|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Bu savaşta Türkiye Amerika'nın yanında olmalıdır" tezinin Türk basınındaki en kararlı savunucuları, "Türkiye'nin en büyük gazetesi" Hürriyet ile "Türkiye'nin en özgür gazetesi" Habertürk... Fakat Habertürk'ün bu işi çok daha pervasız, çok daha kaba bir üslupla yaptığı da gözden kaçmıyor. Bu gazete en son öyle bir şey yaptı ki, savaşa ilişkin gazeteciliğinin altında başka saiklerin yatıp yatmadığı sorusunu meşru bir soru haline getirdi.
Habertürk'ün, "Türkiye bu savaşta Amerika'nın yanında olmalıdır" tezini giderek abarttığına ilişkin Kronik Medya'da daha önce birkaç yazı kaleme almıştık. Gazete şimdi yeni bir kurnazlık bulmuş: Güya "gerçeği, yalnız gerçeği" yazdığını ve başka gazetelerin yeterince "cesur" olmadığı için bu haberlere yer vermediğini peşinen iletiyor okurlarına... Habertürk, sözünü ettiğimiz kategorideki bütün haberlerini şu damgayla yayımlıyor artık: "Başka hiçbir gazete cesaret edemez... Hoşumuza gitmese de Habertürk gerçeği yazar..." Bu fasıldan, biri sürmanşet öbürü yan manşet olmak üzere iki haber var Habertürk'ün 26 Mart tarihli sayısında. Sürmanşet şöyle: "RUM'A KAPTIRDIK... ABD'yi Rumlar'la işbirliğine mecbur bıraktık... Amerika İncirlik'teki bomba ve uçaklarını Kıbrıs Rum Kesimi'ne taşıdı. Rumlar ABD'nin yeni ortağı..." Görüyorsunuz, Habertürk, Türk kamuoyunun hassas noktalarının nasıl kaşınacağı konusunda gayet yetenekli bir gazete... Devam edelim, yan manşete gelelim... "İKİNCİ AMERİKAN RÜYASI" deniyor burada da: "Türkiye'ye kâbus yaşatan Ankara, kredi haberiyle yine Amerikan Rüyası'na daldı..." Anladınız; şu, basında "Amerikalılar güneyde saplanınca yeniden kuzeye döndüler, Türkiye'ye göz kırpıyorlar" yorumlarına yol açan 1 milyar dolar hibeyi (istenirse onun yerine 8.5 milyar dolar kredi) haber veriyor Habertürk. Ama nasıl? Onu da spotlardan okuyalım: "Türkiye'yi yalnızlığa sürüklediğini farkeden AK Parti hükümeti, yeni bir uzlaşma için ABD'ye göz kırpıyor... Hükümet, Batı'da harekâtın başarısının sorgulanması üzerine, ABD'nin A Planı'na döneceğini hayal etmeye başladı..." Allah aşkına kim kime göz kırpıyor? Bu nasıl bir "tabloyu tersine çevirip gösterme" ustalığı; hayran olmamak hakikaten mümkün değil...
BU KADARI ARTIK FAZLA
Hemen söyleyelim: "Bu gazete en son öyle bir şey yaptı ki, savaşa ilişkin gazeteciliğinin altında başka saiklerin yatıp yatmadığı sorusunu meşru bir soru haline getirdi" derken işaret ettiğimiz haber bunlardan biri değil. Habertürk'te bu tür haberlere alışığız. Sözünü ettiğimiz haber, gazetenin ekonomi sayfasında yer aldı. Okuyalım: "PİYASALARA PSİKOLOJİK TAARRUZ HAREKATI... ABD'nin Türkiye'ye savaş yardımı masadan kalktı, dünya finans çevreleri ve medyası 'felaket senaryosu' çiziyor. The New York Times: Türkiye iç borçlarda moratoryum ilan edebilir... New York Times Gazetesi, Türk piyasalarında son günlerde gözlenen olumsuz gelişmeleri dile getirirken Türk hükümetinin iç borçlarını ödememe durumuna yakınlaştığı söylentilerinin bulunduğunu belirtti. Türkiye'de piyasaların güveninin tükendiği, yeni para gelmezse iç borçlarda moratoryum ilan edilebileceği iddia edildi... The New York Times, ABD askerlerinin Türkiye'ye konuşlandırılması karşılığında önerilen ekonomik paketin gerçekleşmemesinin Amerikan askeri planlamacılarını rahatsız ettiğini ancak Türk mali piyasalarını da sarstığını öne sürdü." Haber bu kadar değil. Türkiye'nin, "stratejik müttefiki"nin yanında olmadığı için başına gelmesi yakın bir felaketin Habertürk'te nasıl ballandıra ballandıra anlatıldığını tahmin edebilirsiniz...
HABERİN ASLI Bunu da "Habertürk normalleri" çerçevesinde değerlendirip geçebilirdik, fakat haberin New York Times'daki orijinalini öğrenince iş değişti. Star gazetesinin (26 Mart) manşetten verdiği habere bakalım önce: "Bazı gazetelerin internet siteleri ile bazı art niyetli haber sitelerinde dün 'bir felaket senaryosu' yayınlandı. Habere göre, New York Times gazetesi, 'eğer yeni borç gelmezse, Türkiye iç borçlarında moratoryum, yani erteleme ilan edebilir' diye yazmıştı. Star, haberin perde arkasını araştırdı ve gerçeğe ulaştı... New York Times'ta söz konusu haber vardı. Ama gazete, bir Türk'ün açıklamasını yayınlamıştı. 'Piyasaları karıştırmayı amaçlayan' bu felaket senaryosunu New York Times'a açıklayan o kişi, Türkiye'nin yakından tanıdığı bir isimdi: Ünlü borsacı Mehmet Kutman... Yani ANAP'ın eski genel başkanı Mesut Yılmaz'ın kuzeni olan Mehmet Kutman..." Star'ın manşet haberini Kronik Medya için önemli kılan bölüm şöyle: "Kutman'ın demecinin medyaya yansıması da ilginç oldu. İnternet siteleri haberi manşete çekerken, bir yayın grubunun tavrı da dikkat çekti. Bu grubun iki gazetesinden biri haberi önce internet sayfasına girdi, sonra çıkardı, diğeri de Kutman'dan söz etmedi. (...) New York Times'ın haberinde açıklamayı Kutman'ın yaptığı açıkça görülüyor. Ama işine gelmeyenler bunu hiç görmedi." Besbelli ki 25 Mart Salı günü gazete yazıişlerini en fazla meşgul eden haberlerden biri olmuş New York Times'ın haberi... Ertesi gün haberi kullanan gazetelerin tümü (Habertürk hariç) Mehmet Kutman'ın adını kullanarak verdi haberi... Üstelik Kutman da "öyle söylemediğini, gazetenin sözlerini yanlış anladığını" belirtiyordu bu haberlerde... Habertürk ise yukarıda okuduğunuz gibi, Mehmet Kutman'ın adını hiç anmadan, sanki New York Times'ın bir haber-analiziymiş gibi verdi haberi...
YAPTIRIM? Cumhuriyet gazetesi yazarı Oral Çalışlar, 26 Mart tarihli yazısında, savaşı Amerikan-İngiliz tanklarından izleyen Batı'lı muhabirlerin durumunu tahlil ediyordu. Çalışlar, yazısında "Bir de savaş meydanında olmadığı halde ruhları tanklara binen gazeteciler oldu. Onlar saldıran tarafın basın mensupları gibiydiler, zaman zaman onları bile yaya bıraktılar, olayları çarpıtarak yorumladılar" diyordu. Çalışlar "cezaevi operasyonu" sırasında yapılana benzer yeni bir gazeteciler arası tartışmanın gerekli olduğunu söyledikten sonra "yaptırım" meselesine geliyor: "Ancak bu kadar acımasızlığın da bu meslek içinde artık bir yaptırımı olması gerekiyor. Bütün bunları sineye çekecek miyiz? Gazetecilerin örgütsüzlüğü ve çaresizliği bunların en büyük gücü. Bu durumu ne zaman değiştirebileceğiz?" "Yaptırım" konusu, doğrusu tartışmalı... Ama başta dediğimiz gibi: Yaşadığımız şey gazeteciliğe açık. Bu "şey"in gazetecilik dışı saiklerden beslenip beslenmediği sorusu meşrudur ve araştırmaya açıktır. (A.G.)
'Türk holiganları' ve savaş; 'Top yuvarlaktır, savaş felakettir...' Radikal'in "Spor" yazarlarından Cengiz Alpman'ın yazısı: "Atı alan Basra'yı geçti bile..." Alpman, "Türk holiganları"nın savaş karşısındaki tavrını açıklayan bu ilginç yazısına şöyle başlamış: "Tüm takımların tüm holiganlarına ilk ve belki de son kez koskocaman bir aferin çekiyorum. Düşünebiliyor musunuz, yıllardır rakiplerini bir kaşık suda boğmaya kurgulanmış en saldırgan tribün reisleri bile hunhar Bush'a karşı sımsıkı kenetlenerek 'Savaşa hayır' sloganları atsın... Amerikan-İngiliz harp koalisyonunun Irak bombardımanı öylesine acımasız bir kitlesel terör ki sloganlarında ölmek, öldürmek, vurmak, kırmaktan başka terimler kullanmayan tribün belalılarının kalplerinde körlenen merhamet çiceklerinin yeniden açmasını sağladı." Alpman, yazısının devamında da internet sayfalarından derlediği bu "anti-militarist" dileklerden bir seçki sunuyor. İşte "Türk holiganları"nın, birbirleriyle atışmaya ara verip hep birlikte savaşa karşı kaleme aldıkları mesajlardan birkaçı: "Bu akşam (geçtiğimiz perşembe) UEFA çeyrek final maçları var... Irak'ta futbol düşünen kalmış mıdır acaba?" "Eskişehirli arkadaşlar! Biz maçta savaşa karşı slogan attık. Sizin açık tribünde çok kişi bizi yuhladı. O canileri inşallah tribününüzden ayıklarsınız." "Benim dikkatimi başka bir şey çekti ve hoşuma gitti. 'Futbol afyondur, tüm aşırı taraftarlar sağmal inek ve potansiyel müşteridir, diğerleri de armuttur' vb. düşüncesindeki insanların savaşa karşı çıkan bu topikleri görmesini dilerdim." "Bush, erkeksen füze atmak yerine Bağdat'a girmeye çalış. Orası Ali Sami Yen gibidir, her isteyen giremez." " 'Savaşa hayır' deyip de maçlarda adam yaralamayı savunan yoktur inşallah. Aksi takdirde 'o iş başka, bu iş başka' avuntusu yapılıyor demektir. Yani biri dış, tribünler ise iç işimiz olmasın. Irak savaşına da tribün savaşına da hayır..." Son olarak Cengiz Alpman'ın yazısını toparladığı cümleleri de aktaralım: "Futbol sadece futbol değil, anladık da hayat da sadece futbol değil icabında. Top yuvarlaktır, savaş felakettir... İşte bu kadar!" (K.B.) Hürriyet artık karar versin: Mallara boykot mu, Demirel mi?
Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi gerçekten ilginç bir gazeteci.... Durup durup öyle şeyler yazıyor ki, insanın "O zaman ne işin var Hürriyet'te?" diyesi geliyor... Biliyorsunuz, bir iki kez bizzat Ekşi tarafından da ilan edildiği gibi, Hürriyet başyazarının köşesi "kendi köşesi" olmaktan ziyade "Hürriyet'in sesi". Yani Ekşi'nin köşesinde okuduklarımız aslında gazete olarak Hürriyet'in görüşleri. Dolayısıyla, Ekşi'nin yazılarını "Ha demek Hürriyet böyle düşünüyor" diye algılamak tamamen meşru... Bu çerçevede Ekşi'nin 26 Mart tarihli yazısı bakın hangi satırlarla son buluyor: "Tüm bunlardan acaba özellikle ABD hiç ders almıyor mu? Sokakları dolduran ve bu savaşın haksız bir saldırı olduğunu söyleyip ABD ve İngiliz yönetimlerini lanetleyen insanlara kulak verme gereğini hiç duyuyorlar mı? Sanmıyoruz... Ama bu insanların onlara seslerini duyurmalarının yolu var... O da ABD ve İngiliz mallarını –sağlık vb hariç- almamaktır. Yapın ve bakın, göreceksiniz ki bu saldırıyı önleyecek en etkili silah sizdedir." Ekşi'nin eline sağlık, ne güzel sözler bunlar böyle... Görüyorsunuz, Hürriyet başyazarı haklı tespitlerinin yanına bir de "çağrı" yerleştirmiş: ABD ve İngiliz mallarına boykot edelim! Doğrusu bu da hiç fena değil... Peki iyi güzel de, Hürriyet gazetesinin günlerdir "ordu gazetesi"ne dönüşmüş olarak ABD ve İngiliz kuvvetlerinin arkasına takılarak "Bağdat'a tam gaz" ilerlermesi ile Ekşi'nin bu "boykot" çağrısını bir araya nasıl getireceğiz? Hangisi gerçek Hürriyet? "Tam gaz" olanı mı, yoksa "boykota çağıran"ı mı? Hürriyet'teki problemler bu kadarla da sınırlı değil. Gazetede bir de genel yayın yönetmeni sorunu var. Yani kısaca şöyle: Eğer Ekşi'nin köşesi Hürriyet'in gerçek sesiyse, Ertuğrul Özkök'ün köşesi kimin sesi? Özkök de köşesinde –mesela Bekir Çoşkun gibi- sadece "kendi görüşünü" mü ile getiriyor? Eğer öyleyse aynı zamanda niçin genel yayın yönetmeni? İsterseniz, gazetenin başyazarının halkı ABD ve İngiliz mallarına boykot etmeye çağırdığı gün Özkök hangi "plan" ve "proje" ile meşguldü, ona da kısaca göz atalım: Özkök -Demirel'in Sabah gazetesinde günlerdir devam eden ve okumamakla kimsenin bir şey kaçırmadığı muhakkak olan "dizi"de verdiği nasihatlar yetmiyormuş gibi – Irak savaşı dolayısıyla limonileşmiş olan Türkiye-ABD ilişkilerinin onarılması görevinin (eski MİT Müşteşarı'nın önerisine uyarak) dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e verilmesinin çok yerinde bir davranış olacağını söylemekte... "Çünkü", diyor Özkök, "Demirel'in ABD nezdindeki yeri iyi. Ayrıca devlet tecrübesi var. Bu tür krizleri yaşamış bir insan. Dahası Ortadoğu'yu da çok iyi biliyor." Sanırsınız ki, Türkiye'nin içinden çıkılmaz bir hal alan ve neredeyse Türkiye ile ABD'yi savaşa tutuşturacak olan "Kuzey Irak" politikası, bu büyük "devlet tecrübesi" olan devlet adamının da eseri değil.... Yani sonuç olarak, Hürriyet gazetesi artık karar vermeli. ABD ve İngiliz mallarına boykot çağrısı mı yapıyor, yoksa Demirel'i "special envoy" olarak ABD'ye mi yolluyor? (K.B.)
Cumhuriyet'ten tatsız bir başlık mühendisliği...
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, makamında kabul ettiği Türk Eğitim-Sen yöneticilerine hitap etmiş. Cumhuriyet'in buna ilişkin haberinde, üç ayrı yerde bakanın sözleri tırnak içinde şöyle aktarılıyor: "Her iktidar kendi politikalarını ortaya koyar, üst düzey bürokratları kendi seçer. Bu eşyanın tabiatı gereğidir. İsteyen yasal yollara başvurur... Buraya uzaydan adam getirip atamıyoruz. Müsteşara ayrılmasını söyledim, bu da benim en tabii hakkımdır... Ben milletten yetki almış bir vekilim, bir bürokrat benim başarılı olmamı sağlayacaksa onu oraya atarım." Biraz iyiniyetli bir yaklaşım olsa da, gazetenin, Bakanın sözlerinin tümünü aldığını varsayalım ve Cumhuriyet Yazıişleri'nin bu sözleri haberleştirirken kullandığı üst başlık, başlık, spot ve flaş kombinasyonuna bakalım.... Üst başlık: "Bakan Çelik, üst düzey görevlere yandaşlaranı atayacağını söyleyerek 'İsteyen yasal yollara başvursun' dedi" Başlık: "Kadrolaşmak doğal hakkım" Spot: "Eğitim Bakanı Çelik, bakanlığındaki üst düzey görevlere yandaşlarını atamasının doğal hakkı olduğunu savundu. Çelik, 'Müsteşara ayrılmasını söyledim, bu da benim en tabii hakkımdır. Buraya uzaydan adam getirip atamıyoruz' diye konuştu." Flaş: "Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, her iktidarın bakanlıktaki üst düzey görevlere yandaşlarını getireceğini ileri sürerek 'Her iktidar kendi politikalarını ortaya koyar, üst düzey bürokratları kendi seçer. Bu eşyanın tabiatı gereğidir' dedi. Çelik, 'İsteyen yasal yollara başvurur' sözleriyle de meydan okudu." Cumhuriyet'in kelimeler ve fiillerle oynayarak nasıl "incelikli" bir manipülasyona başvurduğunu fark etmişsinizdir... Her şeyden önce şu "yandaş" kelimesi... Haberi "üstten" okuyan bir okur, kelimenin bakan tarafından bizzat ve gayet pervasız bir biçimde kullanıldığını düşünecek kuşkusuz... Kaba bir manipülasyon ama daha inceliklisi de var: Aslı "isteyen yasal yollara başvurur" olan sözlerin, "isteyen yasal yollara başvursun" biçiminde "düzeltilmesi"ndeki gibi... (Bir başlık mühendisi "isteyen başvursun"la "isteyen başvurur" arasındaki ton farkından yararlanmasını bilen kişidir!) Sonra şu, telaffuz edildiğinde tüyleri diken diken eden "kadrolaşmak" kelimesi... Bakan kesinlikle kullanmıyor bu kelimeyi ama Cumhuriyet, başlığı bu kelimenin üzerine inşa etmeyi uygun görmüş... Gazetelerimizin yazıişlerinin giderek daha fazla ustalaştığı başlık-haber mühendisliğini okur nasıl algılıyor acaba? İş bütün hızıyla sürdüğüne göre, okurlardan gazetelere belirgin bir tepki ulaşmıyor demektir. Bu durumda iki ihtimalden söz edebiliriz: Ya gazete okurları üst başlık, başlık ve spotları okuyup işini bitiriyor, ya da "yalan ama olsun" deyip gizli bir onay veriyor gazetesine... İkisi de kötü... Siz iki kötüden hangisinin gerçek olmasını isterdiniz? (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |