|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
6. Uyum Paketi'nin hızla yol almaya başlamasıyla birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği perspektifindeki son engellerle yüzleşmesi de yakınlaşıyor. Tabiî, Avrupa'nın da Türkiye gerçeğiyle yüzleşmesi... Öyle bir noktaya doğru gidiliyor ki, 2004'ten sonra ne Avrupa'nın Türkiye'ye "biraz daha bekle" demeye cesareti, ne de Türkiye'nin Brüksel'in oyalama taktiklerine tebessüm edebilecek kadar toleransı bulunuyor. İki taraf için de okun yaydan çıktığı geri dönüşsüz bir sürece girilmiş bulunuyor. Bu geri dönüşsüzlük aynı şiddette içerisi için de geçerlidir. Türkiye, değil üye olmak Avrupa Birliği üyelik görüşmeleri için bir tarih aldığında bile artık "eski Türkiye" olmaktan çıkacak ve bambaşka bir ülke olacaktır. Sadece, yerel standartlar evrensel bir düzeye yükselmiş olmayacak; bundan daha önemlisi bütün geleneksel iktidar dengeleri, siyaset yapma biçimleri radikal bir şekilde değişime uğrayacak ve bugünkü güç paylaşımı tepeden tırnağa yenilenecek. Zaten, içeride AB ekseninde yıllardır süregelen ve bugünlerde yatışmış gibi görünse de küllenmediği besbelli olan kavganın temel nedeni de bu paylaşım kavgasından ibarettir. Dolayısıyla, AB karşıtlığı üzerine kurulan bütün politika ve retoriklerin bundan bağımsız olması düşünülemez. Her dönemde, bazen kişisel, bazen de kurumsal olarak özellikle cihet-i askeriyyeden AB'ye karşı çıkışları da bu bağlama oturtmak gerekmektedir. Son dönemde, Org. Tuncer Kılınç marifetiyle gerçekleşen itirazları da... Kılınç, MGK gibi, tam da Türkiye-AB ilişkilerinde en kritik ihtilaf noktalarından olan bir kurumun en önemli pozisyonu olan Genel Sekreterlik görevinde bulunuyor. Yani Kılınç, askerin siyaset üzerindeki gölgesi nedeniyle konumu sürekli olarak sorgulanan ve bundan dolayı da geçtiğimiz dönemde sivil üyelerin sayılarının artırılmasıyla yapısında şeklen değişikliğe gidilen bir kurumun sekreteri olarak AB konusunda her söylediği önemsenmesi gereken bir kurumun yöneticisidir. MGK'nın bütün aylık toplantılarında da AB hedefinin altı çiziliyor. Ancak, demeçlerine ve Avrupa'da yaptığı konuşmalara bakıldığında Org. Kılınç'ın AB konusunda pozitif bir tutum içinde bulunduğunu söyleyebilmek mümkün görülmüyor. Bu da, MGK'nın hatta "asker"in AB konusunda resmi görüşlerinin tam karşısında gizli bir gündemi bulunduğu izlenimi veriyor. Ancak hükümet, Kılınç'a ilişkin değerlendirmeler yaparken, bütün bu yaklaşımların tam tersine Genel Sekreter'in "genel" yani asker adına değil fazlasıyla "kişisel" nedenlerle konuştuğunu kanaatini taşıyor. Çarpıcı sözler ve birçoğu "alırım boyayı, basarım parayı" türünden sempatik görüşler, Kılınç'ın entelektüel birikiminin tezahürü olarak değerlendiriliyor. Bu tür çıkışların Ak Parti iktidarının halkla ilişkilerini düzenlediğine dair değerlendirmeler bile yapılıyor. Konunun tolore edilmesinin bir nedeni de Genel Sekreter'in Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şûrâ'da emekliye ayrılacak olmasıdır. Aslına bakılırsa, emir-komuta zinciri esas alındığında askerin siyasal konularda görüşünün ne olduğu merak edilecek olursa, adresin Genelkurmay Başkanı olduğu da ortadadır. Zaten Türkiye'nin AB yönelimi, askerin siyaset üzerinde gölge yapması şöyle dursun, siyasi irade ile belirli bir ortaklığın bile artık geride bırakılması zorunluluğunu göstermektedir. AB Uyum Paketleri, belirli bir doz ve tempoda ülkenin demokratikleşmesi ve siyasetin normalleşmesini sağlayacaktır. Yüzleşmenin kritik eşiği de burada gizlidir. Yedincisi olmazsa en geç bir sonrakinde, MGK'nın bir demokraside olması gereken seviyeye çekilmesi kaçınılmazdır. Türkiye, gelecek projeksiyonlarına ilişkin bir karar vermiştir ve artık ne askerin ne de sivilin bu sürece direnç göstermesinin anlamı yoktur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |