|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Olağanüstü dönem refleksleri ile yargı kurumlarının siyasileşmesinin yarattığı DEHAP krizi, düşük bir ihtimalle de olsa, ülkeyi seçimlere götürme riski taşıyor. Tüm sakıncalarına rağmen ülke seçime götürülürse, sandıktan nasıl bir sonuç çıkar? Bu tür sorunlu bir seçimin özel koşullarının olacağını, bu koşulların seçmen davranışını doğrudan etkileyebileceğini gözardı etmeden ülkedeki mevcut eğilimlere bir göz atmakta yarar var. Dün sözünü ettiğimiz bir kamuoyu araştırmasından yola çıkalım. ANAR'dan ayrılan bir akademisyen grubunun kurduğu Pollmark Araştırma'nın 2003 Eylül Türkiye Gündem çalışması ilginç veriler içeriyor. Bunlardan ilki "siyasi partilerin bugün seçim yapılırsa alacakları tahmini oy oranları" ile bu oranların Ağustos ayı verileriyle karşılaştırılması. Bugün seçim yapılırsa araştırma sonuçlarına göre oylar şöyle dağılacak: AKP 33,2; CHP 11,8; DYP: 6,4; MHP: 5,5; GP: 4,8; DEHAP: 5; ANAP: 1,5; Diğer partiler: 4,2; Kararsız: 16,2; Hiçbiri: 11,4. Bu oranlar Ağustos ayı ölçümleriyle karşılaştırıldığında, kararsız oylarda yüzde 2'lik bir azalma, AKP oylarında yüzde 2'lik artış olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde diğer partilere verilecek oy oranı yüzde 2,8'den yüzde 4,2'ye çıkmış görünüyor. Başka bir deyişle bu küçük oynamalar dışında seçmen eğilimlerinde bir istikrar var. Ve bu istikrar iki gerçeğe işaret ediyor: 1. Seçimlere gidildiği takdirde yeni meclis yine büyük ihtimalle AKP ve CHP'den, yani iki partiden oluşacaktır. 2. Oy eğilimleri açısından AKP yükselme, CHP ise düşme trendindedir. Başka bir deyişle bu iki parti arasındaki oy ve milletvekili makasının açılması şaşırtıcı olmayacaktır. Araştırmanın bu konuya gönderme yapan diğer ilginç bir sonucu ise seçmenlerin oy verme koşulu olmaksızın kendilerini hangi partilere yakın hangilerine uzak hissettiklerine ilişkin bir soruya verilen yanıtlardan oluşuyor. Bu yanıtlar bir bakıma mevcut siyasi partilerin oy potansiyellerine, alabilecekleri en yüksek oy oranlarına işaret ediyor. Yakın hissetme oranları şöyle: Seçmenlerin yüzde 47,2'si kendilerini AKP'ye, yüzde 27,2'i CHP'ye, yüzde 21,57'i DYP'ye, yüzde 20,5'i MHP'ye, yüzde 13,3'ü GP'ye, yüzde 8,2 DEHAP'a yakın hissediyor. Özetle en yakın hissedilen parti AKP ve oy potansiyeli sanıldığından çok daha yüksek... Uzak hissetme oranları da bir o kadar anlamlı: Toplamda en uzak hissedilen siyasi parti yüzde 82,6'yla DEHAP. Onu, GP (78,8), MHP (70,6), DYP (69,5) izliyor. Ardından yüzde 63,8 ile CHP ve yüzde 45,3 ile AKP geliyor. Toplumun yüzde 55'nin kendisini AKP'ye uzak hissetmediğini gösteren bu rakamlar AKP'nin şimdilik kaydıyla da olsa toplumun ve toplumsal siyasetin merkezine yerleştiğini gösterdiği gibi, onun dışındaki partilere yönelik ciddi bir soğukluğun ve reddin sürdüğünü de ifade ediyor. Kişisel gözlemlerimiz odur ki, bu rakamlar toplumsal eğilimleri doğru yansıtmaktadır. AKP'nin toplumsal meşruiyeti ve bunun olumlu anlamı ortadadır. Buna karşın diğer siyasi partilerin yaşadığı erozyonun Türk demokrasisi açısından olumsuz anlamı da ortadadır. Bu koşullarda görünen odur ki, erken bir seçimin AKP'yi ezici bir çoğunlukla iktidar yapacaktır. AKP'nin ana çizgisini doğru bulmakla, bu siyasi partinin varlığı ve iddiasını gerek siyasi gerek sosyolojik açıdan anlamlı bulmakla birlikte, böyle bir seçimin ve böyle bir sonucun Türkiye'de istikrardan çok istikrarsızlık üretebileceği kaygısını taşıyorum. Dahası toplum çevresi ile merkezi arasındaki ilişki ve etkileşim için meclis matematiğinin önemli bir koşul olduğu bir uzlaşma ikliminin önemine inanıyorum. Umarız dengeleri değiştirecek kararlar alınmaz ve böyle gelişmeler olmaz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |