AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Şimdi reklamlar

Başarı, malını pahalıya satabilme, en azından insanları sözkonusu ürün üstüne konuşturabilme katsayısı ile hesaplanabilen bir 'uyanıklık' olarak tanımlanmaya başladığından bu yana, sonuç ibreleri hep aynı yerde. Reklamcılık piyasasında yani.

Reklam konuşulsun, mümkünse müstehcen ve biraz da havalı dursun, ama hiç zeka gerektirmeyecek miymiş, olsun, alınan sığ yol toplum hassasiyetlerini baltalayacakmış, ne gam. Amaç tek, neye mal olursa olsun sat!

Bir de şu var: Markalar sadece marka olduğu için satın alınmaz. En çok o markanın eksikliğini hissettiği, bir türlü ulaşamadığı, gerçekleştirmeyi istediği şeyleri, gümüş tepsi içinde önüne sürüverecekmiş sanısı veren illüstrasyonudur, hevesle cüzdanı açtıran müşteriye.

Misal, Adidas marka spor ayakkabı aldın mı, öğrencilerle bir olup eski moda öğretmene ders veren 'modern' müdirenin haleti ruhiyesini almış olursun aslında. 'Modern ve kuralsız ol' der sana ve 'kurtul canını sıkan ne varsa ondan...'

Reklamlarla yapılan budur. Televizyonda en çok reklamı çıkan malın, aynı zamanda en çok satılan mal olması durumunu açıklayan da.

Ekstrem mevzular

Başarılı hayal yönetimi yapılmış reklam, müşteriye ekstra para kaybettirecek olsa dahi, vurması gereken yeri vurduğu için ve 'klas' havası sayesinde satar. Daha şaşırtıcı, daha extrem, daha havalı. Bu ne üzerinden sağlanırsa sağlansın, mübahtır ve de iyidir.

Gelgelelim bu 'şaşırtıcılık' ve 'extrem' olma durumları, iyice dibe vurmak suretiyle kabak tadı kıvamına gelmeye başladı mı orada durmalı.

Ve işte toplumun öteden beri bilinen yumuşak karnına teğet geçen bir uyanıklıkla, ucuz cinsellik göndermeleriyle gemi azıya almış parfüm reklamları da bu durulması gerekliler listesinde ne zamandır.

Olay şu; mahrem bir konuyu döke saça sergilerken, muhtemelen çoluğuyla çocuğuyla 'ailecek takip ediyoruz' türüne girebilecek bir program yakalayabilmiş de reklam arasının bitmesini bekleyen bir babanın, odasına bu pervasız dalış karşısında yüzünün kızarması, başını hafif çevirerek 'değiştir şu kanalı hatun'larına mahal verecek kadar ucuzladı reklamcılık.

"Türk aile, ahlak, örf-adet, zihinsel gelişim" türünden RTÜK'sü perspektif değil bu. Herkes çok iyi bilir ki, gerçek, TV gerçekliğinden farklıdır. Ve işler hiçbir zaman orada olduğu gibi yürümez.

Başka türlü olmaz mı?

O da değil, bütün bunları gördükçe, yıllardır ucuz bir dile yamanan reklamcılar, bir parfümü üstü çizile çizile artık tanınmaz hale gelmiş bildik 'et pazarı cinselliği' imgeleminden sıyırıp, "başka türlü nasıl anlatabilirim"in derdine düşer mi merakı hasıl oluyor insanda.

Yani çocuğuyla birlikte oturup yemek sonrası orta kahvesini yudumlayan babanın keyfini bozmadan nasıl yapılır bu iş?

Kurtulunabilir mi yani bu düzayaklıktan?

Hayal alanı 'görüp dokunabildikleri'ni biraz olsun aşması gereken reklamcılık mesleği, zihni parlak, kafası çalışan adamlarca ne zaman alınır ele? Farklı ve doğru bir şeyler söylemiş olmanın getirdiği o muhteşem 'dünyayı altettim' hissini duyabileceklerce yani...


1 Mayıs 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED