|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AB'nin Selanik Zirvesi, birçok yeni üye ülkeyi olduğu kadar, bu ülkelerin toplamına yakın bir nüfusa sahip olan aday adayı Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Zirve, 12 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi'nde Ankara'nın önüne konan, "müzakere tarihi için tarih" vadesini kısaltma fırsatı olarak anlam taşıyor. Kopenhag'ta Türkiye'ye sunulan; daha doğrusu durumu idare etmesi için talep edilen 2004'e kadar sabretmesiydi. Cesaret verici bir tutum olmasa da bu talep AB'nin ilk kez Türkiye'nin üyeliğini kaçınılmaz gördüğünün delili olarak kaydedildi. Kopenhag, Türkiye'nin üyelik sürecinin artık iyiden iyi kısaldığının ilan edildiği bir zirveydi. Türkiye hak ettiğinden azını almıştı ama o güne kadar geldiği çizginin ötesine geçmeyi de başarmıştı. O tarihten bugüne, yani Yunanistan'ın dönem başkanlığına ve Selanik Zirvesi'ne kadar köprünün altından çok sular aktı. Türkiye'de hükümetler değişti, sınırımızdaki Irak ABD tarafından işgal edildi. Bölgesel ve küresel statüko her açıdan deforme edildi; Türkiye de AB'nin istediği kriterleri büyük bir hızla yerine getirmeye devam etti. Yani, bugün Selanik'te Avrupa'nın karşısına çıkan Türkiye, Kopanhag'ta olduğundan çok daha ileri düzeyde ve ondan çok daha ihtiyaç duyulan bir Avrupalı pozisyonundadır. Irak savaşı sınavını dünyanın ve Avrupa'nın beklentilerinin çok üzerinde bir başarıyla atlatmış ve reddettiği tezkere ile AB üyesi olmayı hak etmiş bir ülke profili çizmişti. Türkiye bu arada, bir müttefik olarak da AB'nin siyasi gücüne katkı sağlayabilecek önemli bir unsur olduğunu da ispatladı. Kopenhag'ta abartılı ABD desteği nedeniyle zedelediği sempatisini, bu ülkenin Irak işgaline karşı çıkarak fazlasıyla geri aldı. Sadece, genel politikalarda değil, taraf olduğu Kıbrıs sorununda da on yıllardır ilk kez diplomatik avantaj yakalamayı başardı. Özetlenecek olursa Türkiye, 6 ay öncesine oranla daha donanımlı ve inandırıcı bir AB aday adayıdır... Bu yeni durum birlik temsilcileri tarafından da algılanmış olmalı ki, geçmişle kıyaslanamayacak sıcak ve yakın mesajlar gelmeye başladı. Türkiye, 6. ve 7. paketlerle de bazı yeni üyelerin bile önüne geçecek kadar önemli bir mevzuat demokratikleşmesi sağlayacaktır. Bütün bunların anlamı Türkiye'nin AB'ye üye olma hedefinin kısalması, yani tarihi hesaplaşma için 2004 hedefinin geriye çekilmesidir. Hangi tarihe? Yılın ikinci yarısında bayrağı devralacak İtalya'nın dönem başkanlığına... Başbakan Erdoğan'ın kafasındaki tarih de bu öneme tekabül ediyor. "Berlusconi'nin dönem başkanı olarak Türkiye için daha samimi çalışacağına ve daha iyi sonuç alacağımıza inanıyorum" diyor. Ağustos'a, yani Meclis'in çalışmaları tamamlanıncaya kadar 7. paketin tamamlanması fikrinin altında da bu düşünce yatıyor. Türkiye, İtalya'nın dönem başkanlığında yapılacak Aralık Zirvesi'ne kadar Kopenhag Siyasi Kriterleri açısından sorgulanamayacak bir ülke haline gelmeyi hedefliyor. Bu da 2002 Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye için alınan "2004'e gelindiğinde Kopenhag Kriterlerine uygunluğa bakılarak müzakere için tarih verilir" ibaresinin ruhuna yönelik öldürücü bir darbe olacaktır. Erdoğan, "Bütün yasaları çıkarıp hızla uygulamaya geçeceğiz" derken de içtenliğine güvendiği Berlusconi'nin elini güçlendirmeyi ve onun üzerinden AB ülkelerine politik üstünlük elde etmeyi hedefliyor. AB yolunda sona yaklaşıldıkça Ankara'nın hızı artıyor ve geri dönüş imkansız hale geliyor. Yani, içeride süreci sabote etmeyi alışkanlık haline getirenlerin alanı daralıyor. Şimdi, Türkiye'nin attığı bu adımların Avrupa'dan da karşılık bulması gerekiyor. Sıra, AB liderleri Almanya, Fransa başta olmak üzere ilk halkanın Ankara'ya cesaretlendirici bir projeksiyon sunmasına gelmiştir. Erdoğan ve Gül'ün Selanik'te elde edebileceği en büyük diplomatik başarı da bu hak edilmiş projeksiyonu alabilmektir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |