|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dışişleri bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal Washington'da temaslarda bulunuyor diye çıkan yorumlara bakarsanız, Türkiye, ABD'nin bölgeye dönük niyetlerine kendini teslim etmiş... Ziyal, muhataplarına, "İran mı? Yardıma hazırız" demiş... Eh, Washington da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü dâvete hazırlandığını açıkladığına göre, Türkiye'nin ABD'ye teslim işlemi bitmiş olmalı... Acaba durum bu kadar basit mi? Ak Parti hükümeti, dünyayı emperyal düşleri istikametinde yoğurmak için yola çıkan Washington'daki 'savaş lobisi' ile birlikte hareket etmeli mi? İstese bile, edebilir mi? Önce tersinden yaklaşalım. ABD, tek kutuplu dünyamızın en güçlü devleti; buna hiç kuşku yok. 'Savaş lobisi' diye andığımız kişiler de, kendileri seçilmemiş olsalar da, Beyaz Saray'ı etkileyebilecek konumdalar. 1990'ların başında tasarladıkları 'alternatif yeni dünya düzeni projesi' için vakti şimdi çok uygun buluyorlar. Ne ilk (Afganistan) ne de ikinci (Irak) adımlarında 'başarılı' oldukları söylenemez; ancak 'başarı', onlar açısından, bizim bildiğimizden farklı bir anlam taşıyor. Bu sebeple üçüncü ve dördüncü adımları atmaktan herhalde çekinmeyeceklerdir... Bunun için de Türkiye'ye muhtaçlar. Irak'a giderken 60 bin askeri Türkiye'de konuşlandırmayı planlamışlardı; şimdi yeni hedeflere doğru ilerlerken Türkiye'yi yine yanlarında görmek istiyorlar. Türkiye'nin varlığı yalnızca 'askerî güç' bakımından değil, olan-bitenin 'uygarlıklar çatışması' biçiminde değerlendirilmesini engelleyeceği için de önemli 'savaş lobisi' için... TBMM'nin tavrıyla uğradıkları hayal kırıklığını abartarak uyguladıkları 'psikolojik savaş', eğer haberler doğruysa, sonuca ulaşmış gibi. Bir hamle daha, Türkiye de kucaklarına düşecek... Bu, ABD'den görünen manzara. Türkiye'den bakıldığında, ABD, her zaman yanında hissedilmesi gereken bir 'müttefik'; ayrıca ekonomik sıkıntıların başa dert açacak boyutlara varmaması için de İMF ve Dünya Bankası üzerinden verdiği desteğin devamı şart. Ak Parti'nin özellikleri de içeride güçlenip iktidarını pekiştirmek için dışarıyı hesapları içinde tutmayı gerektiriyor. Lobi uzantılarının vaktiyle itiraf ettikleri gibi, ABD, içimizi karıştırabilecek mekanizmalara da sahip... İran'da yaşananlar 'iç karıştırma' ile sonuç alınabileceğinin canlı kanıtı... Bu durumda, Ak Parti hükümetinin, Türkiye adına, Washington'un arzularına râm olma dışında bir seçeneği yok gibi... Böyle düşünüldüğü için olacak, Uğur Ziyal'in Washington temasları, 'teslim bayrağı çekme' biçiminde yorumlanıyor... Konuya düzünden yaklaşıldığında ise, bu hesapları yapanların fena halde yanıldıkları görülüyor. Yukarıdaki mülâhazalar, Ak Parti hükümeti ve TBMM'nin, Washington'daki 'savaş lobisi'nin politikalarına râm olamayacağının işareti aslında. İlk iki adımın başarısızlığı, Irak'taki başıbozukluk, ABD'nin girişimlerinin dünyanın her tarafını terör eylemlerine eskisinden daha açık hale getirmesi, Türkiye'yi de olumsuz etkiliyor... Irak'a savaş açmak için kullanılan gerekçelerin 'yalan' çıkması ise, dünyayı hukuksuzluğa mahkum edebilecek bir durum. Sistemini evrensel hukuk kurallarına uydurmak için olağanüstü çaba harcayan Türkiye, kör gözüm parmağına aleniyetinde bir hukuksuzluğun vurucu gücü olmayı nasıl kabullenecek? Türkiye, ekonomisini, ABD'nin kuyruğuna takılarak değil, savaş konusunda aldığı onurlu tavrın kendisine sağladığı manevra imkânlarını sonuna kadar kullanarak oluşturacağı çok boyutlu dış politikalarla yoluna koyabilir. Sürekli dış temaslar yürüten Ak Partili yetkililer, gıpta dolu gözlerini Türkiye'ye dikmiş ülkelerin varlığını elbette çok iyi fark ediyorlar... Amerika'nın şu anda ihtiyacı olan, dünyayı daha büyük mâceralara düçar olmaktan uzak tutacak sağduyulu tavsiyelerdir; Dışişleri Bakanı Gül, Washington'a gidecekse, herhalde, hükümet ve TBMM adına 'teslim' kararını değil, böyle bir mesajı yanında götürecektir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |