|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu başlığın, ilk elde cenazelerin ardından sorulan "Merhumu nasıl bilirdiniz?" sualini hatırlatmasına bakmayın siz. Bu başlığın amacı, ilk elde hatırlanan şeyin tam zıddını ortaya koymak. Yani, hakikate cenaze muamelesi yapılmasının önüne geçmek. Hakikate cenaze muamelesi yapmanın en yaygın yolu, hakikati ölümlülere nisbet etmektir. Zaten tüm ilahi vahiylerin ana öğretisi olan tevhidin amacı da, hakikatin gerçek kaynağını öğretmektir. Bu suretle ona cenaze muamelesi yapılmasının önüne geçmektir. Kur'an vahyi, hakikati başka adreslerde aramanın insanoğlunun başına ne işler açtığının örnekleriyle doludur "Perde kaldırılsa, yakînim artmazdı" diyecek kadar hakikate âşinâ olan Hz. Ali, onu ölümlülere nisbet etmenin ne demeye geldiğini en iyi bilenlerden biridir. Şu söz, ona atfedilir: "Hakikat kişilerle bilinmez, aksine kişiler hakikatle bilinir." Hakikati kişilere nisbet etmek, hakikati kişilerle kaim hale getirmektir. Kişilerle kaim olan hakikat, hakikat olma vasfını yitirir. Amaç iken araç haline gelir. Araçlaştırılan her hakikat onun bunun oyuncağı halini alır. En azından nisbileşir, görece hale gelir. Ortalık kişiye özel hakikatlerden geçilmez olur. Eline geçiren, onu eğip büker. Kendini onun öznesi, hakikati kendinin nesnesi kılar. Kendini hakikat aynasında değil, hakikati kendi aynasında görür. Hakikat kişilerle bilinmez. Çünkü kişiler, ilimleri ve irfanları, hikmetleri ve bürhanları kadar hakikate vukûfiyet kesbederler. Bunların miktarı değiştikçe kişilerin algı tarzları da değişir. Buna mümasil olarak anlamaları, yorumlamaları, tavırları, tarzları, hatta eylemleri de değişir. Hakikati kişilerle bilmek ilk bakışta hakikate zulümmüş gibi görünüyorsa da, gerçekte kişinin kendisine zulümdür. Çünkü hakikate yamuk bakış, bakılana değil bakana zarar verir. Hakikate hiçbir şey olmaz. O olduğu yerde keşfedilmeyi bekler. Kendisini doğru bir biçimde arz eder. Onu talep eden, ona doğru yaklaşmak zorundadır. O asıldır. Yaklaşma tarzları ise usul. Bir usul, asla nisbetinin doğruluğu oranında meşruiyet kazanır. Asla nisbeti sahih olmayan usul meşru olmaz. Hakikati kişilerle bilmek, hakikati kişilerin gösterdiği kadar görmektir. Göremediklerini de görememektir. Dahası, hakikatin kendisiyle bilindiği kişilerin –varsa- görme kusurlarını tevarüs etmektir. Bu görme kusurlarını fark etmek, kişilerle kaim olmayan bir hakikat tasavvuru inşa etmekle mümkündür. Eğer böyle bir tasavvura sahip olursanız, hakikati kişilerle değil, kişileri hakikatle bilirsiniz. Kişileri hakikatle bilmek, hakkın hatırını kişilerin hatırından üstün tutmaktır. Hakikat ya da kişi hatırından birini tercih etmek zorunda bırakıldığımızda, hakikatin hatırından yana tavır koymaktır. Zaten insanda hak duygusu, hakikat tasavvurundan bağımsız gelişmez. Hakikatin hatırını gözeten bir insan, hakkı hukuku da gözetir, gözetmek zorundadır. Çünkü hakikat aşkı sahibinin eline, "kıstas-ı müstakim" sahibi bir mizan verir. Bu "ilme" tekabül eder, fakat bu yetmez. Bir de bunu yerli yerinde kullanacak "fehm" verir. Çünkü yalnızca doğru ölçüp tartmak yeterli değildir. Ölçerken ve tartarken hakkaniyeti gözetmek tek başına sizi adil kılmaz. Aynı zamanda ölçtüğünüz ve tarttığınız şeyi doğru bir birimle ölçüp tartmak zorundasınız. Yani elmalarla armutları karıştırmamak, daha doğrusu şapı şekere karıştırmamak zorundasınız. Mesela pirinci metreyle, araziyi kiloyla ölçüyorsanız, olanca dürüstlüğünüze rağmen "kıst"a ulaşamazsınız. Çünkü bu durumda aldığınız karar adil bir karar olmayacaktır. Sorunu kendinden menkul bir dürüstlük halletmemektedir. Sorun "hikmet" ve "fehmle" ilgilidir. Hikmet, bir şeyi olduğu gibi, kendi yerinde tanımaktır. Bu öyle kolay bir şey olmasa gerek ki, Peygamberimiz Efendimiz dahi sık sık şu duayı diline pelesenk etmiştir: "İlâhî! Erine'l-eşyâe ke-mâhi!"
Eşya/şeyler içerisinde, en çok insan konusunda aldanırız. Çünkü insan bu, büyük meçhul. Diğer varlıklar gibi 'durağan' değil, devingen, değişken. Büyük meçhulün akıbeti de meçhul. Hepimiz için geçerli bu. Bu nedenle olsa gerek, Solon der ki: "Ölmeden kimseyi mutlu diye adlandırma". İnsanın devingen ve değişken yapısından dolayıdır ki hakikat kişilerle bilinmez, kişiler hakikatle bilinir. Eğe hakikat kişilere göre değil de kişiler hakikate göre değerlendirilirse, bundan sadece değerlendiren kârlı çıkmaz. Aynı zamanda değerlendirilen de kârlı çıkar. Hakikatin terazisinde daha ağır çekmek için çaba gösterir. Kendisine çekidüzen verir. Hizmet, himmet ve gayretini artırır. "Ölüm gelinceye kadar kulluğunu sürdür" ilahi uyarısını daha iyi anlar. Halka değil el-Hakka yaranma çabası içine girer. Hakikatin otoritesi yerine otoritenin 'hakikatine' boyun eğmek için yarışanların iltifatına itibar etmez. Böyle olursa hepimiz kazanırız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |