AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Ulusal çıkar nereye kadar?

Türkiye'den Irak'a asker gönderilmesiyle ilgili olarak kullanılan en sağlam argüman "ulusal çıkarlar" olsa gerek.

Ulusal çıkarlarımızı koruyacağız...

Ulusal çıkarlarımız ne gerektiriyorsa onu yapacağız...

Ulusal çıkarlarımıza ters düşmeyeceğiz...

Ulusal çıkarlarımız...

Ulusal...

Sanki bütün mesele bu!

Ne varsa her şey "ulusal çıkar" uğruna.

İsterseniz "millî menfaat" de diyebiliriz.

Hangisini tercih edersek edelim, bu kavramı en tepede tutuyor gözükmek, son derece rahatsız edici.

Biz bu kadar çıkarcı ya da menfaatçi miyiz?

Tamam, çıkarlarımızı gözetmek gereklidir ama, tek ölçü o mudur?

Meselenin vicdânî boyutu, insânî boyutu yok mudur?

Verdiğimiz/vereceğimiz veya aldığımız/alacağımız herhangi bir kararın doğruluğunun tek dayanağı "çıkarımız öyle gerektiriyor" şeklinde olabilir mi?

Elbette olamaz.

Çok yönlü düşünmek zorundayız.

Bugün "ulusal çıkar" dediğimiz, yarın şartlar değişince "ulusal iner" haline dönüşürse...

Değil mi ama?

Çıkışın inişini de hesaplamak gerekir.

Bu sözleri bir kelime oyunundan ibaret sananlar, başkalarının ayak oyunlarını da aynı maharetle farketmedikçe, elimizdeki her argüman, mevsimlik olarak boy gösterip bir süre sonra kaybolacaktır.

Elimde kaldı yazık, çiçeklerimle mendil hesabı.

TÜPADAM

Gecenin bir yarısı, uykunun tatlı yerinde, kadın eşini dürterek uyandırır.

- Kalk bey!.. Galiba tüp açık kalmış, gaz kaçağı var.

Aceleyle kalkıp bakarlar.

Tüp kapalıdır.

Kadını uykudan uyandıracak derecede rahatsız eden kokunun kaynağı nedir diye araştırdıklarında, kocasının çok sigara içmekten dolayı nefesinin tüpgaz gibi koktuğu sonucuna varılır.

Adam o günden sonra sigara içmeyi bırakır.

Fıkra gibi gelse de aynen yaşanmıştır bu olay.

Bize aktaransa, o adamla kadının çocuklarıdır.

KAHVENİN KÖPÜĞÜ

Küçük Elif, uzun süredir yurt dışında çalışan babasının eve izinli dönmesine çok sevinir. Babasının kahvesini kendisi yapmak ister. O güne kadar elini hiç cezveye fincana sürmemiştir. Mutfağa girer, annesinin yaptığı gibi kahve pişirir. Ne var ki biraz geç çıkar mutfaktan. Getirir babasına ikram eder. Gecikmesinin sebebini de açıklar.

- İlk yaptığım kahveyi beğenmedim ve döktüm. Çünkü köpürmüştü. Kahve bayat ya da ben beceremedim diye düşündüm. İkinci defa tekrar köpürünce, seni daha fazla bekletmemek için köpüğünü süzdüm ve hiç köpüksüz getirdim babacığım.

KAZAN

Bu hafta ölen Kayserili ünlü yönetmen Elia Kazan, Türkiye ziyareti sırasında İstanbul'un lüks otellerinden birinde kalmaktadır. Bunu öğrenen bir hayranı oteli telefonla arar:

- Efendim ben Elia Kazan'la görüşecektim.

Santral "Peki efendim" deyip bağlar. Birazdan karşı taraf ses verir:

- Buyurun... Burası kazan dairesi.
(Adem Göksügür'e teşekkür.)

GÜNÜN SÖZÜ

Tercübe sıkı bir öğretmendir.
Çünkü önce imtihanı yapar, sonra dersi verir.
(Vermon Law)


BÜYÜKSÜN BEŞİKTAŞ!


3 Ekim 2003
Cuma
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED