|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Evet, asıl değişmesi gerekeni söylüyorum: Bu, sistemin özündeki zihniyettir. O da, küçük bir kesimin, toplumsal olanı gözetleme, denetleme ve yargılama hakkı bulunduğu ön kabulüdür. Sistemin özündeki sancı budur ve bu değişmedikçe Türkiye'de demokrasi ve hukuk devleti olmaz, sancı da bitmez. Bir şey daha: Son sancılar, toplumun bu sancılı yapıyı değiştirme yönündeki iradesinin daha etkin hale gelmesinin ürünüdür. Şimdi konuyu biraz açalım: Milliyet'in "başörtüsü - türban araştırması"ndan yola çıkalım. Tarhan Erdem yönetimindeki A&G Kamuoyu Araştırma Kurumu'nun yaptığı kamuoyu araştırması, daha önce Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak tarafından yapılan benzeri bir araştırmayı onaylayıcı sonuçlar ortaya koydu. İşte rakamlar: -Türkiye'deki hanelerin yüzde 77'sinde başı örtülü kadın var. -Diplomasızlarda yüzde 91.5'i bulan başörtülü oranı, üniversite mezunlarında bile yüzde 10.5 seviyesinde. -Evli kadınların yüzde 72.7'si başörtülü. -Türkiye ortalamasında başörtülü oranı yüzde 64.7 -18-27 yaş arasında başörtülü kadın oranı yüzde 46.9, 44 ve daha yüksek yaşlarda oran yüzde 78.2 Bunlar, "Türkiye'deki başörtüsü gerçeği"nin toplumsal göstergesi. Yani eğer "toplumsal gerçeklik" başkasının özgürlüğünü engellemediği ölçüde bir meşruiyyet gerekçesi ise, "başörtüsü"nün toplumsal meşruiyyeti tartışma götürmeyecek kadar açık. Erdem'in kamuoyu araştırmasının bir de "başörtüsünün toplum tarafından algılanma biçimi" açısından ortaya çıkan sonuçları var. O da önemli. Türkiye'de en çok tartıışlan konu şu: Acaba başörtüsü bir "siyasal simge" mi? Çünkü tartışma -haklı olmamakla birlikte- "simge" iddiası üzerinde odaklaşıyor. Araştırmanın sonuçlarına göre toplumun sadece yüzde 19.2'si başörtüsünü "laiklik karşıtlığının simgesi" olarak algılıyor. Toplumun yüzde 70'i ise bu soruya "hayır" cevabını veriyor. İlginçtir CHP'lilerin bile çoğunluğu, yani yüzde 47.5'i başörtüsünü "laiklik karşıtı bir simge" olarak görmüyor. Başörtüsünü "simge" olarak değerlendiren CHP'lilerin oranı yüzde 42.4'te kalıyor. İşte Türkiye'deki "başörtüsü gerçeği" bu. Oysa bir gerçek daha var ki Türkiye'de başörtüsü yasağı yıllardan beri sürüyor. Başbakan'ın eşinin başörtüsü bile gerilim konusu oluyor. Neden? İşte o temel sancı yüzünden. Sistemin meşruiyyet vizesinin kendilerinden sorulacağını düşünen bir grup, belki de o "başörtüsü laiklik karşıtı simge" kanaatini sergileyen ve ancak toplumun yüzde 19'unu oluşturan bir grup kendilerinde toplumun geriye kalanını denetleme, gözetleme, yargılama hakkı görüyor ve toplumun yüzde 70'lik diğer kesimine karşı yasaklar üretiyor. Artı, o yüzde 70'in, yüzde 19'lar nezdinde kendi davranışlarının "masumiyet"ini ispat etmesi düzenini işletiyor. Hepimiz oturuyoruz, ve "biz masumuz" söylemi üretiyoruz. Hepimiz yani, öğrenciler, kamu görevlileri, siyasi kadrolar, medya... Hatta böyle, aslında kendileri başörtülü olmadıkları halde, toplumsal gerçeklik sebebiyle başörtüsü konusunda özgürlük açılımı sağlayan araştırmacılar bile dört elle sarılınan kişiler haline geliyor. İşin içinde hep bir zihniyet sancısı var. Türkiye'de birileri birilerini yargılama hakkı bulunduğunu düşünüyor. Yine Türkiye'de birileri suçluluk duygusuna itilerek birilerine karşı kendilerinin masumiyetini ispatlama çabası içine giriyorlar. Bizler, sözümona en özgür olması gereken medya mensupları bile, hiçbir hukuki mesnedi bulunmayan bir "akreditasyon" uygulamasına karşı, hukuk alanında çıkış yolu göremediğimiz için "masumiyet ispatı" çabalarına giriyoruz. Sözümona hukuk devletiyiz, sözümona demokrasi kurallar ve kurumlar düzenidir. Yoo, halktan çuval çuval oy almış siyasi kadroların bile dramatik bir biçimde kendi meşruiyyetlerini ispat çabalarına itildikleri bir çarpık zemini paylaşıyoruz. Ama değişiyor Türkiye. Bilinç yükselmesi ayan beyan görülüyor. İnsanlar de facto (fiili) yapıyı sarsarcasına sorguluyor. "Dayatma"ların meşruiyyet zemini tiftik tiftik atılıyor. Bence fazla zamanı kalmadı. Geçen zaman çok şey öğretti Türkiye'ye... Darbeler bile bir eğitim gerçekleştirdi ve "artık yeter" demeyi öğretti Türkiye insanına. Bir gün azınlık görüşlerin, çoğunluk görüşleri yasaklarla kuşattığı ve çarkları birbirine kırdıran hüviyetiyle ülkeyi derin sancılar içine iten sistem yapılanışı değişecek. Türkiye işte o zaman, sancılardan kurtulup kanatlanacak. İnsanlarımız ne kadar çabuk haklarının bilincine varır ve bu çarpık yapıyı sorgulayacak bilinç düzeyine ulaşırlarsa, Türkiye'nin sancılardan kurtuluşu o kadar çabuklaşacak. Bir gün insanlar yüksek sesle şöyle diyecek: -Hangi hakla?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |