|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
El Cezire çıktı, tezgâh bozuldu!
ALİ MURAT GÜVEN / HABER MERKEZİ
Ardından da salı günü düşürülen "teknoloji harikası" Apache helikopterinin iki esir pilotunun Irak askerleri arasındaki tedirgin bekleyişini izledi dünya kamuoyu. Tüm bu sıradışı görüntüleri yeryüzünün dört bir köşesine ilk taşıyan kanal ise son dönemde adını sıkça duyduğumuz El Cezire'ydi. Amerikan yönetimi tarafından özellikle Afganistan Operasyonu sırasındaki "oyunbozan" tutumu nedeniyle aforoz edilen El Cezire, ilk olarak o savaşta El Kaide lideri Usame bin Ladin ile yapılan bir röportajı yayımlamasıyla tanındı. Başkan'ın siyahî ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice tarafından açıkça "şer kuruluş" olarak nitelenen Arap kanalının yıldızı, CNN ve bölgesel edisyonlarının geçtiğimiz hafta sonu Bağdat'tan kovulmasıyla birlikte iyice parladı. Daha önce de Katar hükümetinden El Cezire'nin yayınlarına müdahale etmesini isteyen ABD yönetimi, ulusal televizyonlarında yayımlanmasına izin vermediği görüntülerin bugünlerde El Cezire aracılığıyla kablolu kanallardan Amerikan ailelerinin evlerine ulaşmasını dehşet içinde izliyor. Körfez Savaşı'nda başta CNN olmak üzere bütün büyük televizyon kuruluşlarına en totaliter rejimlerde bile görülmemiş sertlikte bir sansür uygulayan Pentagon, bu sayede Kuveyt-Irak karayolundaki büyük sivil katliamını, sığınak yokeden bombaların yol açtığı unutulmaz vahşeti, ayrıca ABD ve İngiliz askerlerinin ölü ve yaralı sayıları da olmak üzere daha pek çok kritik bilgiyi ustaca hasıraltı etmişti. Önce Afganistan, ardından Çeçenistan, sonrasında Filistin ve şimdi de Irak'tan geçtiği "gerçek" görüntülerle dünyanın 1991'de olduğu gibi CNN tarafından yeniden aptal yerine konmasını engelleyen El Cezire ise modern zamanlarda yaşanan bir savaşı "medya cephesinde mazlumlardan yana dengeleyen ilk yayın kuruluşu" olarak tarihe geçeceğe benziyor.
Güdümlü kuruldu, ama... 1997 yılı Aralık yılında Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife'nin himayesinde Doha kentinde kurulan kanala, -Katar'ın coğrafî konumundan esinlenmeyle- Arapçada "yarımada" anlamına gelen "El Cezire" adı verildi. Kuruluşunda Amerikan ve İngiliz hükümetlerinin açık desteğini alan, kalifiye eleman açığını kapatabilmek için de batıdan ithal bir çok televizyoncuyu bünyesine katan El Cezire, özellikle 11 Eylül'ün ardından bu "evcil" tavrını ansızın değiştirdi. Hiç bir Arap ülkesinde rastlanmayacak ölçüde özgürlükçü bir yayın politikası yürüten kanal, gerektiğinde İsrailli yetkilileri konuk ettiği gibi gerektiğinde de İsrail'e yönelik en ağır eleştirilerin sözcülüğünü üstlenebiliyor. El Cezire'nin kurucu ekibinde yer alan gazetemiz yazarı ve ünlü Ortadoğu uzmanı Dr. Hüsnü Mahli, bu durumu "aslına rücû etmek" olarak açıklıyor. "ABD'nin bölgedeki bütün politikaları gibi akıllı uslu bir televizyon kanalı oluşturma yönündeki çabalarının da kanalda çalışan Müslüman televizyoncuların sağduyusu sayesinde altedildiğini belirten Dr. Mahli, "El Cezire, İslâm aleminde ve ardından da batıda öylesine büyük bir saygınlık kazandı ki bu saatten sonra kurucusu olan Katar Emiri bile bu özgürlükçü yayın politikasına müdahale edemez duruma geldi" diyor.
BBC ile işbirliği anlaşması yapmıştı Irak Savaşı'na kadarki süreçte ABD ile değilse bile nisbeten daha serinkanlı bir yayıncılık anlayışına sahip İngiliz medyasıyla iyi ilişkiler içinde olan El Cezire, bu yılın başlarında British Broadcasting Corporation (BBC) ile bir işbirliği protokolü imzalamıştı. Karşılıklı uydu linklerinin kullanımı ve geniş çaplı bir haber değiş tokuşunu içeren bu anlaşma da El Cezire'nin manevra alanını artıran diğer bütün imtiyazlar gibi ABD'yi rahatsız ediyordu. Washington'un homurdanmaları üzerine bir açıklama yapmak zorunda kalan BBC sözcüsü, "Ortadoğu'da El Cezire'den daha nitelikli bir ortak bulmamız mümkün değil. Bu kanalın tartışmalı olduğu yönündeki iddialar, bizim değil bu iddiayı ortaya atanların sorunudur" diyecekti. Gerek Washington'un gerekse kendi hükümetinin bu yöndeki baskılarına bir süredir inatla göğüs geren BBC, bugünlerde ise El Cezire'nin ortak haber havuzuna ilettiği "esir İngiliz ve Amerikan askerlerinin" görüntülerini şu ana dek hiç kullanmadı.
Türkiye'ye dostane yaklaşım Yakın bir gelecekte İngilizce yayın yapmaya da hazırlanan El Cezire, buna bir prova olabilmesi için batı ülkelerine yönelik İngilizce bir web sitesini hizmete sokmuş durumda. Türkiye'ye yönelik yayınlarında da -bir çok çığırtkan Arap kanalının aksine- dostça bir yaklaşım sergileyen El Cezire, haber kaynağı olarak özel önem verdiği başkent Ankara'da da en deneyimli muhabirlerinden biri olan Yusuf El Şerif'i istihdam ediyor. Yayın akışında Türkiye'den gündelik politik gelişmelerin yanısıra ülkemizde hazırlanmış kültür, sanat ve spor dünyasına ilişkin belgesellere de sık sık yer veren kanal, kimi haber programları ve yayın aralarında ünlü Türk melodilerini jenerik müziği olarak kullanıyor. El Cezire'de yönetim modeli olarak da "BBC modeli" esas alınmış durumda. Çeşitli alanlardan seçkin isimlerin yer aldığı özerk bir konsey tarafından yönetilen kanalın başında genel yayın yönetmeni olarak Muhammed Câsim El Ali bulunuyor. Önce Arap dünyasında, ardından da global ölçekte kelimenin tam anlamıyla "söke söke" elde ettiği olumlu imajını "ülkesindeki yöneticilere rağmen" korumak için var gücüyle mücadele eden El Cezire, son dönemde yabancı çalışan sayısını da bir hayli azaltmış durumda. Halen aralarında Hartum, Kahire, Washinton, New York, Londra, Paris, Brüksel, Moskova, İslamabad, Jakarta, Tahran ve Bağdat'ın da yer aldığı bir çok dünya başkentinde temsilcilikleri bulunan kanal, Ankara'da kuruluşundan bu yana temsil edilmesine karşın henüz yerleşik düzene geçebilmiş değil. Bu gecikmenin politik tercihlerden ziyade finans sorunlarından kaynaklandığını vurgulayan Ankara temsilcisi Yusuf El Şerif, başkentteki büronun kuruluşunun çok yakın bir zamanda gerçekleşeceğini belirtiyor.
Resul Tosun (AKP Tokat Milletvekili, gazeteci-yazar):
Gerek siyasetçi, gerekse gazeteci kimliğiyle son yıllarda El Cezire'de yayımlanan haber programlarına pek çok kez konuk olan AK Parti Tokat Milletvekili ve gazetemiz yazarı Resul Tosun, bu kanala ilişkin izlenimlerini şöyle aktardı: El Cezire, bundan bir kaç yıl önce BBC'nin Arapça bölümü kapanınca devreye girdi. O günlerde çalışanlarının büyük çoğunluğu BBC kökenliydi. Ancak zaman içinde personeli aşama aşama yerelleştirmeye başladılar. Haber bültenleri, özellikle tartışma programları çok seviyeli. Teknik altyapıları da çok güçlü. Bu kuruluş alternatif yayıncılığını dünyaya ilk olarak Afgan harekâtında gösterme fırsatı buldu. O tarihe kadar yalnızca Arapça konuşan ülkelerde takip ediliyordu, Afganistan operasyonuyla birlikte ise bütün dünya tarafından tanınır hale geldi. Arkasında, farklılıklara tahammülü babasını tahtından indirecek düzeyde bir devlet başkanı olmasına rağmen, yayınları açısından son derece demokrat bir çizgiye sahip. Biri Katar'daki merkezinde, diğeri de Londra'daki stüdyolarında olmak üzere iki programına aslî konuk olarak katıldım. Ayrıca, Ankara ve İstanbul'dan sayısız kereler müdahil konuk olarak yayınlarında yer aldım. Bu tecrübelerim sırasında bir Arap televizyonundan beklenmeyecek kadar müsamahalı ve tarafsız bir yayın politikası izlediklerini müşahede ettim. El Cezire'yi ayrıca Türk-Arap ilişkilerinde de bir çeşit barış elçisi olarak görüyorum. Son Irak krizinde Ortadoğu'da Türkiye aleyhine oluşan kamuoyunun giderek Türkiye lehine dönmesinde etkin olan yayın kuruluşlarının başında geliyor. Dışişleri eski bakanımız Sayın Yaşar Yakış, Büyükelçi Ahmet Davudoğlu ve benim katıldığım programlardan sonra Arap dünyasının Türkiye hakkında özellikle AK Parti iktidarı hakkında sahip olduğu önyargılardan büyük ölçüde kurtulduğunu biliyorum. Evet doğrudur, sermayesi, kuruluşundaki batı desteği ve yayın politikasına ilişkinbir hayli soru işareti var. Buna rağmen kanalın şimdiye dek bu soru işaretlerini haklı çıkaran hiç bir yanlışı olmadı. Ayrıca, şu anda dünyanın en özgürlükçü yayın kuruluşları arasında yer aldığı da su götürmez bir gerçek. Dolayısıyla, El Cezire hakkında dedikodulardan hareketle değil, yayınlarına bakarak görüş belirtmek gerekir.
Yusuf El Şerif (El Cezire Ankara Temsilcisi):
El Cezire Ankara temsilcisi Yusuf El Şerif, Katar'daki merkezine geçtiği haber ve yorumlarında, Türk-Arap ilişkilerinin emperyalist devletlerin istediği yönde değil, ortak bir tarihin ve kardeşlik bilincinin gerektirdiği şekilde gelişmesi için elinden geleni yapan bir muhabir. On yıldır Türkiye'de yaşayan ve iyi düzeyde Türkçe bilen Şerif sayesinde, Türkiye ve Türk kültürü, El Cezire yayınlarında en sık gündeme gelen konu başlıklarından birine dönüştü. Yusuf El Şerif, ABD yönetiminin çalıştığı kanala yaklaşımına ilişkin şu çarpıcı bilgileri aktardı: "Hatırlarsınız, Amerikalılar 2001 sohbaharındaki Afganistan Operasyonu sırasında bilinçli bir biçimde El Cezire'nin Kabil bürosunu bombalamışlardı. Oradaki muhabir arkadaşımız tesadüf eseri büroyu o gün bir saat erken terkettiği için kurtulmayı başardı. Merkezden aldığım duyumlara göre, Irak Savaşı'nın başlamasından bir kaç gün önce de kanalımızın merkezine bazı Amerikalı askeri yetkililer gelmiş ve oradaki üst düzey yöneticilere tatlı sert uyarılarda bulunmuşlar. Demişler ki "Kabil'i hatırlayın. Orada laf dinlemediniz, büronuz elden gitti. Şimdi hep birlikte Katar'dayız ve birbirimize daha da yakınız. Yaptığınız yayınlarda Amerikan birliklerini üzerseniz biz de sizi fena halde üzeriz." Amerikan yönetimi dünyanın her yerinde El Cezire temsilcilerine karşı açık bir baskı uyguluyor. Aynı şekilde bu baskı bize ilgi gösteren hükümetler üzerinde de var. Sözgelimi, AK Parti öncesi Ecevit koalisyonu sırasında eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem bir ABD gezisi yapmıştı. Orada kendisine "Hükümet olarak El Cezire'ye yüz vermeyin" denmiş. Cem de ABD dönüşü bizlere buz gibi davranmaya başladı, El Cezire'nin sakıncalı kanallardan biri olduğunu imâ eder nitelikte konuşmalar yaptı. Uzunca bir süre bu kanalın Ankara muhabiri olarak hiç bir devlet yetkilisinden görüş alamadım. Bu durum ancak AK Parti iktidarından sonra değişebildi. Bizim şu sıralarda yapmaya çalıştığımız şey tipik bir habercilik faaliyetinden çok ötededir. Bizler yok edilmeye çalışılan bir ulusun yardım çığlığını dünyaya duyurmaya çalışıyoruz. Böyle bir kanalda görev yaptığım için gurur duyuyorum.
|
|
|
|
|
|
|