|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Avrupa Birliği konusunda çok önemli bir süreçten geçiyor ve de stratejik adımlar atıyor. Türkiye'yi "Kopenhag Kriterleri" ile buluşturacak olan 6. Uyum Paketi Meclis komisyonlarından geçti, genel kurulda kabul edilmesi ise an meselesi. Özellikle ülkenin üzerindeki "askeri vesayet" görüntüsünü kaldıracak olan 7. Paket'e ise son şekli veriliyor, yakında o da Meclis gündemine gelecek. Başbakan Erdoğan ise, kelimenin tam anlamıyla Avrupa Birliği hedefine kilitlenmiş durumda. AB güzergahı üzerinde ortaya çıkabilecek pozitif ve negatif bütün gelişmelere karşı hazırlıklı olan Erdoğan, hedefe yürürken dikkatli ama son derece de kararlı. Artık bu yoldan dönüş yok. Yaşadığımız kâbus yıllarından sonra, önmüzde açılan yeni "umut yolu" doğrusu hepimizi heyecanlandırıyor. Ama gelin görün ki, bu ülkede her gün yaşanan "utanç fotoğrafları" da bir türlü yakamızı bırakmıyor. Bu ülkede her gün öylesine dramlar yaşanıyor ki, artık bunları "utanç" kelimesiyle ifade etmek bile utanç verici hale geldi. Dün bir gazetede yer alan habere göre, Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde, iki öğrenci yakını, diploma törenini ancak başörtülerinin üzerine peruk takarak izleyebildiler. 4 yıldır velilerin bile başörtülü olarak alınmadığı üniversiteye kızının diploma töreni için gelen Ayşe Demirkol, "Ben tören için Kayseri'den geldim. İnancım gereği başörtüsü takıyorum. Kızım beni uyarmıştı, o yüzden hazırlıklı geldim ve başörtümün üstüne peruk taktım. Ama bu tür yerlere istediğimiz şekilde girmemizde ne sakınca var, anlamıyorum" diyor. Gerçekten biz de anlamakta güçlük çekiyoruz. Türkiye doludizgin Avrupa Birliği'ne gidiyor, ama hâlâ kafalarında Stalin'den, Hitler'den, Saddam'dan izler taşıyan "arızalı kafalar" ülkenin gelecek umutlarını dinamitlemeye devam ediyor. Allahaşkına nedir bu ülkenin çilesi, kim bunlar, kendi çocuklarına eziyet etmekten zevk alan sadistlerin ülkesi mi burası? Elbette Türkiye'nin yakasından bir türlü düşmeyen, demokratik dünya ile buluşmasının önüne barikatlar kuran "utanç" görüntüleri sadece bu kadar değil. Daha üç gün önce, "Hakkari'de valiliğin desteklediği tiyatro oyununun bordo, sarı, turuncu, kırmızı ve yeşil renkli sinekliğini sakıncalı bulan polisler 'suç aleti'ni söküp götürdü." Ayrıca geçtiğimiz iki hafta içinde İstanbul mahkemelerinden, Türk Ceza Kanunu'nun 426. ve 427. maddelerine göre kitap toplatma ve kitap imhasıyla ilgili iki karar çıktı. Türkiye parlamentosu günlerdir AB'ye uyum için geceli gündüzlü çalışarak yasalar çıkarıyor, geçtiğimiz dönemde idam kaldırılıyor, ama talihsizliğe bakın ki mahkemelerimiz hâlâ kitapları idam etmekle uğraşıyor. Demek ki sadece yasaları değiştirmek yetmiyor, önce kafaları hâlâ 20. yüzyılın başında takılı kalan ortodoks zihniyeti değiştirmek gerekiyor. Aksi takdirde Avrupa Birliği hayallerimize veda edebiliriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |