kızmışlardır herhalde; ikinci biçimine de kendisini zaten sevmeyenler öfkelenmiştir... İlk biçimi duyanların önemli bir bölümü ikinciyi duymamış, sonraki biçimden haberdar olan ise birinci versiyonu kaçırmış da olabilir... Ne oluyor sizce? Bence ne olduğu belli: Abdullah Gül, bir süredir, bazı çevrelerin hedef tahtası... O çevrelerin kim olduğunu, kimlerle işbirliği halinde işi yürüttüklerini de biliyorum; yaptıklarıyla neyi amaçladıklarını da... Hatta kendimi biraz zorlasam, gündemlerinde bundan sonra ne olduğuna dair bir tahminde de bulunabilirim. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak'a gitmesine izin veren 7 Ekim tezkeresi Meclis'ten geçtikten sonra, Irak'ta ABD'nin varlığına itirazı olmadığı bilinen TÜSİAD'ın tezkere aleyhtarı tavrı dikkat çekmişti. Şaşırtıcıydı tavır. O günlerde bir yurtdışı seyahate çıkmıştı Abdullah Gül ve kendisini izleyen gazetecilerden birinin naklettiği şu sözlere gazetesi büyük yer vermişti: "TÜSİAD'ın tezkereye neden karşı çıktığını biliyorum; arkasında dış güçler var..." Abdullah Gül kafasından böyle fikirler geçmeyecek biri; diyelim bazı kuşkuları var, bunları gazetecilerle paylaşacak kadar toy değil... Hadi o garip fikir kafasından geçti, bunu kendisini izleyen gazetecilerle de paylaştı, neden sadece bir tek gazetede yer aldı o sözler? O günlerde de yazmıştım, geziyi izleyen bir başka gazeteci, "Öyle ima dolu bir cümle çıkmadı ağzından" bilgisini aktarmıştı bana... Daha o günlerden yıpratma kampanyasına muhatap olduğu belliydi Abdullah Gül'ün... Hep onun başına gelenlerden söz ediyorum, ama bir şeyden eminim: Serbest atış yapılan tek hükümet üyesi Abdullah Gül değil; ancak en önemli hedeflerden biri o ve medyaya açık olduğu için onun başına gelenleri gazetelerden öğrenebiliyoruz. "Vur, kaç" türü gerilla atışları Başbakan Tayyip Erdoğan için de söz konusu... Ankara'da her köşe başında, "Bildiğiniz gibi değil..." diye başlayan cümlelerle hükümetin başka üyeleri hakkında da akla sığmaz hikâyeler dilden dile aktarılıyor... Herhalde farkında olduğunuz bir gerçeği buraya kaydedeyim: Eğer, bu hükümetin önemli isimlerinin karşı karşıya oldukları türden planlı-programlı bir yıpratma kampanyasının hedefiyseniz, bir süre sonra, o kampanya sizi mutlaka yıpratır... Bugüne kadar uygulanmış benzeri kampanyalardan yara almadan çıkmış tek kişi hatırlamıyorum ben... Kampanyaya mâruz kaldığının hemen farkına varan ve karşı tedbirle mukabele eden pek çıkmadığı için bu kuralın istisnası ile bugüne kadar karşılaşmış değilim... Politikada tarihin sıkça tekerrür etmesinin sebebini öğrenmek ister misiniz: Politikacılar kendilerinden evvelkilerin başına gelenlerin kendi başlarına gelmeyeceğine inanırlar çünkü... Kendilerini başkalarından daha akıllı, daha zeki, daha mâhir, daha cesur görürler... Karşılarındaki organize gücün aklı, zekâsı, mahareti ve ataklığı mukayese kabul etmez oysa; kolektif akla, zekâya, esnekliğe sahiptir o güç... Kıbrıs hayatî önemde bir kırılma noktası Türkiye için... Meclis'te kabul edilen reform paketlerinin suskunlukla karşılanması, hükümetin iktidarlaşma çabalarının günü geldiğinde Kıbrıs duvarına toslayacağı rahatlığı yüzündendi. Kıbrıs'ta sandığın değiştirdiği dengeler bazılarının bu rahatını müthiş bozdu; atakların daha da yoğunlaşacağı bir döneme doğru yol alıyoruz. Siyasete atılan herkes gül bahçesine girmediğini bilir de, eksik olan siyaset alanını mayın tarlasına çevirenlere hayatı kahrettirecek uyanıklıktır... Hesaplı-kitaplı projelere kaşı kendi 'andıç'ını hazırlayan bir siyasî kadro görmeyecek miyiz? Ne dersiniz, görmeyecek miyiz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |