AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Irak'taki ABD, İran ve Suriye kadar Türkiye için de tehdit

Amerika-İngiltere-İsrail cephesinin Irak merkezli olarak Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeye girişmeleri, bölgesel düzeyde savunma reflekslerinin uyanmasına neden oldu. Irak'ın işgali, Arap dünyasını ciddi ölçüde belirsizliğe iterken bölge ülkeleri, yeni durumu tanımlamaya ve buna bağlı tepki geliştirmeye çalışıyor.

Bölgesel istikrarsızlığın temelinin Irak'ta atılması ve etki alanının Suriye, İran, Lübnan ve Filistin'e genişleyeceğine dair işaretlerin ortaya çıkması, ABD'nin yeni Irak yönetiminin bölge ülkelerinin hassasiyetlerini yadsıyarak belirlemeye girişmesi, "Irak'ın toprak bütünlüğü"nün sağlanmasına yönelik adımların güven vermemesi, Bağdat'ta kurulacak Hamid Karzai tarzı yönetimin Güney'de Şii isyanına, Kuzey'de ise etnik çatışmalara zemin hazırlayacağından korkulması, Irak'ın komşularını kaygılandırıyor. Güvenlik politikalarını yeniden gözden geçiren bölge ülkeleri arasında ortak güvenlik kaygıları ortaya çıkıyor.

Bu çerçevede, Türkiye, İran ve Suriye arasında bölgesel güvenliğe ilişkin ortak kaygılardan hareketle geliştirilen istişare süreci, ABD ve İsrail tarafından kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın talebi ile ertelediği Şam ziyaretini gerçekleştirmesi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın Türkiye'yi ziyaretinin kararlaştırılması Ortadoğu'ya yönelik "Amerikan-İngiliz-İsrail yaklaşımı"nın Suriye ve İran kadar Türkiye'yi de tehdit ettiğine veya ileride edeceğine yönelik kaygıları doğruluyor.

Şurası bir gerçek: Artık bizzat Amerika'nın kendisi bölge ülkeleri için güvenlik tehditleri üretir hale geldi. Terörle mücadele gerekçesiyle dünyanın her tarafını cepheye dönüştüren Amerika'nın Irak'ta Halkın Mücahitleri Örgütü'yle masaya oturup resmen anlaşma yapması, sadece İran'ı endişelendirmiyor. ABD'nin bundan sonra bu tarz yaklaşımlarının devam edebileceğine, yarın Türkiye'ye karşı savaşan örgütlerle de işbirliği yapabileceğine dair karine teşkil ediyor. On üç yıldır bölge ile ilişkilerini ve güvenlik politikalarını ABD'nin güvenceleriyle şekillendiren Türkiye, bu güvencelerin içinin boş olduğunu gördü. Irak'ın işgalinde ve Kuzey Cephesi tartışmalarında ABD ve İngiltere'nin Türkiye'ye yönelik dışlayıcı tutumu, Amerikan varlığının sadece İran ve Suriye için değil Türkiye için de tehdit haline gelebileceğini ortaya koydu.

Felaket senaryoları pazarlıyorlar

Üç ülke arasındaki işbirliği neden Amerika ve İsrail'in bu kadar tepkisini çekiyor? Gül'ün Şam ziyaretini ertelediği günlerde Türkiye'ye Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'u gönderen ve Suriye'ye yönelik tehditlerini Ankara'dan da seslendiren İsrail, önceki günkü görüşmelerden sonra Türkiye'ye yeni heyet göndermeye hazırlanıyor. Neden bu süreci, "Türkiye'nin tarihi dönüşü", "Türkiye'nin Batı'dan yüz çevirmesi", "tarihi kırılma" olarak niteliyorlar?

Defence News dergisinin, Türkiye'nin, geleneksel batı politikasının zayıflamasından kaygı duyulduğu, Türkiye'nin yıllardır olmadığı şekilde batı dünyasından izole olmaya doğru ilerlediği yaygarasını koparıp, İslamcı-laik çatışması senaryoları üretmesi, ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden Morton Abramowitz'in, "Şu anda Türkiye'nin nereye doğru ilerlemek istediği açık değil. Türkiye, Suriye, İran gibi ülkelerin yanında mı olmak istiyor yoksa batı blokunda kalmayı sürdürecek mi? Buna karar vermeli" demesi, ve ABD Temsilciler Meclisi üyesi Robert Wexler'in, Washington'daki bazı çevrelerin ''Türkiye yön mü değiştiriyor'' sorusunu sorduğunu söylemesi, Türkiye üzerindeki ABD-İsrail denetiminin kırılmasından duyulan korkudan başka bir şey değil. Son on yılda bu denetiminin Türkiye'ye ekonomik, siyasi ve kültürel faturası çok ağır oldu. Şimdi aynı güçler, Türkiye için yine felaket senaryoları pazarlıyorlar. Çünkü, yıllarca Türkiye ile bölge arasına kalın duvarlar ören bu güçler, duvarın yıkılmasından ciddi şekilde endişe ediyorlar.

"Eksen", "Üçlü Yaklaşım", "Truva Atı"

Oysa Türkiye ile İran ve Suriye arasında ABD ve İsrail'le olduğu biçimde stratejik ölçekli bir ilişki veya bir eksen oluşturma amacı yok. En azından Türkiye, böyle bir ilişkiye karşı. Suriye ve İran "üçlü yaklaşım" derken Türkiye sürecin "ikili ilişkiler" şeklinde gelişmesinde ısrarcı. Türkiye üzerindeki ABD-İsrail baskısı o kadar yoğun ki, Türkiye, İstanbul ve Riyad toplantılarında olduğu gibi, ABD'nin sözcülüğünü mü yapacak yoksa bölgesel inisiyatif geliştirilmesine mi çalışacak? Zira Türkiye, Riyad toplantısında Powell'ın hemen bütün taleplerini yerine getirdi ve ABD'ye yönelik tepkiyi yumuşattı.

Dışişleri Bakanı Gül, Yunan Eleftherotypia gazetesinde çıkan röportajında, Türkiye'nin Körfez'de istikrar için Suriye ve İran'la işbirliği yapacağını söyledi. Ancak Türkiye'nin iki ülkeyle ilişkileri aslında pek de net değil. Ankara'nın bu ülkelerle ilişkisi ABD'nin beklentilerine göre mi şekillenecek yoksa üç ülke için ortak güvenlik gerekçelerinden hareketle bölgesel bir inisiyatif için mi çalışacak? Daha doğrusu Türkiye son on yıldır her platformda üslendiği "ABD-İsrail sözcülüğü"ne devam mı edecek, kendi geleceğine mi bakacak?

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği bile ABD'nin çıkarlarına ayarlı seyir izliyor. İstanbul ve Riyad toplantılarında ABD'nin sözcülüğünü yaptı. Türkiye'ye gelmesi beklenen İsrail heyeti, Türkiye'den İran ve Suriye'ye baskı yapmasını isteyecek. AB'ye üyelik sürecinde ABD'nin "truva atı" rolünü üstlenen Türkiye, 1996'dan bu yana Ortadoğu'da da ABD-İsrail'in truva atı rolünü üslendi. Ama artık küresel denklem de bölgesel denklem de değişti. Türkiye bugüne kadar Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu'da üslendiği rolü gözden geçirmek zorunda. Bu misyon Türkiye için tehdidin kaynağı haline geldi.


1 Mayıs 2003
Perşembe
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED