AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kadınlar niçin kendilerini özlemezler? (I)

Bu başlıkla çarpışan okurların geçen hafta kaleme aldığım "Hiç kendinizi özlemiyor musunuz? I-II" (1-2 Mart 2003) başlıklı yazılara bir telmihte bulunmuş olabileceğimi düşünmeleri gayet tabii... Okurun bu 'tabii' refleks aracılığıyla yanılmasına meydan vermemek için hemen söyleyeyim ki aradaki irtibat 'konu' itibariyle değil, sadece 'başlık' sebebiyle bir önem taşıyor. Nitekim önceki yazılar, bu toprakların çocuklarının ideolojik deneyimlerinin "gençlere özgü bir yazgı" haline gelmesini hüzünle seyreden ve sırf bu hüznün sürekliliğinin itkisiyle kalemine sarılan bir yazarın etkisiz kalacağını gayet iyi bildiği birtakım îmalarla örülmüş idi.

İmalar çokluk ya anlaşılmaz -ki bu durumda o îmaların sahibi kendini şanslı saymalıdır- ya da yanlış anlaşılır. Değil sıradan insanların, bilakis okuyan, düşünen, dünyayı anlamaya, kavramaya çalışan kimselerin dahi ne yazık ki en son ziyaret edecekleri adres kendi evleri (!) olageldiğinden, insanoğlunu, "kendini ziyarete davet etme"nin ne güç bir iş olduğunu bilmez değil isem de bizzarure bazen bu konularda bir şeyler söylemek küstahlığında bulunmaktan kaçınamam; tabiatıyla böyle durumlarda da anlamın haşmeti karşısında lafız büzülmedikçe "söylenmek istenen'' söylenemez olur.

Anlayacağınız, dilin temel anlam gövdelerine yaslanmanın doğuracağı sakıncalardan kaçınmak amacıyla sık sık yan anlamların, îmaların ve mecazın sırlı gölgeliklerine sığınmak, 'Söz'ü pornografinin (teşhir'in, gösteriş'in) sokaklarında dolaştırmaktan haya eden bu acizin bulabildiği yegane tedbir niteliği kazanıyor.

"İnsanın kendini özlemesi" türünden gölgelikler altında kendi kendime konuşurken bazılarının bazen sayıltılarımın kendi sayıltılarına karşılık geldiğini söylemelerini ve dahası lütfedip beni de bundan haberdar etmelerini hiç umursamıyor değilim; bilakis kendilerine müteşekkirim. Müteşekkirim, çünkü bu kimselerin yaptığı, sadece, ömrü boyunca (Alman düşünür Ernst Jünger'nın İslam irfanından edinebildikleri bağlamında haline en uygun gördüğünü söylediği) şu kelam-ı kibar'ın ikinci mertebesinde kalmak için çaba harcayan birini cehaletinden medet ummayı sürdürmeye teşvikten ibarettir:

1. Bir kimse bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyorsa o bir ahmaktır. Ondan uzak dur!

2. Bir kimse bilmiyor ve fakat bilmediğini biliyorsa ondan iyi bir talebe olabilir.

3. Bir kimse biliyor, lâkin bildiğini bilmiyorsa, hocalığa kabiliyeti var demektir.

4. Bir kimse biliyor ve bildiğini de biliyorsa o bir Peygamber'dir. Onu izle!

Bazen de ya doğrudan ya da dolaylı olarak aldığım kimi tepkiler de var ki bazıları sayıltılarımı izlemeye değer bulurlar ve fakat içeriğini değersiz bulduklarını saklamazlar; bazıları ise, değil ne demek istediğimi, ne dediğimi dahi anlamadıkları halde ve tabiatıyla anlamadıklarından ötürü, bana kimi zaman kanaatlerini, kimi zaman da haddimi bildirmeyi hususî bir vazife addederler.

Haddini bilmeyi önemseyen benim gibi birine doğrudan ya da dolaylı olarak haddini bildirmeye çalışan bu son sınıfın üyelerinin, "Acaba harekete sevketmek amacıyla mı beni böyle itip kakmaya çalışıyorlar?" diye düşünüp bu davranışlarına 'tahrik' (harekete geçirme) gibi müsbet bir anlam vermek suretiyle kendimi iknaya uğraşsam dahi, sürat-i intikali zayıf biri olduğumdan olsa gerek, nadiren bu 'tahrik'lerin incitmek amaçlı olabileceğini düşünmekten de kendimi alamıyorum; hele hele bir de gıyabımda olursa...

Sözgelimi yazar bir hanım okurum şöyle soruyor: "Aşk yazıları yazmak niçin eski devrimcilerin, erkeklerin ve paçayı düzeltmişlerin tekelindedir? Ben bir kadın olarak niçin kendimi bir türlü özleyecek kadar büyüyememekteyim?"

VE hemen ardından da cevap veriyor: "Bizim buralarda [Türkiye'de?] kadınlar hep çocuk olarak kalacaklar!"

Kadınların, bilhassa İslamcı olanlarının konumunu açığa vurma sadedinde söyledikleri ise kısaca şöyle: "Kendini özleyebilmek için önce 'ben' olmak gerekir derim. Ben hiç 'ben' oldum mu ki kendim olmayı özleyip hatırlayabileyim?!? 'Biz'in o muhteşem uğultusunun içinde zavallı gölgelerden heyecanlı, saf ve inançlı bir gölge, ama biri olduğumu düşünüyorum."

Yazılarım hakkında başkalarının yorumlarına müdahale etmeyi ilkece hoş bulmamakla birlikte şu kadarını söylememe müsaade edilsin ki "insanın kendini tanımak, kendini özlemek konusundaki gayretsizliği (varoluşssal gafleti)" sorununun kadın-erkek ayrımından hareketle ve üstelik böylesi bir üslubla tartışılmak istenmesine, sanırım düşüncelerimi ifade etmekteki beceriksizliğim bile el vermez!

O halde dilerseniz, dedikodu yapmak ihtiyacının hayal yetisine nasıl işlerlik kazandırdığını konuşmak yerine, yarın kadınların kendilerini özlemelerini engelleyen şeylerin neler olduğunu konuşalım.


8 Mart 2003
Cumartesi
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED