AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Arabulucu' Demirel

Belleği insanı hayran bırakacak bir özellik... Dün, Türkiye'nin en çok satan gazetesinin yayın yönetmeninin yazısını okurken, belleğim, beni yakın tarihimizin lâbirentlerinde dolaştırdı...

Belleğime hücum eden ilk görüntüye, yazının girişindeki şu cümle sebep oldu: "ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, dün Wall Street Journal Gazetesi'nde yayınlanan yazısına Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in şu cümlesiyle başlıyor: / Dün dündür, bugün bugün."

Abromowitz ülkemizin en muhataralı dönemlerinden birinde Ankara'da büyükelçi olarak bulundu. Süleyman Demirel'in, tıpkı 'küllerinden yeniden doğan' bir Phoenix gibi siyasi arenada yükselişini izledi. Görevi gereği, DYP lideri ve sonra başbakan olan Demirel ile bir çok kez biraraya gelmiş olması doğaldır. Yazısına, Demirel'den "Dün dündür, bugün bugün" cümlesiyle başlaması gerçekten de ilginç...

İlginç; çünkü bu sözün ne anlama geldiğini bir keresinde bana da sormuştu Morton Abromowitz...

Büyükelçilik ikametgâhına öğle yemeği için çağrılıydım. ABD'nin Ankara büyükelçisi fazla girizgâh yapma ihtiyacı duymadan, bana, "Süleyman Demirel hakkında ne düşünüyorsun?" diye soruverdi. Herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bir yabancıya, ülkesinin bir politikacısıyla ilgili düşüncelerini aktarırken sözü nasıl eğip bükerse ben de öyle yapmış olmalıyım. O arada, "En önemli iki cümlesi, 'Yollar yürümekle aşınmaz' ve 'Dün dündür, bugün de bugün" dediğimi hatırlıyorum... Abromowitz, buraya nakledersem eski cumhurbaşkanını sevenlerinizin hayli üzüleceği, kendisine yakışsa bile olumlu sayılmayacak bir sıfat kullanmıştı...

Şu kadarını söyleyebilirim: Yazısına eski cumhurbaşkanından bir alıntıyla başlayan ABD'nin eski Ankara büyükelçisi, Demirel'i sevmez...

İkinci bellek zorlamasını ise, dünkü yazıdaki teklif ile yaşadım... Eski diplomat, MİT'in eski müsteşarı Sönmez Köksal aramış gazete yöneticisini ve ona bir projesinden söz etmiş. Okuyalım: "(Sönmez Köksal) 'Ülkeler arasındaki ilişkilerin bozulduğu böyle dönemlerde 'special envoy', yani özel temsilciler çok olumlu işler yapabilirler' diyor. / Onun kafasında 'özel temsilci' olarak görevlendirilebilecek en uygun kişi Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. / Zemini önceden hazırlamak şartıyla, hükümetin Demirel'den, Washington'a göndererek özel bir misyon yapmasını istemesi iyi sonuç verebilir."

Bunu, sizler, kendisini MİT'in başına getiren, sonra da Paris gibi önemli bir merkeze büyükelçi olarak gönderen eski bir diplomatın Süleyman Demirel'e jesti olarak da görebilirsiniz; olayı, Demirel-Köksal arasındaki sıhriyet bağını biliyorsanız akrabalığa da bağlayabilirsiniz... Beni ise, bu cümle, yine eskilere bir bellek yolculuğuna çıkardı...

Türkiye'de iç siyasetin her zamanki çatışma dönemlerinden biri... Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakan Süleyman Demirel arasında müthiş bir kavga var... Demirel, hızını alamayıp, "Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerini kısıtlayacağız" da diyor... Ortalık toz duman... Çankaya Köşkü'nden, "Cumhurbaşkanı Turgut Özal bu Cumartesi günü bir basın toplantısıyla yetkilerinin budanması konusundaki görüşlerini açıklayacak" duyurusu gazetelere ulaşıyor...

Vesile neydi bilmiyorum, ancak Çankaya Köşkü'ndeyim... Yanımda bir başka gazeteci daha var... Özal açmadan, ben, kendisiyle Süleyman Demirel arasındaki ihtilâfı gündeme getiriyorum... Görüşüm, kavga görüntüsünün her ikisine de, özellikle ülkeye hiç yaramadığı... "Bir yolunu bulup yakınlaşma fırsatı arasanız" diyorum... Orada da durmayıp aklıma gelen bir 'yakınlaşma yöntemi'ni kendisine aktarıyorum: "Başbakan, önümüzdeki hafta, 'Dünya Çevre Zirvesi'ne katılmak üzere Rio de Jenario'ya gidecek... Başbakanlık çevrelerinden sızan bilgiye göre, Demirel, giderken veya dönerken Washington'a da uğramak ve Beyaz Saray tarafından kabul edilmek arzusunda. Ancak, diplomatlar, bu isteğin gerçeğe dönüşmesini başaramamışlar... Siz araya girseniz; Beyaz Saray üzerindeki etkinizi başbakana randevu için kullansanız... Bunu yaptığınız için Demirel'in size karşı hisleri değişebilir..."

Bu sözlerim üzerine Turgut Bey'in yüzünün aldığı biçimi bir görmeliydiniz... Buraya aktarmayı uygun görmediğim bir Süleyman Demirel tahlili yaptıktan sonra, teklif ettiğim konuda kendisinin araya girmesinin benim beklediğimin tam tersi bir etkisi olacağını söyledi Turgut Özal... O görüşmemizin tek yararı, hafta sonu yaptığı basın toplantısında, Özal'ın, beklenen kavga yerine çok yumuşak bir söylemi benimsemesiydi...

Türkiye'nin en çok satan gazetesini yöneten kişinin Demirel'in akrabası bir diplomata ait olduğunu söyleyerek sütununa taşıdığı "ABD ile Türkiye'nin arasını düzeltmek için Demirel arabuluculuk yapsın" projesinin bir şansı bulunmuyor: Süleyman Demirel'in ABD ile ilişkileri hiçbir zaman iyi olmadı çünkü. Rio zirvesine giderken de dönerken de Washington'a uğrayamadı Süleyman Demirel, çünkü Beyaz Saray'dan randevu alınamadı. Morton Abromowitz, bana söylediklerini Washington'a da rapor etmiştir herhalde; adamlar "Arayı düzeltmeye gelen bu arabulucu kimdir?" diye eski dosyalara bakmayacaklar mı sanılıyor?

Bellek, gerçekten de, hayran bırakacak bir özelliği insanın...


27 Mart 2003
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED