|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fatih Müftülüğü'nün geleneksel olarak düzenlemekte olduğu Hafızlar Yarışması Türkiye'nin dört bir tarafından gelen hafızların katılımıyla geçtiğimiz hafta yapıldı. Birinciliği âmâ bir hafız kazandı. Âmâ hafızın başarısını önce bir radyo haberi olarak duydum. Heyecanlandım. Daha sonra gazetelerde küçük bir haber olarak gördüm. Dolayısıyla onca heyecana rağmen genç hafızın başarası benim bile hafızama bir isim olarak kazınmadı. Hafıza albümümüzü kendi istek ve irademizle dolduramıyoruz. Bu durum çocukların dünyasında tam bir çöplüğe dönüşüyor. Küçücük dimağlar "zararsız olduğu " zannedilen çizgi filmleri seyrederken araya giren program tanıtımından "Türkiye gündemine" ve Türkiye gerçeğine aşina oluveriyor. Çocukların, gençlerin dimağlarına yüklenen rol modeller varlıklarını, popüler kültürün kesintisiz "tekrarına" borçlu. Televizyon seyretme oranı arttıkça tekrarların zihinlerdeki etkisi de artıyor. Özellikle bu durum muhafazakar ailelerde değerler çatışması olarak daha yoğun yaşanıyor. Küçücük bir kız çocuğu çizgi film seyrederken araya giren magazin programı tanıtımlarıyla ne çok manken, şarkıcı hikayesini içselleştirmek, onların hayat tarzını benimsemek durumunda kalıyor. Tele-vole kültürünün verdiği değerler onların tekrarlama katsayılarının yüksek olmasından dolayı ailenin verdiği değerleri geçersiz kılıyor. Sadece "medyatik kahramanların" başarıları, haber değeri taşıyor. Sporcu ya da ya da mankenlerin her hareketi (hareketin başarıya ait bir ışık taşıması bile gerekmiyor üstelik) bir hafta boyunca "pazarlanmaya" devam ediyor. İlgi alanımız olmadığı halde kendimizi bir haber tarafından işgal edilmiş olarak buluyoruz ekranlara düşen tekrarlarla. Türk bilim adamlarının dünya çapında kazanmış oldukları başarıları heyecanla okuyoruz, ama ismi zihnimize kazınmıyor. Özel bir gayret sarfetmemize rağmen... O başarıyı hayatımıza katmak, etrafımızdaki gençlere anlatmak istememize rağmen... Filenin sultanlarını, on iki dev adamı, Beşiktaş takımının başarılarını (sülalede bile tek bir Beşiktaşlı olmamasına rağmen üstelik), Süreyya Ayhan'ı Paris'te seyretmeye giden Başbakan'ı, bilumum mankenleri, sadece birkaç bölümünü seyrettiğim Asmalı Konak dizisinin bütün kahramanlarını beş yaşındaki kızımın biliyor olması beni üzüyor. Bizim evde kaseti olmayan şarkıcıların şarkılarını satır satır bilmesi beni üzüyor. Oysa ben onun sadece çizgi film seyretmesine izin veriyorum. Çocuklarım etkilenmesin diye haberleri radyodan dinliyorum. Ama nafile bir çaba. Ne kadar lüzumsuz bilgi varsa hepsi kafasında. İki ağaç adı öğretemiyorum. İki çiçek adı. Hayvanlardan yana sorun yok. Çizgi film karakteri olması yeterli hayvanların. Bütün bu hengame arasında kafa gözü kapalı, gönül gözü açık bir gencin başarısını paylaşmak istiyorum. Ailemle, arkadaşlarımla. Mümkün değil! Tanıtımı yapılmamış CD gibi, sistemleri reddediyor benim duyduğum heyecanı paylaşmayı. Oysa Meclis'te engelli milletvekilleri var. Engelli olarak başarının neye benzediğini en iyi onlar biliyor olmalı. Başarının "haber değeri" taşıması için biraz çaba sarfedip bu gence ulaşmaları gerekmez miydi? İstanbul Müftülüğü hediye olarak bir milyar TL verecekmiş. Bu kadar mı? Hafızın başarısını başka görecekler yok mu aramızda? Hafızın adı Rıdvan. Duyduğum an kodlamıştım zihnimde, cennetin kapısında bekleyen Melek olarak. Rıdvan'ı, ailesini, onu hafız olarak yetiştiren hocalarını tebrik ediyorum. Rol model olarak, yani benzemek istenen olarak hafızlar, ne büyüklerin dünyasında, ne de çocukların, gençlerin dünyasında fazla bir yer tutmuyor. Bu bile neye uzak, neye yakın olduğumuzun göstergesi değil mi? Belki acele ettim. Genç hafız ile ilgili bir program hazırlanmaya başlanmıştır bile. Gazetede bir yazı dizisi mesela: "Nasıl hıfzediyorlar?"
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |