|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
MGK toplantısında nelerin konuşulduğunu genel olarak çok fazla merak etmem. Medyanın her zaman yaptığı gibi, yine heyecanlı bir maç gibi propagandasını yaptığı ve tarafları kışkırttığı bu son MGK toplantısı da bende büyük bir heyecan yaratmadı. Çünkü ben şahsen, artık bu rutin toplantıların, her ay Türkiye'nin en önemli meselesi imiş gibi sunulmasından artık bıktım usandım. Hele hele, "MGK irtica raporlarını tartışacak" dedikleri zaman ilgim tamamen azalıyor. Bu raporların hepsi birbirine benziyor. Yoksa aynı raporu bıkmadan usanmadan tekrar tekrar mı yazıyorlar? MGK toplantısında neler olduğunu nasılsa öğreniriz. Benim asıl merak ettiğim şu: MGK neden yurt dışındaki örgütlerle uğraşır, onları da kontrolü altına almak ister? Amaç Avrupa'da faaliyet gösteren Milli Görüş Teşkilatı ve Fetullahçı örgütlerin şeriatcı faaliyetlerinin ortaya çıkarılması ve bu yolla hükümetin zor duruma düşürülmesi midir? Yoksa Türkiye lehine lobicilik faaliyetini organize etmek midir? Varsayalım ki MGK lobiciliği düzenlemek istiyor. İyi de, en baştan söylersek, lobicilik gibi bir faaliyetin devlet eliyle yapılmasını düşünmek yanlıştır. Çünkü değişik görüşlerdeki, dini inançlardaki toplulukları ya da menfaat gruplarını biraraya getirmek için devletin kucaklayıcı olması gerekir. Üstelik de bu ancak sivil örgütler teşvik edilerek yapılabilir. Günümüzde devletlerle en ufak irtibatı olan örgütlerin, faaliyetlerin hiçbir saygınlığının ve güvenilirliğinin olmadığını herkes çok iyi biliyor. Bu, Türkiye'deki rejimin fütursuz yasakçılık anlayışıdır. Yurt dışındaki örgütlerin güçlenerek Türkiye'deki uzantılarına destek çıkmasından duyulan endişelerdir. Türkiye'de örgütlenme ve ifade özgürlüklerinin önündeki engellerden, insan hakları ihlallerinden ya da ekonomik sıkıntılardan bunalmış TC vatandaşlarının, Avrupa'daki özgürlük ortamında, diledikleri gibi örgütlenmelerine, yakınlık duydukları dini, etnik, kültürel ya da sosyal faaliyetlere katılmalarına duyulan kuşkudur.. Şimdi bu insanlara MGK'nin öngördüğü faaliyetlere katılmalarını söyleseniz, bu lafları kimse dinlemez. Böyle bir yasakçı devlet söylediği için kimse dinlemez... Nasıl dinlesinler.? Devlet, ayrımcılığa yurtdışında da devam ediyor. İngiltere'den örnek verirsem daha iyi anlayacaksınız. Londra'da T.C Büyükelçiliği, çok sayıda Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli örgütlerden sadece devletin uygun gördükleriyle ilgilenir. Bir tarafta, Denktaş rejiminden destek alan Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi vardır. Konsey'e sadece, Denktaş'ın ve Türkiye'nin resmi tezlerini, politikalarını destekleyen örgütler üye olarak alınırlar... Bunun dışındaki solcu, Kürt kökenli, bağımsız ya da muhalif örgütlerin dışlandıklarını söylemeye gerek bile yoktur. Sadece örgütler değil, bulundukları kurumlarda ve çevrelerde saygın isimleri olan bilim insanları, sanatçılar ve muhalif ama bağımsız kimlikleri olan aydınlar da dışlanmaktadır. Devlet, politikasını gözü kapalı, tartışmasız kabul eden Türkiye vatandaşlarıyla işbirliğini tercih eder. Bu kimselerin, yaşadıkları ülkede, bürokratik, politik, kültür sanat çevreleriyle etkili bir ilişkileri ve o çevrelerde faaliyetleri bulunmadığı halde... Buna rağmen, onların uyduruk gazetelerine, güdümlü radyolarına ve uzaktan kumandalı örgütlerine örtülü-örtüsüz ödeneklerden, fonlardan yardımlar yapılır. Bu örgütler sık sık KKTC ve Türkiye Büyükelçiliğine gidip Kıbrıs konusunda brifing alır ve aldıkları brifingler doğrultusunda çalışırlar... Geçtiğimiz yıllarda TC Büyükeliliği, Kıbrıslı ve Türkiyeli dernekleri bir çatı örgütünde toplamak amacıyla 'Türk Dernekleri Federasyonu' isimli bir örgütlenmeye önayak oldu. Elçiliğin Birinci Müsteşarlığı bizzat işin yönlendirmesini ve organizasyonunu üslendi. Bu arada, bu amaçla Londra'ya bazı generallerin gelip gittiği de biliniyor. Yoksa bunlar da mı MGK'dan geliyordu? Devletin temsilcileri, İngiltere'deki Kıbrıslıları ve Türkiyelileri kendi güdümlerindeki örgütlerden ibaret sayıyorlar. Oysa Londra'ya hayatiyet kazandıran birçok ekonomik ve sosyal faaliyetin içinde onların dışladığı örgütler ve insanlar bulunuyor. Kürtler, solcu örgütler, bağımsızlar aydınlar, sanatçılar, Aleviler vesaire. Elçiliklerin Kürtlerle ilişkileri Türkiye'dekinden daha vahim. Kürt vatandaşların hepsi yasa dışı ve yok sayılıyor. Devlet Kürtleri buralarda iyice gözden çıkartmış durumda. İslami örgütlere, tarikatlara üye olanları, Alevileri de gözden çıkarttığına göre, geriye bazı milliyetçi 'Çatı Örgütleri' ile Atatürkçü Düşünce Dernekleri ve yine elçiliklerin kurdurduğu Diyanet Örgütleri kalıyor. Bunlarla yapabiliyorsanız lobicilik yapabilirsiniz. Almanya'da da durum aynı. Orada yaşayan milyonlarca Türkiyeliyi MGK kriterlerine göre ayırdığınız zaman geriye bir şey kalmıyor. Sonra da, "Türkiye yurt dışındaki onca insanına rağmen niçin lobicilik yapamıyor?" diye merak ediyoruz. İnsanların ülkeleri yararına bir faaliyete katılabilmeleri için önce buna inanmaları gerekir. Ve bu işlerde gönüllülük esastır. Bu unsurların birleşmesinin önündeki en büyük engel, MGK Genel Sekreteri'nin Brüksel'deki Türkiye vatandaşlarına yönelttiği tavrıdır. Bu tavır değişmeden o insanlardan bir şey bekleyemezsiniz. Türkiye'de belki ama, Avrupa'da insanları emir komuta düzeni içinde güdemezsiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |