|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünyada Türkiye'nin duruşuna ilişkin bir "algılama özrü" bulunduğu açık. Birileri Türkiye'yi anlamamakta ısrar ediyor. Öyle ki "anlamama" olgusu, Türkiye'yi sıkıştırmayı ve hareketlerini kısıtlamayı amaçlayan bir diplomatik baskıya dönüşmüş bulunuyor. İşte bu noktada, bir de Genelkurmay Başkanı, yetkili makamların inisiyatifinin altını çizerek hem de savaş ortamında en tartışmalı alan haline gelen Kuzey Irak'ın hemen kuzeyinde açıklıyor Türkiye'nin durduğu noktayı. Org. Özkök'ün açıklamalarında altı çizilen konular neler? Öncelikle Türk askerinin Kuzey Irak'taki pozisyonuna ilişkin değerlendirmeler yer alıyor. Burada Genelkurmay Başkanı, bir süredir bölgede belirli şartların gereği olarak Türk askeri bulunduğunu, mevcut askeri varlığımızın belirli şartların gereğini yerine getirmeme durumu söz konusu olursa, yeni askeri birlikler de gönderileceğini bildiriyor. Peki belirli şartlar ne? Genelkurmay Başkanı onları da şöyle açıklıyor: "Bu kuvvetlerimize vaki olabilecek bir saldırı, savaşın beklenmedik gelişmelerine bağlı olarak oluşabilecek büyük bir mülteci akını olasılığının başgöstermesi, bölge silahlı güçlerinden birinin diğer birine veya sivil halka saldırıda bulunması suretiyle oluşabilecek istikrarsızlık en önemli güvenlik mülahazalarımızdandır." Org. Özkök, "ABD, halen bölgede savaşmakta olduğundan, yanlış anlamalara imkan verilmemesi için askeri eylemin ABD ile koordine edileceğini" de belirttikten sonra Türkiye'nin Kuzey Irak'la ilgili tavrının sınırlarını çiziyor: -Kuzey Irak'a savaşmak veya işgal etmek için girmeyeceğiz. -Sürekli bir tampon bölge oluşturmak gibi bir niyetimiz yoktur. -Kuzey Irak'ta olası istikrarsızlıkların önlenmesinde, oradaki gruplara en büyük dost desteğini, eskiden olduğu yine biz sağlayacağız. -Kendimizi savunma hakkımız dışında sıcak bir çatışmaya girmeyeceğiz. -Hiçbir gizli emelimiz yoktur. Hiç kimseye düşmanca bir duygu beslemiyoruz ve beslemeyeceğiz. Ardından sitemler geliyor. Bir süredir Amerika'dan Avrupa'ya, Kürtler'den Araplar'a kadar herkes "Aman Türkiye Irak'a girmesin" yollu feveranlar sergiliyorlar. Genelkurmay Başkanı'nın açıklamasında herkese uygun cevap var, eğer anlamak isterlerse... Okuyalım: "Bütün şeffaflığımıza, politikalarımızın açıkça deklare edilmesine ve geçmişteki uygulamalarımızın herkesçe bilinmesine rağmen bu konuda bazı dost, müttefik ülke ve kurumların Türkiye'ye yönelik şüpheci, haksız ve bazen de kırıcı söylemleri Türk halkını derinden etkilemektedir. Denizler ötesinde kendilerine tehdit olduğunu söyleyenlerin, aynı tehdidin hududunun hemen ötesinde olduğunu söyleyen Türkiye'yi inandırıcı bulmamalarını anlamakta güçlük çektiğimi ifade etmek isterim." "Harekata ilişkin gelişmeler, Türkiye'nin jeopolitik, stratejik değer ve önemini açıkça herkese bir kez daha göstermiştir: Biz bölgenin önemli ve güvenilir bir ülkesiyiz. Çeşitli menfaat odaklarının yanıltmalarına inanarak, Türkiye'nin bu seçkin özelliklerine gölge düşürecek hareket tarzlarına başvurmak ya da bilerek ya da bilmeyerek bunlara vasıta olmak, Türkiye'nin bölge istikrarına katkıda bulunmak elastikiyetini yokedebilecektir. Şayet, birgün işler kontrolden çıkarsa, dilerim bu dostlarımız şimdi karşı çıktıkları hareketleri yapmamızı bizden istemek zorunda kalmasınlar." "Bu savaş bizim savaşımız değil" diyor Genelkurmay Başkanı, ancak on yıllar içinde Avrasya'da meydana gelecek gelişmelerin Türkiye'yi çok yakından ilgilendireceğini vurguluyor. Org. Özkök'ün bu konudaki ilginç değerlendirmesi şöyle: "Avrasya'da ilerideki onyıllara uzanan çok önemli politik, ekonomik, sosyal ve askeri gelişmeler olacaktır. Yeniden yapılandırılacak bu coğrafyada mesele hangi çağdaş seviyede bir ülke ve hangi ülkeler topluluğunun içinde olacağımızdır. Savaşın ne kadar süreceğini kestiremiyoruz. Ancak akıl ve sevgiden başka herşeyin yedeği olmalıdır öğretisinden hareketle, savaşın beklenmeyenlerle dolu olduğunu, herşeye hazırlıklı olmak gerektiği düşünceleri daima rehberimiz olmuştur. Ve buna göre hazırlıklarımızı yapmış durumdayız." "Yeniden yapılandırılacak bu coğrafyada hangi çağdaş seviyede bir ülke ve hangi ülkeler topluluğunun içinde olacağımız..." meselesi... Gerçekten en zor mesele, bunun tesbit ve tayini... Bunun için Türkiye'nin bütün zihni potansiyelini teksif etmesi ve mümkün olan en doğrulara ulaşması, bugünün en hayati sorumluluğudur. Org. Özkök'ün "Türkiye'nin jeopolitik, stratejik değer ve önemi" ne ilişkin vurgusu, belki dışardaki çevrelerden önce, dış etkiyle kendine güvenini kaybeden içerdeki odaklarda yankısını bulmalıdır. Belki bir şey daha, Türkiye, Avrasya'nın yeniden yapılanma sürecini, kendi stratejik derinliği içinde karşılamaya yoğunlaşmalıdır. Potansiyelleri kullanılabilir hale getirmeden, hiç kimsenin varolduğu iddia edilen bir stratejik ağırlığı dikkate alması, hesaba katması mümkün değildir. Şu an Irak olayında karşı karşıya kalınan ıskalanma hadisesinden de ibret alarak... Emek vermeden potansiyeller kullanılabilir hale gelmiyor. Ayrıca Türkiye'nin potansiyel imkanlar yanında ne kadar potansiyel düşmanlıklara hedef olduğunu ve onları giderme noktasında bir hayli mesafe sarfetmesi gerektiğini de hesaba katmak gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |