|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu başlığın, içinde bulunduğumuz hassas dönemde yanlış anlaşılmasını önlemek için peşinen söyleyelim: Amacımız devletin askeri ve güvenlikle ilgili kurumlarına gönderme yapmak değil. Hatta, gizliliğe meraklı diye kamu kurumlarımızı da eleştirecek değilim. Halka en fazla açık olması gereken kurumlarımız bile, gazetelere kendileriyle ilgili verdikleri ilan ya da duyurulardaki bilgileri dahi gizli sınıfına sokabiliyor. Bu da normal karşılanıyor. Öyle bir refleks işte bu gizlilik. İyisi mi biz yine de, bazı yanlış anlamalar devreye girmeden Ardahan civarındaki Çamlıçatak Jandarma Karakolu tarafından bir süre önce gözaltına alınan (Önceki yazımızda yanlışlıkla Kars'a bağlı Çamlık Karakolu demişiz) çevrecilerle ilgili olaya dönelim. Çünkü konu Bakü-Ceyhan petrol boru hattı. Türkiye için hayati önemi olan bir mesele. Geçenlerde Uluslararsı Af Örgütü Bakü-Ceyhan projesinin insan haklarına ve çevreye zarar vereceğini ileri süren bir rapor yayınladı. Artık bütün uluslararası projelerde, bir bölgeyi ve o cografyada yaşayan insanları ilgilendiren alt yapı yatırımlarında uyulması gereken evrensel standartlar oluşuyor. O standartlara aykırı yatırımlar, uluslararsı demokratik kamuoyunun gözleri önüne seriliyor. İnsan hakları örgütleri ve çevreci kuruluşlar artık bu meselelerle yakından ilgili. Bu standartlara uymayan yatırımlara daha işin başında müdahale ediyorlar. Bu projelere kredi verilmesini de bu krediye onay verme durumundaki ülke hükümetlerinin bu kredileri desteklemesini de engellemeye çalışıyorlar. Ilısu Barajı'nın inşaatı bu sayede durduruldu. Baraji yapacak olan şirketler topluluğunun lokomotifi olan İngiliz şirketi Belfour Beaty, böyle bir kamuoyu baskısı sonucu bu işten ayrılmak zorunda kaldı. Hasankeyf şimdilik kurtulmuş oldu. Bakü-Ceyhan petrol boru hattı da böyle bir proje olma yolunda. Bu nedenle uluslararası çevreci kuruluşlar standartlara aykırı gördükleri noktalarda uyarılarını yapıyor. Projenin hem o bölgede yaşayan insanlara hem de tarihi ve doğal çevreye mümkün olan en az zararı verecek hale getirilmesi için mücadele ediyor. Çevreci örgütler, işte bu amaçla boru hattı güzergahına iki ayrı araştırma heyeti gönderdiler. Ayrıntılı raporlar hazırladılar. Bu raporlarla önce inşaatı yapan BP'yi ( British Petroleum) sıkıştırmaya başladılar. Hatta şirket bu eleştiriler nedeniyle inşaatın başlamasını 6 ay kadar ertelemek zorunda kaldı. Örgütler, yılın başında Londra'da bir basın toplantısı düzenleyerek bulgularını ve uyarılarını medyaya aktardılar. Petrol şirketlerinin yaptıkları yarı gizli anlaşmalarla hattın geçeceği ülkelerde büyük imtiyazlar elde ettiklerini ve giderek bu ülkeleri sömürgeleştirecekleri iddiasında bulundular. Türkiye'de bu lafları duyan olmadı. Önceki yazımda anlattığım karakol meselesi, işte bu heyetin gözaltılar, özel timin baskıları ve engellemelerine rağmen yapılan araştırma gezisiyle ilgiliydi. O olay işin fiili engelleme bölümüydü. Bir de Ankara'da kamu kurumlarındaki engellemeler var. Çevreci heyet, Doğu Anadolu'ya gitmeden önce Ankara'ya uğradı. Amacı, konuyla ilgili kurum ve kişilerden bilgiler almaktı. Bu amaçla daha heyet gelmeden önce BOTAŞ'a da başvuruldu. Kurum yetkililerinden uygun görülecek birsiyle görüşme talep edildi. BOTAŞ yetkilileri (ve yetkisizleri) işi tam bir polisiye mesele haline getirdiler. Gazetelere yansımış bilgileri vermek konusunda bile korku ve kuşku duydukları için olsa gerek, görüşme talebini oyaladıkça oyaladılar. Açıkça görüşmeyeceğiz demediler ama başvuruya cevap bile vermediler. Hepsi birer uzman olan çevrecilere muhatap olmaktan bir gizli örgüt gibi kaçtılar. Sadece BOTAŞ değil CHP'nin çevreci milletvekilleri de aynı tavır içindeydiler. Çevecilerle görüşüp onları dinleyen ve konuyla ilgileceğini söyleyen tek yetkili, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış oldu. Oysa Elkatmış'ın yaptığı gibi onlarla konuşulmuş olsalardı, belki de hem hazırlanan raporlar hem de Af Örgütü'nün açıklamaları farklı olabilirdi. Şimdi BOTAŞ Af Örgütü'nün raporundan sonra açıklama yapıyor. Örgütün Türkiye temsilcisine brifing vermeyi öneriyor. Hat üzerinde yaşayanların kaybının adil bir tazminatla karşılanacağını, görüşmelerin yüzde 99 dostane çözümle sonuçlandığını söylüyor. Çevrecilerin raporları ise durumun böyle olmadığını gösteriyor. BOTAŞ'ın bu uluslararası standartlar meselesine boşverdiği anlaşılıyor. Gizli örgüt anlayışını bir tarafa bırakarak açık olmayı deneseler belki de boru hattının Türkiye açısından daha sağlıklı bir projeye dönüşmesine de katkıda bulunabilecekler. O zaman mesela işe, petrol şirketleriyle yapılan ve adına 'Ev Sahibi Hükümet Anlaşması' denilen imtiyaz anlaşmalarını tartışmaya açarak başlayabiliriz. Konunun takipçisi olan insanlara casus muamelesi yapmaktan da vazgeçmemiz de gerekiyor tabii… Ankara'daki polisiye gelişmelere fazlaca kafayı takmış olsak da, bunun önemli bir mesele olduğunu bir kere daha duyurmak istiyorum!... İlgilenenlere…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |