|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ne halde kalkacak?
Herkes gibi gazetelerin de "bilerek" konuşması tabii ki özlenen bir durum. Ama şurası da bir gerçek ki, gazetelerimiz genelde "kolay" yolu seçiyor. "Kolay" yol, yani ele aldığı konu her ne ise (siyasal, toplumsal, ekonomik vs), önce "fikrini" söylemek, sonra fikrini pekiştirecek malzemeyi tedarik etmek... Medya dünyamızın hemen her konuda olduğu gibi "türban" konusunda da "a priori"leri var. Hatta bu "deney öncesi" bilgileri bazen işi o kadar azıtıyor ki, daha çok yakında bir büyük gazetenin birinci sayfasında karşımıza çıktığı gibi işi "hafiyelik"e kadar vardırabiliyor! Bir öğretim kurumunda hoca kadar öğrencilerin yüzlerinde de büyük bir memnuniyetin okunduğu bir fotoğraf mı elinize geçti; aman ha boş durmayın ve fotoğrafta izlerini bulduğunuz "türbanlı" birkaç öğrenciyi birinci sayfanızdan hemen ifşa edin! Sanırsınız ki bu büyük gazetenin başka işi gücü yok; bu dünyaya sadece, ama sadece birilerine "kötülük" yapmak için gelmiş.... İnanılır gibi değil ama maaselef böyle.... Şimdilik görülen o ki, Milliyet gazetesi "zor" yolu seçmiş. Gazetede iki gündür yer alan bir araştırmadan öğreniyoruz ki, "türban" sorununun önce "anlaşılması" gerektiğine karar verilip önemli bir Araştırma Şirketi bu işle görevlendirilmiş. Tarhan Erdem'in başında bulunduğu A & G Araştırma Şirketi'nin Milliyet için hazırladığı "Türban dosyası"nın yayını bu hafta salı günü başladı. İlk gün yayımlanan "takdim" yazısına ilginç bir başlık bulunmuş: "Saç saça değil baş başa". Yani gazete, meseleyi önce anlayalım, sonra karar verelim demek istiyor. "Takdim" yazısında şöyle dilekler de var: "Türkiye'yi, 'yurtta sulh...' içinde 'otoriter ve geçici olmayan' bir çözüm aramaya.... Ülkeyi türban sorunu için 'kürkçü dükkanı' olmaktan çıkarmaya... Kendi sorununu 'kardeş kardeş' tartışmaya çağırıyoruz." Hiç şüphe yok ki, iyi niyetli dilekler bunlar.... Tabii ki, neredeyse "genç subayları" bile harekete geçirecek olan bu kadim sorunumuzu da "kardeş kardeş", "baş başa", "sulh" içinde ve "otoriter ve geçici olmayan" bir çözüme kavuşturalım. Yine bu "takdim" yazısından öğrendiğimize göre, araştırma sonuçlarına "akademisyenler" ve meselede "taraf" olanların görüşleri de eşlik edecekmiş. İyi, güzel, hayırlı bir girişim.... Ancak, hatırlatmak için belki erken ama, bir hususu unutmamak gerekiyor: "Türban" sorunu tek başına "alan araştırması" ile altından kalkılabilecek bir sorun değildir. Bu sorun çok önemli bir yönüyle "insan hakları"na bağlı olduğundan, sadece "sosyolojik" sonuçlarla karar veremeyiz. Bu araştırma sonuçlarından sorunun toplumda ne boyutta ve ne nitelikte varolduğuna dair tabii ki değerli bilgiler edineceğiz. Ama, tekrar ediyoruz, bu sonuçlardan kalkarak "türban yasağı" hakkında fetva çıkarmaya çalışmak (eğer olursa) çok yanlış olacaktır.
DEHAP'ın bu tabloyu göz önüne alması gerekmez mi? İsterseniz şimdi de, iki günlük yayını önümüze koyarak araştırmanın şimdilik nelere işaret ettiğini gözden geçirelim: Milliyet'te salı günü yer alan bilgilere göre, "Türkiye'deki hanelerin %77,2'sinde başını kapatan kadın var"dır. Örtüsünü "türban" diye tanımlayanların oranı %5'dir. Başını örten kadınların yüzde 58,6'sı devamlı, %29,3'ü "fırsat buldukça" namaz kılmaktadır. "Sosyal statü" yükseldikçe "kapanmayanların" oranı hızla yükselmektedir (A-B grubunda oran %90,5'dir). Ve tabii, "eğitim düzeyi" düştükçe "kapananlar"ın oranı yükselmektedir. Salı günü yayımlanan sonuçlarda "türban"ın partilere göre dağılımına dair bilgilerde yer alıyordu. 3 Kasım 2002 milletvekili seçimlerinde Saadet Partisi'ne oy veren kadınların %100'ü "başörtülü"dür. Bu oran AKP'de %94,6, DEHAP'ta %84,8, ANAP'ta %58,8, CHP'de %33,7'dir. (Yeni gelmişken hatırlatalım: DEHAP'ın bu tabloyu da göz önüne alması gerekmez mi!) Milliyet'te ikinci gün yer alan araştırma sonuçları daha önemli görünüyor. Önemli ilk sonuç Tarhan Erdem'in sözleriyle şöyledir: "Halkımızın önemli bir çoğunluğu (cevap vermeyenler dikkate alınmazsa yüzde 78'i) türbanı 'laiklik karşıtlığının simgesi' olarak görmemektedir. (...) halkımızın çoğunluğunun, türbanı siyasal simge olarak görmediği, bayrak saymadığı açıktır." Diğer taraftan deneklerin %22'si "Türban laiklik karşıtlığının simgesidir" demektedir. Burada mutlaka hatırlanması gereken bir husus, deneklerin eğitim düzeyleri yükseldikçe türbanı bir "simge" olarak görme oranının artmasıdır. Nitekim bu oran yüksekokul mezunlarında %38'dir. (Yani özetle, memleketimizdeki insanlar "okudukça" türban konusunda "yasakçı" olmaktadırlar! Aslında, şaka bir yana, bu önemli bir tespittir. Bu sonuç ülkedeki eğitim/öğretimin "ruhu" hakkında da epeyce bilgi vermiyor mu?) Şimdi de sıra geldi, araştırma sonuçlarından hareketle yapılan ve Milliyet'te yer alan bazı yorumlara: Tarhan Erdem, ikinci günün bilgilerini şöyle yorumlamış: "Eğitim ve gelir düzeyi arttıkça, türbanı 'sorun' yapanların sayısı ve etkileri artacak, ancak çekişmenin sıcaklığı da düşecek. Bu araştırmanın en önemli sonuçlarından birisi de budur: Türban, bağımsız bir sorun, ya da konu değildir; türban toplumun niteliklerine bağımlı, onlardan beslenip yaşayan bir sorundur. Etkileri azalarak sürecek türban sorunuyla daha 10-15 yıl birlikte yaşayacağız." Ekonomik çıta yükseldikçe türban sorun olmayacak Erdem'in bu yorumunu herşeyden önce çok "kötümser" bulduk; bu sorunla birlikte 10-15 yıl daha mı yaşayacağız, bu millete de yazık değil mi?! Ayrıca, Erdem'in bu yorumundan, "sorunun" hangi yönde çözüleceği de açıkça anlaşılmıyor. Eğer her ülke gibi Türkiye'de de her geçen yıl "eğitim ve gelir düzeyi" artacaksa, bu aynı zamanda (araştırma sonuçlarına göre) türbanı "laiklik karşıtı bir simge" olarak değerlendirenlerin oranının artması anlamına da geleceğinden, acaba ortaya çıkan "çözüm" nasıl bir şey olacaktır? Bu sonuç, hemen herkesin türbanı "laiklik karşıtı bir simge" olarak değerlendirmesi gibi bir sonuç olmasın?! Araştırma sonuçlarına ilişkin Milliyet'te yer alan en ilginç yorum Güneri Cıvaoğlu'na ait. Cıvaoğlu, araştırma sonuçları içinde özellikle "ekonomik çıta" meselesiyle ilgilenmiş. Yorumunun esası da aşağı yukarı şöyle: "Ekonomik çıta" yükseldikçe "türban" da sorun olmaktan çıkacak... Tabii bir de "eğitim düzeyi" var; "türban", o yükseldikçe de sorun olmaktan çıkacak! Şöyle diyor tecrübeli (ne demekse!) yazar: "Kadının kendi ayakları üzerinde duracağı eğitim düzeyi ve ekonomik bağımsızlık da başı örtme oranını aşağılara çekecektir. Evli kadınların yüzde 73'ünün başı kapalı, bekarların yüzde 34'ünün... O halde, evlilik, erkek baskısı ve kadının eğitim yetersizliği nedeniyle ekonomik bağımsızlıktan yoksunluğa, başı örtmek zorunluluğunu getiriyor."(!) Görüyorsunuz, tecrübeli yazarın analizinde bir "atlama" var: Hadi diyelim ki "ekonomik çıta"nın yüksekliği ile "başı örtmek zorunluluğu" arasında ters orantı var; peki ya "evlilik"? Yoksa bu "zorunluluğu" bertaraf etmek için gelecekte millet "evlilik"ten de mi vazgeçecek?! Cıvaoğlu'nun "Türbanın MR'ı" başlıklı bu ilginç yazısının sonuç cümleleri de bu doğrultu da öngörülerle dolu: "Sonuç... Daha bir süre başörtüsü-türban manzaralarıyla yaşayacağız. Bu görüntülerin küresel çizgilere dönüşümü, ekonomik ve kültürel alanlarda, toplumun yukarı çekilmesine bağlı. Zaten o düzeylerde hoşgörü çıtası da yükselir." Mesele epeyce anlaşıldı sanırız. "Toplum yukarı çekildikçe", başörtüsü-türban aşağıya çekilecek! Sonuç olarak Milliyet'in bu büyük araştırmasından ne gibi sonuçlar çıkacağını gerçekten merakla bekliyoruz. Baştan söylediğimiz gibi "önyargılı" değiliz. Hatta bu araştırmanın Belma Akçura'nın ikinci gün (birinci gün değil!) yayımladığı röportajı gibi çok öğretici yanları da var. Ama doğrusu yine de sonucu merak ediyoruz... Ve tabii başta işaret ettiğimiz hususu unutmadan: "Türban" meselesi, daha doğrusu "türban yasağı" meselesi sadece "alan araştırması" ile "sosyoloji" ile altından kalkılabilecek bir mesele değildir. "Sivil haklar", "insan hakları" gibi kavramları devreye sokmadan bu mesele anlaşılabilir ve çözülebilir mi? (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |