|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'deki krizler, çoğu kez ülkenin korkuları, tabuları üzerinden çıkarılır, üretilir. Siyasetteki güç dengeleri arasındaki çekişmelerin ideolojik görüntülü olması bir yana başka türden bilek güreşleri de benzer söylemlerle yapılır. Aynı korku sembollerine başvurulur, adeta gölgelerin gücü adına bir kıyım süreci devreye girer. Bir ülke düşünün ki rejiminin bir yüzyıllık tarihi ilk günkü gibi aynı dozajda bir korku üretiyor. Bu korku ile siyaset yapıyor, dahası varlığın bu korku üzerine temellendiriyor, anlamlandırıyor. Tabularla beslenip, oksijen çadırına dönüştürdüğü korkularına sığınmakla hayat bulan bir siyasi kültür ortamında her türden güç mücadelesinin bunlar üzerinden yürütülmesine şaşmamak gerekir. Ekonomik çıkar yarışından, sınıfsal konumlarını yitirmek istemeyen ayrıcalıklılara, siyasal seçkinlere kadar sistemin tepesindeki her türden mücadele, didişme bu korkular üzerinden yürütülmekte, bu korkulara sığınarak meşruiyet kazanmakta. Bu durum sadece sistem içi güç dengeleriylee, çıkar savaşlarıyla sınırlı değil kuşkusuz. Hatta büyük oranda bu çıkar çatışmalarını şekillendiren; dış müdahalelerin, nüfuz odaklarının başvurduğu, biçim verdiği bir yöntemdir de. Memleketin korkularından arındırılmamasından küçük çıkarlarını sürdürmek adına memnun olan küçük aktörler hep olmuştur. Ama esas sorun sürekli korku üreten, kendisiyle barışık olmayan bir ülke olmamızı stratejik çıkarlarına uygun düştüğü için bunu besleyen, üreten, seçkinlerin bilinçaltına yerleştiren bir kuşatılmışlık ortamının varlığı da aşikar. Hatta kimilerine bu korkuları beklemek, kollamak üzere görev çıkarttığı bile düşünülebilir. En azından bu kadar kesintisiz ve otomatik olarak devreye giren korkunun nasıl olup hiçbir zaman gerçek olmamasına bakarak böylesi komplo senaryosunun varlığını ciddiye almamak mümkün değil. Zaten komplosuzluk komplonun bir parçasıdır çoğu kez. Korkuların gücü adına yapılan mücadelenin Türkiye'yi ilgilendiren kısmına dönecek olursak, irtica sistemin en temel korkularından biridir. Bilhassa son dönemlerde sistem adına düşünme, fikir beyan etme ayrıcalığını kendinde gören her kesimin tek ve yegane korkusu haline gelmiştir. Bunun böyle olması için uluslar arası konjönktür de son derece müsaittir. Zaten bu kadar uzun süre bir korkuyla birlikte yaşayabilmenin uluslar arası şartların elverişliliği olmadan izahı mümkün olamazdı. Uluslararası şartlar bize özgü özel korkular empoze /ihraç ederken, şimdilerde küresel boyut kazandığı için Türkiye bağlamında daha da meşruiyeti olan bir korku haline geldi. Bürokrasinin hemen her kademesinden sermaye içi çekişmelere kadar pek çok alanda kullanıma çok elverişli bir korku tedavüldedir artık. Hakkında yolsuzluk soruşturması başlatılan valinin aynı anda imam-hatip okuluna karşı kampanyaya başlaması, suçlamaları bir irtica karşıtı kampanyaya dönüştürmesi türünden şark kurnazlıkları her halükarda iş görmüştür. Büyük oyunlar da böyle değil mi? Medeniyetin karşısında barbarların korkusu, aydınlanma karşısında orta çağ karanlığı, demokrasi karşısında tiranlık korkusu… Barış ve huzurun karşısında terör korkusu… Uygarlık ve evrensel değerler karşısında İslami terör korkusuyla baş etmek için Hindukuş dağlarından Necef çöllerine boşuna sefer etmedi Amerikan askerleri… Hep bir korkuyu bastırmak adına. Amerikanın Irak saldırısından sonra gerginleşen Türk-ABD ilişkilerinin merkezinde TSK var. Amerikalıların orduya müthiş biçimde kızgın olduğu sızan haberler arasında. Diplomatik kanallardan da ortaya konan bu kızgınlık artık küreselleşmiş bulunan iç siyaset dilinin argümanlarıyla gündeme taşınmakta gecikmedi. Bazı köşe yazarlarının genel kurmay başkanın 'irtica karşısında yeterli duyarlılıkta olmadığı, irtica ile mücadele konusunda güven vermediği' anlamına gelecek ifadeleri kaleme almasının bu tarihlere denk gelmesi bu bağlamda düşündürücüdür. Arkasından gelen 'genç subaylar' polemiği ile sürdürülen gerilim başlatılan kampanyanın boyutlarını gösteriyor. Genel kurmay başkanın bunu yalanlarken bile kullandığı akredite yöntemi bile üretilen korku psikolojisinin ne kadar kökleşmiş olduğuna işaret ediyor. Aynı türden korkuyu küresel boyutlara taşıyan ABD'nin bunu ülkenin yumuşak karnı haline getirmek istemesinin ilk işaretleri olarak okuyorum. İç çekişmeler için kullanılan irtica korkusu artık küresel bir zaafımız haline gelmiş, ülkenin kendi kendini yiyip bitirmesi için kullanılacak bir argümana dönüşmüştür. Türkiye'nin ABD ile yol ayrımına gelmesi sadece bölgesel ve küresel stratejilerini değil, iç yapısını da etkileyecek boyutlara gelmiştir. Bu durumdan ders alması gereken siyasiler olduğu kadar asker ve iş çevreleri olsa gerek.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |