AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
MGK toplantısı ve askerci çizgi

MGK toplandı ve toplantı 7.5 saat sürdü. Bu, toplantının öncesindeki gerilime denk düşen bir atmosfer içinde geçtiğinin göstergesi. Toplantı ile ilgili bildirinin ilk maddesinde laikliğe vurgu yapılması da asker hassasiyetinin bir ölçüde bildiriye yansıdığının ifadesi. Ancak, laiklik hassasiyeti konusunda AKP'nin de herhangi bir kompleksi bulunmadığı için, böyle bir maddenin bildiriye girmesinin AKP açısından herhangi bir komplekse yol açmayacağı da kesin.

Dünkü toplantıya ilişkin bu değerlendirmeden sonra, böyle bir gerilimin "askerci çizgi"nin son dönemdeki konumuna ilişkin bazı değerlendirmeler yapma gereği olduğunu da düşünüyorum. Bu konuda kanaatim şu ki, "MGK gerilimi" bu defa, Asker tarafından bile benimsenmediğini düşündüğüm "Askerci çizgi"nin yalnızlığına dönüşmüş bulunuyor.. Daha önceki askeri süreçlerin tabii müttefiki kabul edilen çevrelerde (medya, sivil toplum örgütleri ve iş alemi) bile tırnak kaşıyanlar azınlığın azınlığı halinde kaldı. Bu niteliğiyle de adeta beklenenin tam tersine "demokariktleşme süreci"nin merhalesi niteliğine büründü.

Bunun sebepleri üzerinde duralım:

-Birincisi 28 Şubat'ın her bakımdan kötü mirası. Türkiye artık bu tür açık ve örtülü müdahaleyi kaldırmıyor. İnsanlar özgürlük arıyor. 28 Şubat türü güdümlü süreçler ise, sistem içindeki tüm alanları bataklığa çeviriyor. Ekonomi., siyaset vs. 28 Şubat dönemini "hortumcular" dışında belki bir de "kıyımlar" hatıra getirecek.

-İkincisi, hükümet, beklenenin aksine psikolojik yılgınlık içine sürüklenmedi. Yeni bir hükümetti, parlamentoda çok güçlü bir çoğunluğu vardı, 28 Şubat deneyiminin içinden geldiği için, özel bir dikkat sarfetmiş ve kendisine "özel gündem" isnad edilecek girişimlerde bulunmamıştı, bu yüzden de bir kompleks içinde değildi. Üstelik, "özel gündem" suçlamalarını, her davranışa özel maksatlar yüklemeye yönelik "kasıtlı hesaplar"a dayandırıyor, bu da kendisine önemli bir "savunma gücü" veriyordu. Atamalar yeni bir iktidarın olmazsa olmazıydı, Milli Görüş ve Okullar genelgesi Türkiye'nin yurt dışındaki insanlarını ülke hizmetine daha aktif biçimde katma girişimiydi, kamuyu yeniden yapılandırma ve bu çerçevede yerel yönetimi güçlendirme projesi, daha önceki iktidarların da arayışı içinde yer alan hantal devlet yönetimine aktivite kazandırma çabasıydı vs... Başörtüsü alanındaki suçlamalar ise varıp, doğrudan başbakan'ın, Meclis başkanını'nın, bakanların, milletvekillerinin eşlerinin kıyafetlerini "tanzim"e yönelir hale gelmiş ve kamuoyunca "abes" bulunmuştu. Yani düne kadar "bir avuç kız öğrenci"yi yargılamak demek olan başörtüsü olayı, artık "millet iradesi"ni yargılamak anlamına gelmeye başlamıştı.. İktidarın bütün bu alanlarda samimi bir özgüveni vardı. Özgüven olunca savunması zor olmuyor, psikolojik savaş yöntemleri iradeleri çözemiyordu.

-30 Nisan MGK'sı, hükümetin ekonomide atılım ümidi verdiği bir zamana denk gelmişti. Vergi Barışı'ndan IMF'nin ufkunu çok çok aşan, hatta hükümetin bile öngörmediği 6.5 katrilyonluk bir gelir bekleniyor, faizler ve döviz düşüyor, borsa yükseliyordu. Hükümet hemen ardından yeni finans kaynakları üretme gayretine giriyor, bu, öncekilerdeki kuşkunun aksine ümitle karşılanıyordu. Bir "MGK gerilimi", "Anayasa fırlatma MGK'sı"nda olduğu gibi ekonomiyi yeniden tepe taklak etmeli miydi? Buna ya gerçcek sebepler değil de "rejim elden gidiyor, laiklik elden gidiyor paranoyası" yol açıyor idiyse... Kamuoyunun çok geniş kesimleri, gerilimi bu kuşku ile karşıladı ve soğuk baktı.

-Sonra, hükümet henüz altı aylık bir hükümetti ve böyle bir hükümeti MGK'da silkelemek, insanların vicdanını zorlamaktaydı.

-Sonra bu gerilime yol açan "asker duyarlılığı" Irak gerilimi içinden geçilirken sergilenmişti. Irak gerilimi içinde ise, bir başka MGK toplantısı yapılmış, "2. tezkere oylaması" gibi bir hadise yaşanmış ve Türkiye'nin güvenliğini birinci sıradan silglendiren bir olayda MGK'nın asker kesimi görüş açıklamaktan kaçınıp, "siyasi tercih"i hükümete bırakmıştı. Savaş ortamında görüş bildirmemek, ama hiç yoktan iç tehdit üretmek nasıl oluyordu? Bu konuda da kamuoyu, yükseltilen gerilime soğuk baktı.

-Sonra, MGK Genel Sekreteri Org. Kılınç'ın Belçika konuşması, askeri tavrın içinin nasıl doldurulduğu noktasında ciddi endişeler uyandırdı. AB ile ilişkiler, sivil oluşumlara bakış, insanların kılık kıyafetlerine ilişkin yargılamalar, yurt dışındaki işçilere yönelik sevimsiz yaklaşımlar... Ve para basarak ekonomiyi kurtarma projeleri... Kılınç'ın konuşmaları, her şeyi bilen ama ayağının yere basıp basmadığı noktasında kuşkular uyandıran bir askeri tavır olarak algılandı. Ya bu çizgi yeni bir iktidarın sitem formülasyonu olursa endişesi, 30 Nisan MGK'sından önce insanların gündemlerine düştü.

-Sonra dış destek sıkıntısı... 28 Şubat, NATO'da "yeni konsept" tayini günlerine denk gelmişti. Refahyol iktidarının şoku içinde 28 Şubat konsepti NATO konsepti ile buluşmuştu. Ak Parti'nin iktidar oluş sürecinde tüm bunlar göz önünde bulundurulmuş, Ak Parti ABD ve AB ile ilişkilerin altını çizmişti. AKP'nin bu vurgusu söz konusu dünya tarafından da fark edilmişti. Irak krizi isırasında ABD ile ilişkilerde bir sarsıntı oldu, bu, ABD'de Ak Parti'ye karşı bir rezerv geliştiği değerlendirmelerine yol açtı, ve bundan, Türkiye'deki AKP karşıtları bir çıkış yolu bulma ümidine kapıldılar. Ancak Ak Parti, yeniden ilişkileri dengeye oturtmaya yöneldi ve bu da, ABD'nin Türkiye'ye olan ihtiyacı ile buluştu. ABD gerçekçiydi ve gerçekçi bakıldığında Türkiye'de iktidar olarak Ak Parti vardı. AB ise, Türkiye'ye zaten "askeri yoğunluğun azaltılması" yönünde baskı yapmaktaydı. Bu uluslararası durum da, MGK toplantısı öncesinde bir "Askerci" sürecin yalnızlaşmasına yol açmaktaydı.

-Ve son olarak, Ak Parti iktidarına karşı alternatif üretme imkanının görülür mesafede bulunmaması... Zorlamaların, tehditlerin arkasından geride "elde var gerilim"den başka bir şey kalmayacaktı... Bundan Türkiye'ye sadece zarar gelecek, sonunda da kamuoyu bu gerilimin sorumlularını arayacaktı. Askeri kesim olarak sorumluluğa e azından ortak olunabilecek miydi?

Evet durum bu...

Bu gerilim belki siyasi iktidarı eylemlerinde daha titiz olmaya yöneltecek ama, "askerci çizgi"yi de geriletecek, bu kesin. Türkiye bu krizden demokrasiye daha yakın çıkacak.


1 Mayıs 2003
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED