AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Tek sermayeniz hayalî düşmanlar icat etmek ise...

Hayalî düşmanlar icat ve ihdas etmek, siyasî, ekonomik ve kültürel iktidar aygıtları meşruiyet ve otorite krizi yaşayan ülkelerin elitlerinin iktidarlarını meşrulaştırmak için başvurdukları en ucuz –ama sonuçları itibariyle pahalıya patlayan- yollardan biridir.

Nerede hayalî ve haricî düşmanlar icat etme patolojisi, bir ülkenin elitlerinin sığındıkları başlıca "tutamak"lardan biri haline gelmişse, bilin ki, orada, o ülkenin iktidar ayıtlarını kontrol edenlerin bir meşruiyet ve otorite sorunları var demektir.

"Hayalî düşmanlar icat etme" ifadesini, sadece "dış düşman"lar icat etme anlamında kullanmadığımı, psikanalitik çağrışımları olan bir ifade olarak da kullandığımı anımsatmakta yarar görüyorum. O halde sorunu şöyle formüle edebiliriz: Kendinizin dışındaki her hangi bir "şey"i, herhangi bir "kimse"yi, herhangi bir kesimi, haklı veya haksız, gerçek veya gerçek-dışı gerekçelerle size, sizin söyleminize, iktidarınıza KARŞI hayalî olarak düşman bellemek ve bunu alenen ilan etmek...

Ortada gerçekte bir düşman olsa da olmasa da, siz, birilerini kendinize düşman tayin etme ihtiyacı hissediyorsunuz.

Oysa her şeyi, "hayalî düşman/lar icat etme söylemine" indirgeyenler, böyle yapmakla, her şeyden önce kendilerinin kendilerine ve de vaziyet ettikleri toplumlara karşı bir "öz/güvensizlik" sorunu yaşadıklarını açık veya örtük şekillerde ifşa etmiş olmaktan başka bir şey yapmış olmuyorlar.

İktidarlarını, hayalî düşman/lar söylemine sığınarak sürdürmeye çalışanların vaziyet ettikleri toplumlarda hiç beklenmedik yapay istikrarsızlıkların (iktidar/sızlıkların) ve sudan ama kangrene dönüşen sorunların zuhur et(tiril)mesi kaçınılmazdır.

Hayalî düşmanlar söylemini zuhur ettirTen şey, işte bu yapay sorunlar ve yapay istikrarsızlık ve iktidarsızlıklardır: Başka bir deyişle, hayalî düşmanlar söyleminin ve dolayısıyla yapay sorunların ve istikrarsızlıkların vuku bulmasına yol açan en temel şey, bu tür "vaka"ların yaşandığı toplumlarda, kendisini hemen her alanda hissettiren köklü vakumların (=boşlukların) mevcut olmasıdır.

Bir toplumun kültürel kimliği, kimliğini oluşturan temel anlam haritaları konusunda köklü sorunlar, belirsizlikler, çözülmeler, yırtılmalar yaşandığı zaman, kaçınılmaz olarak o toplumun çivisi sökülür, temelleri sarsılır, aslî taşları yerinden oynar, toplum yönünü yitirir. Sonuçta, böylesi toplumlarda mutlaka birileri tarafından doldurulması gereken vakumlar zuhur eder.

Türkiye gibi elitleri ile toplumun kimliklerinin birbirini ittiği gözlenen ülkelerde bu vakum, toplumun kimliğini, anlam haritalarını olumsuzlayan, yoksayan virüsler, marazîlikler tarafından doldurulmaya çalışıldığı vakit, toplumda yapay sorunların ve istikrarsızlıkların zuhur etmesini önleyebilmek ve dolayısıyla bu tür sorunların nasıl çözümlenebileceği konusunda salim ve dingin bir kafayla kafa yorabilmek büsbütün zorlaşır.

Hayalî düşman/lar söylemi, ortada esaslı bir bunalımın ve "suçluluk duygusu"nun var olduğunun kabul edilmesi anlamına gelir.

Hayalî düşmanlar söylemine mal bulmuş mağribi gibi sarılanlar, kısa vadede kendi "işlerini" kolaylaştırıyor, ülkenin gerçek sorunlarını "örtüyor" ve yapay sorunlar ihdas ederek toplumu zoraki olarak icat ve inşa edilen sürreel ve hayalî sorunlarla meşgul etmeyi başarıyor olabilirler.

Ancak şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor: Gerçeğin, gerçek sorunların ve bu sorunların gerçek yüzlerinin örtülmesi veya ertelenmesi, sadece kısa bir zaman dilimi için sözkonusu olabilecek bir şeydir. Çünkü gerçekleri, gerçek sorunları bastırmak, gizlemek, örtmek ve ertelemek, bu gerçekleri ve sorunları ortadan kaldırmaz. Sadece daha bir "azmanlaştırır", artırır, çoğaltır ve nihayet içinden çıkılmaz hale getirir.

Hayalî düşman/lar söylemi, sahibini paranoyak yapar.

Böyle bir söylemi kurgulayan, dahilî gibi görünen ama gerçekte haricî olan, aktörlerin sahip oldukları paranoyak psikolojiler ve tavırlar, üretilen söylemin, ülkenin sath-ı dahilinde bir karşılığı olmadığını ortaya çıkartTıracak bir "şiddet" üretilmesini mümkün kılacak bir ortamı her zaman çok sevdiği için, böylesi ortamların zıvanadan çıkacak boyutlar kazandığı durumlarda, bastırılanın, örtülenin, gizlenenin ve ertelenenin beklenmedik bir şekilde geri dönmesini önleyebilmek son derece zordur.

O halde mesele şu: Bir ülkenin tarihsel derinliğinin ve kollektif hafızasının neredeyse yegane temsilcisi olan bir başbakanı sudan bahanelerle mahkûm etmeye kalkışıyorsanız, bilin ki bu, bu vaziyet böyle gittiği sürece, bu ülke bir daha kolay kolay belini doğrultamayacak ve dört bir taraftan kuşatılmaya, oradan oraya yuvarlanmaya ve leş kargalarına yem olmaya devam edecek demektir. Özetle, tek sermayeniz hayalî düşmanlar icat etmek ise, işiniz ve bu milletin işi gerçekten çok zor demektir vesselam...


24 Aralık 2003
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED