AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Bu ülkede sabah olur mu?

Neyi neresinden tutacaksınız? Haber şöyle: "AKP hükümetinin 'izlenme süresi'nin dolduğunu belirten Genelkurmay, rahatsızlığını MGK toplantısında dile getirecek." (Milliyet, 23 Nisan 2003)

Ardından Genelkurmay Başkanı'na atfen "Ordu'nun Dışişleri genelgesinden ciddi şekilde rahatsız olduğu, bürokrat atamalarını mercek altına aldığı" sözleri yansıyor medyaya.

Bu haberlerin çizdiği 23 Nisan 2003 Türkiye portresi şu:

"Türkiye'de bir tek gerçek iktidar var: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin iktidarı. O gözetler, o denetler, o rapor tutar, o MGK'da yargılar... Dışişleri de onun gözetimindedir, herhangi bir bürokratın tayini de... Seçimler yapılır, iktidarlar belirlenir ama, o iktidarlar hep TSK'nın gözünün içine bakmak zorundadır. Genelkurmay Başkanı'nın yasal statüde Başbakan'a bağlı olmasının da, kağıtlarda böyle yazılmış olmasından öte bir anlamı bulunmamaktadır. Çünkü Başbakan'ın eylemleri de üzerinde TSK'nın gözetim ve denetimini hissetmek zorundadır. "

Dünya böyle okuyacak Türkiye'yi...

Genelkurmay Başkanı acaba medyaya yansıyan sözlerinin böyle bir Türkiye görüntüsü çizeceğini hesap etmekte midir? Ya da bu görüntüyü vermenin doğru olduğunu düşünmekte midir? Ya da bu görüntüyü vermenin, tam da "Türkiye'de siyasetin üzerinde askerin derin etkisi var" diye rezervler geliştiren AB'nin eline eşi bulunmaz kanıtlar verdiğini dikkate almakta mıdır? Ya da, AB'nin eline böyle bir rezev gerekçesi vermeyi mi gerekli görmektedir?

Görüyorsunuz bir söz, bir tavır, doğrulukları tartışılmadan, daha prensip noktasında ne tür sorular üretiyor. Bir de doğruluklarını tartıştığınızda, Genelkurmay'ın tavrının çok daha su götürür nitelik taşıdığını görüyorsunuz.

Türkiye'nin uluslararası etkinliğini artırmak için, yurt dışındaki derneklerle "teröre bulaşmamış olmak" ve "ayırım gözetmemek" kaydıyla, üstelik herhangi bir isim zikredilmeksizin ilişki geliştirilmesini istemenin olumsuz yanı nedir? Ne yani, kimliklerini koruma kaygılarına "Milli Görüş" çatısı altında cevap buldukları için Avrupa'daki yüzbinlerce insanın üstüne çizgi mi çekeceğiz? Bu, "ayrımcılık"tan öte, sırf pragmatik açıdan düşünülse bile, başlı başına "lobi" oluşturma girişiminin kendi ruhuyla çelişen bir tavır olmaz mı?

Ya tayinlerdeki tavra ne demeli? Türkiye her olağanüstü dönemde insanlarını biçe biçe gelen bir ülke. Yıkıntılar ülkesi. 28 Şubat da listeler oluşturmuş kırmızı noktalı. Şimdi o listeler iktidarın önüne "sakıncalılar" dosyası halinde çıkıyor. Yargılanma yok, herhangi bir mahkumiyet yok ama sakıncalısınız! Nerede hukuk devleti? Türkiye'nin insan kaynağı böyle kolayca biçecek kadar çok mu?

Ya şu resepsiyon krizi!

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı 23 Nisan "Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı" sebebiyle, eşi ile birlikte bir davette bulunuyor.

Ama eşi başörtülü!

Ve orada sorun başlıyor. Ana Muhalefet lideri, ardından Cumhurbaşkanı ve komutanlar adeta bir "cephe" hüviyetinde peşpeşe resepsiyona katılmayacaklarını açıklıyorlar.

Tansiyon yükseliyor. Türkiye'de bilinen kısır döngü devreye giriyor.

Soru net: Acaba asker nereye kadar gider?

Sonunda "gerilimi düşürmek" yine Meclis'te 363 milletvekili ile temsil edilen sivil iradeye düşüyor. Meclis Başkanı ve Başbakan dahil hükümet üyeleri, resepsiyona "başörtülü" eşleriyle katılmayacaklarını açıklıyorlar.

Nasıl bir Türkiye!

Özgürlükler ülkesi değil mi bu!

Meclis Başkanının, Başbakanın ve bakanların eşlerinin kamu önüne özgürce seçtikleri giysileri ile çıkamadıkları, çıkmalarının bir rejmi sorunu haline geldiği, başörtülerinin bahis konusu edildiği her durumda yüzlerinde şamar hissetmeleri ile sonuçlanan bir ülke!

Medyamız çok özgürlükçü!!! Köşelerde Meclis Başkanı ve Başbakan'a "eşlerinin başlarını açtırmaları ya da peruk vs. takmaları" tavsiyesinde bulunuluyor. Kimbilir, zor kullanılabilse, belki de polis zoruyla sağlanacak bu... Şimdi onları toplum dışına iterek zorun gücünü kullanmış oluyoruz.

"Ulusal egemenlik"in bir anlamı var mı bu ülkede?

Seçimle gelmiş olmanın bir anlamı var mı?

"Sivil iktidar"ın bir anlamı var mı?

"Hukukun üstünlüğü"nün bir anlamı var mı?

"İnanç özgürlüğü"nün bir anlamı var mı?

Bu ülkede insanlar eşit mi? Yoksa birilerinin başkalarını yargısız mahkum etme, dışlama, meşru veya gayrı meşru görme hakkı mı mevcut?

Garip, çok garip duygular üretiyor olan bitenler.

Bu ülkede sabah olur mu?

Ana muhalefet liderinin siyasetin alanını daraltıcı bir tavırla gerilimi beslediği bir ülkede sabah olur mu?

Yazık oluyor bu ülkeye.

Bu halka yazık oluyor.


24 Nisan 2003
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED